"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Bediüzzaman Said Nursî’nin kayıp mezarının sırrı

20 Ekim 2021, Çarşamba
Merhaba. Nebbaş nedir bilir misiniz? Ben de bilmezdim bu kitabı okuyuncaya kadar. Nereden bilebilirim ki, hiç “mezar hırsızı” ile karşılaşmamıştım daha önce. Evet, nebbaş kelimesi ‘mezar hırsızı’ anlamına gelir imiş. Söylemi sert ve vurucu bir kelime; anlamı gibi, değil mi?

Kitaplık - Bilge Öğrenir

 

Neden bu kitabı seçtim, diyecek olursak -ki ben kendime sordum bu soruyu-, her olayda olduğu gibi efsanelerin dolaşmasına izin vermeden, deliller ve belgelerle konuşan kaynaklardan alınması gereken bir bilgi olduğunu düşündüğüm için seçtim. Ama nihai fikrimi en sonda paylaşacağım. Okurken çok kızdığım, öfkeden dilimin ucuna bedduâların iliştiği ve zorla yutkunduğum kısımlar oldu. Çok da şaşırmadım çoğu şeye doğrusu. Zaten ömr-ü hayatı zindanlarda, sürgünlerde geçmiş; defalarca zehirlenmiş, varlığı yok edilmek istenmiş bir zatın “ruhu ahirete intikal etmiş bedeninden korkulması” ironik.

Adından da anlaşılacağı üzere Bediüzzaman Hazretleri’nin kabrini araştırma çalışması bu kitap. Baştan söyleyeyim! Yazar ile aynı fikirde değilim. Yani; kabrini bulma ve türbe yapma arzum yok. Zaten kabrinin kaybolacağını sağken bildirmiş ve de sadece 1-2 talebesinin bilmesini arzu etmiş bir zatın kabrini gün yüzüne çıkarmanın çok da doğru olmayacağı kanaatindeyim.

Üstadın kabrini kim götürdü?

O halde niye bu kitap? Bunun cevabı da şu; “Kabri nasıl oldu da Urfa’dan gitti? Kim götürdü, nasıl götürdü ve neden götürdü?” gibi sorulara anlamlı bir cevap arayışı. Enteresan bilgilerle de karşılaştım elbette. Sizinle de paylaşayım: İlk olarak Abdülmecid Ünlükul (Üstadın küçük kardeşi) kullanılmış bu hadisede. Tehdit ile dilekçe yazdırılmış, cebren yani. Güya “Abisinin kabrini ziyaret etmek istiyor, ama Konya (o sırada bu şehirde görev yapıyor Ünlükul) ve Urfa arası 2 günlük mesafe olduğu için ziyaret edemiyor ve taşınmasını istiyor” imiş. Mantıklı bir sebep olduğunu düşünen o zamanın devlet ricali ivedilikle kabul ediyor bu dilekçeyi. İnsanın aklına şu soru geliyor “Bugün bile en az 15 iş günü süren dilekçe kabul/cevap nasıl oldu da o zamanın ülke şartlarında 5 iş günü içerisinde kabul edildi böyle?” Dilekçe veriliş tarihi 4 Temmuz 1960, nebbaşlık işi 11 Temmuz 1960 (gecenin bir yarısı).

İkinci enteresan bulduğum nokta ise, yazarın şu yorumu oldu: “Üzerinden çeyrek yüzyıl geçen Bediüzzaman’ın mezarının bir gece baskını ile yıkılarak naaşının uçakla kaçırılması olayı ile ilgili ne kadar çok asker, subay ve jandarma ile görüştümse hemen hemen hepsi boylu poslu ve pehlivan yapılı insanlardı.” Akıllarda yine ortak bir soru: ‘Bir ölüden bu kadar mı çok korkuyordunuz?’

Evet, bu müstekreh işi askerimize yaptırıyorlar. Yazarın askerlerle görüşmelerinin hepsinden alınan aynı cevap, ya “Ne yaptığımızı bilmiyorduk, emre tabiydik” ya da “Kim olduğunu bilmiyorduk, emir verildi yaptık”. Öyle ki işin başına geçinceye kadar kimse ne yapılacağını bilmiyor. Mübarek tabut Urfa’dan Afyon’a, oradan da Isparta’ya naklediliyor. Afyon’daki askerlere ‘Hazine gelecek, onu alacaksınız’ deniyor, Urfa’dakilere ise ‘Birine bile bir şey söylerseniz asılırsınız, idam edilirsiniz’ tehditleri ediliyor. Kimi gün doğup da şehirden söylentiler gelince öğreniyor kabrin sahibini, kimi ise günler sonra öğreniyor taşıdıkları zatın adını.

Mezarı neden yıkıldı?

Böyle çirkin bir işin en güzel neticesi ne biliyor musunuz? Cevap yine yazardan gelsin: “Üstad Bediüzzaman’ın mezarıyla alâkalı çalışmalarımda, bu acı meselenin şahitleri, ya pırıl pırıl, sünnet üzere sakal bırakmış, mü’min veyahut da cami yolunda, mescit ve namaz yolunda musallî insanlardı.”

Son olarak kitaba sormamız gereken sorulardan biri: “Ya neden yıkıldı mezar?” Birkaç sebep var, hangisi mantığınıza daha çok yatıyorsa onu kabul edin. Bana sorarsanız, hepsi mantıksız ve çürütülebilir şeyler: 1- Siyasî sebepler; Urfa’nın Kürtlüğün merkezi olabilme tehlikesini barındırdığı için. 2- Dinî sebepler; Masonlar bilhassa bu konuda baskı yaptığı için. 3- Eserleri ile birlikte yok edilmek istendiği için. Yazarın kırk yılı aşkın çalışmasını ihtiva eden, âdeta akademik bir dosya (ihtiva ettiği alıntılar ve belgeler dolayısıyla) hüviyetini taşıyan bu kitabı iyi ki okumuşum dedim. Burada sizinle paylaşamadığım daha pek çok noktası var ancak bana ayrılan sürenin sonuna geldik. 

Bilge Öğrenir

Not: Genç Yorum Dergisi Ekim sayısından alınmıştır.

Okunma Sayısı: 2173
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı