Toplumda ciddi belirsizlikler var. Kavramlar karışmış, başkalaşmış. Anlamlar değişmiş, kirletilmiş.
Adeta birer zihin mimarı gibi çalışan şer odaklarının kitlesel algı operasyonlarıyla, ruhları ablukaya aldığı dehşetli bir ahirzaman tablosuyla karşı karşıyayız. Toplum mühendislerinin kalpleri ve akılları hedef alan bu dehşetli manevi tahribata ve fitne odaklarının menfî hareket metotlarına karşı; asrın Kur’an tefsiri olan Risale-i Nur’un reçetesi, asayişi ve kalbi huzuru temin eden müsbet hareket metodunu tavizsiz bir şekilde benimsemektir.
Toplum mühendisliği adı altında şer odakları, cemiyetin manevî yapısında ve sosyal dokusunda tahribat yapmak, avam halkın hissiyatını entrikalarla yönlendirip kontrol altında tutmak için çalışırlar. Toplumsal hayatta, gizli zındıka komitelerinin parmaklarıyla, neticesi ne olursa olsun kitlelere yönelik algı ve propagandalar üreterek, gerektiğinde anarşi ve isyan hareketleri netice veren menfî adımlar atarlar. Bizler ise bu dehşetli fitne asrında, Bediüzzaman Hazretleri’nin Kur’ân-ı Hakîm’den ders aldığı müsbet hareket düsturunu rehber ederek bu manevî taarruza karşı durmalıyız.
Peki, nasıl duracağız?
Bu muazzam manevî kuşatmaya ve şer odaklarının taarruzlarına karşı durabilmek, ancak şahsî ve aktüel kutuplaşmaların menfî girdabına kapılmayıp, kör dövüşünü reddederek karanlığa mum yakan “müsbet bir hareket” sergilemekle mümkündür. Toplum mühendislerinin netice odaklı manipülasyonlarına karşı, hırs ve ümitsizlik tuzaklarına düşmeden sırf rıza-yı İlâhî’yi esas alıp vazifemizi yapmak ve neticeyi kadere bırakmak, bizi savrulmaktan koruyacak en muhkem kaledir. Asrın fırtınaları karşısında feryat etmek yerine, zamanı Nur-u Kur’ân ile okuyarak hayata imanî bir şuurla model olmak; sabır, şükür ve asayişi koruyan yapıcı bir dille dimdik durmamızı sağlayacaktır.
Nitekim Bediüzzaman Hazretleri, ihlasın ve rıza-yı İlâhî’nin muktezası olarak metotların en selametlisi olan müsbet hareketi ihtiyar etmiştir.
Peki müsbet hareket ve menfî hareket nedir?
Müsbet; kelime manasıyla ispat edilmiş, ortaya konulan istifadeye sunulmuş, doğrulanmış hareket; zıttı olan menfî hareket de nefyedilmiş, yasaklanmış, doğrulanmamış anlamlarda kullanılıyor. Bir amaca yönelik üretici hareket etme, düzenli çalışıp verimli planlanmış bir metot ile sayısız hayati ve faydacı bir oluşum doğrultusunda bir dünya görüşü, bir paradigmadır. Makyavelist bir düşünce ile topluma karşı menfaati önceleyen bir yaklaşımla karıştırıcı, anarşik, huzur bozucu ve negatif bir şekilde “amaca ulaşmak için her şey caizdir” diyerek hareket etmek değil, toplumsal normları dengeli, etkili ve stratejik hedefler doğrultusunda muhafaza etmesidir. Ayrıca müsbet hareket imardır, menfî hareket ise tahriptir. Bediüzzaman Hazretleri bu metodu tesadüfen değil, bu asrın manevi hastalıklarını Kur’an’ın eczanesinden teşhis ederek vaz etmiştir.
Müellif-i muhterem Üstadımız, bütün ömrü boyunca bizzat yaşayarak tatbik ettiği bu muazzam düsturu, adeta Nur talebelerine bir veda hutbesi ve vasiyetname olan son mektubunda şöyle ilan etmiştir:
“Bizim vazifemiz müsbet hareket etmektir. Menfî hareket değildir. Rıza-yı ilâhiye göre sırf hizmet-i imaniyeyi yapmaktır; vazife-i ilâhiyeye karışmamaktır. Bizler asayişi muhafazayı netice veren müsbet iman hizmeti içinde herbir sıkıntıya karşı sabırla, şükürle mükellefiz.” (Emirdağ Lahikası)
Bediüzzaman Said Nursî, “Müsbet Hareket” kavramını Risale-i Nur külliyatında müteaddit yerlerde zikretmiş ve ömrünün son demlerinde talebelerine yaptığı son derslerinde, bunu en mukaddes bir emanet ve şaşmaz bir düstur olarak miras bırakmıştır.