Çin ve Osmanlı, geçmişte kendi medeniyetlerini kurmuş ve asırlarca dünyayı derinden etkilemiş iki büyük imparatorluktu. Ancak 1800’lerden itibaren güçlerini kaybettiler ve sömürgeci devletlerin sürekli aşağıladığı, biri Doğu’da diğeri Batı’da iki “hasta adam” hâline geldiler.
1908 yılında Osmanlı’da Meşrutiyet (Hürriyet) ilân edilince büyük bir değişim başladı. Bu gelişme, Osmanlı’daki baskıcı yönetimin Asya’nın hürriyetinin önüne çektiği karanlık seddi yıktı. Bu hürriyet ışığı, Çin’e kadar ulaştı ve oradaki hürriyet yanlılarına büyük bir cesaret verdi. Onlar da “Osmanlı’nın başardığını biz neden yapmayalım?” diyerek harekete geçtiler ve 1912’de Çin Cumhuriyeti’ni kurdular.
“Bizde olan istibdat, Asya’nın hürriyetine zulmanî bir set çekmişti. Ziya-yı hürriyet o muzlim perdeden geçemezdi ki, gözleri açsın, kemâlâtı göstersin. İşte bu seddin tahribiyle, fikr-i hürriyet Çin’e kadar yayıldı ve yayılacaktır.” (Münazarat) Fakat her iki ülke için de sular durulmadı. Batılı devletlerden saygı görmeyi beklerken tam tersi oldu: Osmanlı toprak kaybetmeye devam etti, Çin ise dış güçlerden umduğu desteği bulamadı.
Ancak Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra dünya çok değişti. 1920’lerde Türk milliyetçileri imkânsızı başararak sömürgeci güçleri ülkeden kovdu ve adeta küllerinden yeniden doğdu. Bu başarı, 1925’te Çin’deki Milliyetçi Parti’nin (KMT) başına geçen asker kökenli lider Çan Kay Şek’i derinden etkiledi. Öyle ki, 1935’te Ankara’ya gelen Çin heyeti, zaferi tek kişiye atfeden CHP’nin tesiriyle Türk yetkililere açıkça “Biz buraya Atatürk’ten ders almaya ve Türk Devrimi’ni incelemeye geldik” dedi.
Türkiye’nin “Altı Ok” ilkelerine karşı, Çin’in de “Üç Halk İlkesi” vardı. İki ülke benzer bir yoldan yürüyordu.
Diğer yandan dünyada, “Sermaye sahipleri ortak düşmanımızdır, tüm işçiler birleşmelidir” diyen komünistlerin sesi yükseliyordu. Çinli lider Mao bu cazip söylemi kullanarak milyonlarca insanı peşinden sürükledi ve kandırdı. Zaten komünizmin temelindeki zıtların birliği (diyalektik) fikri, Çin kültüründeki Yin ve Yang felsefesine de benzemiyor muydu?
Japon işgaline karşı zoraki bir ortaklık kursalar da, Çan Kay Şek’in milliyetçileri (KMT) ile Mao’nun komünistleri (ÇKP) arasındaki güç savaşı gitgide kızıştı. Sonunda savaşı Mao kazandı ve 1949’da Çan Kay Şek Tayvan’a çekilmek zorunda kaldı. Ancak bugünkü Çin’e baktığımızda, aslında Mao’nun değil, Çan Kay Şek’in hayal ettiği milliyetçi sistemin kazandığını görüyoruz.
Bu noktada “Ama Çin halâ komünist bir devlet!” diyerek îtiraz edebilirsiniz. İşte bu yazı dizisi tam da bu îtiraza karşı çıkıyor: Bugünkü Çin aslında komünist değil, yeni bir Kemalizm (Neokemalizm) modeliyle yönetiliyor.