Çağdaş yayıncılık ve iletişim zemininde, kâinatı okuma ve içtimaî meseleleri değerlendirme metotları yeni kavramsal araçlara ihtiyaç duymaktadır.
Günümüz insanının gerçeklik algısını belirleyen en baskın unsurların başında görsel üretim teknolojileri ve ekranlar gelmektedir. Fotoğraf ve sinema dünyasında saniyede 120 kareye (120 fps) ulaşan 4K akışlar, 8K 60 fps yüksek çözünürlüklü kayıtlar, geniş dinamik aralıklar (HDR) ve yüksek tazeleme hızına sahip paneller teknik gelişimden ziyade aynı zamanda fikrî ve felsefî bir temsil kazandırır.
Teknik açıdan incelendiğinde, en gelişmiş sensörlerle çekilip en yüksek çözünürlüklü ekranlarda sunulan bir görüntü dahi temel bir ilkeyle çalışır: Kamera sensörünün ışığı (fotonları) dijital veriye dönüştürmesi ve ekran panelindeki mikro ışık kaynaklarının (piksellerin) bu veriyi belirli bir frekansta aydınlatması. Ekran yüzeyinde beliren 8K çözünürlükteki akıcı bir manzara veya ağır çekim bir detay, görüntünün kaynağının o cam panel veya sensörün kendisi olduğunu göstermez. Kamera da ekran da pasif birer taşıyıcı ve aktarıcıdır. Veri akışı kesildiğinde veya enerji tükendiğinde, görünürdeki tüm estetik yerini niteliksiz bir karanlığa bırakır.
Bu teknik vaka, Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri’nin Risale-i Nur Külliyatı’nda ikaz ettiği “Sikke, Mühür ve Tecelli” ilkelerinin günümüz kavramlarıyla tahlil edilmesi açısından önem arz etmektedir. Risale-i Nur’un içtimaî ve imanî yaklaşımında mevcutlar; kendi öz varlıklarıyla kaim olmayan, üzerlerindeki nakış ve estetik değerleri Sânî-i Zülcelâl adına sergileyen birer tecelligâhtır.
Fotoğrafçılık ve videografi merceğinden bakıldığında kâinat, saniyede milyarlarca kare kesintisiz akışın gerçekleştiği, hiçbir kare atlamasının (frame drop) veya çözünürlük kaybının yaşanmadığı devasa bir tecelli ekranı hükmündedir. Bir kuşun kanat çırpışındaki akıcılık, gözün algıladığı kusursuz dinamik aralık ve tabiattaki renk geçişleri; kâinat ekranında tezahür eden yüksek nitelikli yansımalardır. Pozitivist ve materyalist yaklaşımın, bu tezahürleri sebeplere veya tesadüflere bağlama yanılgısı; 8K 60 fps bir görüntünün niteliğini kameranın merceğine veya ekranın arkasındaki kablolara bağlamakla eşdeğer bir metodoloji hatasıdır.
Kâinat ekranında müşahede edilen her nakış, Esma-i Hüsna’nın doğrudan bir tecellisidir. Kadrajımıza giren mevcutlardaki estetik ve form ism-i Musavvir’e, ışığın ve gölgenin sarsılmaz dengesi ism-i Hakîm’e, her an yenilenen ve kesintisiz akan kareler ise ism-i Kayyûm’a işaret etmektedir. Varlıklar, tıpkı bir ekranın pikselleri veya kameranın sensöründeki reseptörler gibi, kendilerinde var olmayan vasıfları Yaratıcılarının namına yansıtmaktadır.
Görüntüleme teknolojilerindeki gelişmeler, imanî ve içtimaî hakikatlerin kitlelere aktarılmasında güçlü birer temsil imkânı sunmaktadır. Görsel kültürün ve karelerin hakim olduğu bu çağda, vizörden görünen renge veya ekrandaki piksele takılmayıp asıl Sanatkâr’a ve Işık Kaynağı’na odaklanmak; fikrî istikameti muhafaza etmenin ve hakikati her türlü dönemsel perdenin üstünde tutabilmenin temel şartıdır. Yeni Asya’nın da içtimaî ve fikrî yayıncılığında, kâinatı bu tefekkür zemininde okumaya ve temsil ettiği istikameti, dijital ortama aktarmaya devam etmesi ve geliştirmesi gerekir.