"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Benzin pompasındaki savaş - 3 Kasım ara seçimleri ve Amerikan seçmeninin cüzdanı

İbrahim DEMİRÖZ
13 Ekim 2026, Salı 00:04
AMERİKA’DAN MEKTUP - ARAŞTIRMA: İBRAHİM DEMİRÖZ

Sevgili okurlar,

Chicago'da sonbahar başladı. Michigan Gölü'nden esen rüzgâr serinledi, ağaçlar sararmaya başladı. Ama bu yıl Amerikan sonbaharının asıl rengini yapraklar değil, benzin istasyonlarındaki fiyat tabelaları belirliyor. Geçen ay Pennsylvania'da bir benzin pompasına yapıştırılmış bir etiketin fotoğrafı ülke çapında dolaştı. Üzerinde Başkan Trump'ın resmi ve fiyatların yanında tek bir cümle vardı: "Bunu ben yaptım!"

Bu küçük etiket, 3 Kasım'da yapılacak ara seçimlerin hikâyesini neredeyse tek başına anlatıyor.

"Mesele ekonomi, aptal!" Ama bu kez başka bir ekonomi

Amerikan siyasetinin en ünlü sözlerinden biri Bill Clinton'ın 1992 kampanyasından kalmadır: "Mesele ekonomi, aptal!" Amerikan seçmeni genellikle dış politikayla pek ilgilenmez. Cüzdanına bakarak oy verir. Bu seçimde de durum değişmiş değil. Pew Araştırma Merkezi'nin son anketinde kayıtlı seçmenlerin yüzde 29'u en önemli meselenin ekonomi olduğunu söylerken, dış politikayı birinci sıraya koyanların oranı yalnızca yüzde 4.

Ama bu rakamlar asıl hikâyeyi gizliyor. 

Christian Science Monitor'dan Howard LaFranchi'nin dikkat çektiği gibi, bu yıl ekonomiyi doğrudan dış politika belirliyor.  Öncelikle, uzun zamandır takip ettiğim ve Monitor olarak bilinen bu yayın organı hakkında kısaca bilgi vereyim.

The Christian Science Monitor, Amerikan gazeteciliğinin en özgün ve köklü yayınlarından biridir. 1908’de Mary Baker Eddy tarafından kurulan gazete, dönemin sansasyonel ve kişiselleştirilmiş gazeteciliğine alternatif olmayı amaçlıyordu. Bir asırdan fazla süredir dünyanın farklı bölgelerinden haber ve analiz üreten Monitor, bugün de uluslararası gazetecilikte saygın bir yere sahiptir.

Monitor’un ayırt edici özelliği yalnızca “ne oldu?” sorusunu değil, “neden oldu, bunun arkasındaki düşünceler ve insanî sonuçlar nelerdir?” sorularını da sormasıdır. 

Sansasyon yerine bağlamı, kutuplaştırma yerine anlayışı, umutsuzluk yerine gerçekçi umudu öne çıkarır. Kendi ifadesiyle, amacı okuyucuya “ne düşüneceğini söylemek” değil, kendi kanaatine varabilmesi için gerekli bilgi ve anlayışı sunmaktır. 

Burada önemli bir paradoks da vardır: Adında Christian Science bulunmasına rağmen Monitor’un haber gazeteciliği misyonerlik yapmaz; farklı dinî ve seküler dünya görüşlerine sahip okuyuculara hitap etmeyi amaçlar. Gazetenin temel ilkesi, kurucusunun şu sözüyle özetleniyor: “Kimseye zarar vermemek, bütün insanlığa iyilik etmek.”

Bu nedenle Christian Science Monitor, Amerikan basın geleneğinde hakikati arayan, bağımsız düşünceyi teşvik eden, insan onurunu gözeten ve dünyayı yalnızca çatışmalar üzerinden değil, çözüm ve ilerleme imkânları üzerinden de okumaya çalışan bir gazetecilik anlayışının önemli örneklerinden biridir.

Bu nedenle yaklaşan ara seçimle ilgili yaptığı yorum önemli.


Başkan Donald Trump (sağda), 29 Eylül 2025'te Washington'daki Beyaz Saray'ın Devlet Yemek Salonu'nda İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile düzenlenen basın toplantısını dinliyor.

28 Şubat'ta İsrail'le birlikte başlatılan İran savaşı ve Hürmüz Boğazı'ndaki ablukanın etkisi her Amerikan evine ulaştı. Benzin, süt, market alışverişi ve çiftçilerin kullandığı gübre pahalandı. Chicago Küresel İlişkiler Konseyi'nden Dina Smeltz, son on beş yılda insanların dış politika ile kendi ekonomik refahları arasında bu kadar güçlü bir bağ kurduğunu hiç görmediğini söylüyor.

Konseyin geçen hafta açıkladığı anket çarpıcı. Amerikalıların yüzde 86'sı savaşın hayat pahalılığı açısından "kötü" olduğunu düşünüyor. Üstelik Cumhuriyetçilerin bile yüzde 76'sı aynı görüşte. Yüzde 72'si savaşın Amerika'nın uluslararası itibarını zedelediğine, yüzde 65'i ise ulusal güvenliğe zarar verdiğine inanıyor. Trump'ın lehine olan tek bulgu, katılımcıların dörtte üçünden fazlasının savaşın İran'ın bölgedeki konumunu zayıflattığını kabul etmesi.

Maryland Üniversitesi'nden Joshua Shifrinson meseleyi iki cümleyle özetliyor. Birincisi, Trump yeni savaş başlatmama sözü vermişti. İkincisi, başlattığı savaş herkesin hayat pahalılığını artırdı. Kendisini "barış başkanı" olarak sunan bir liderin bu çelişkiyi seçmene açıklaması kolay değil.

Kendisini "barış başkanı" olarak sunan bir liderin, başlattığı savaşın faturasını seçmene açıklaması kolay değil.

Gümrük vergileri ve Iowa'nın tarlaları

Savaşın hemen ardından gümrük vergileri geliyor. Amerikalıların yüzde 71'i tarifelerin ekonomiye, yüzde 81'i ise kendi hayat pahalılıklarına zarar verdiğini düşünüyor. Bunun en somut sonucunu Iowa ve Kansas gibi, normalde Cumhuriyetçilerin rahatça kazandığı tarım eyaletlerinde görüyoruz. Bu eyaletlerde Senato yarışları beklenmedik biçimde çekişmeli hale geldi. Gübre fiyatlarının arttığı, ihracat pazarlarının daraldığı bir ortamda Amerikan çiftçisi sabrının sınırına geliyor.

Göç, İsrail ve gençlerin öfkesi

Bu seçimde dikkatimi çeken iki gelişme daha var.

Birincisi göç meselesi. Sınır politikaları genel olarak destek görse de, kitlesel sınır dışı etme uygulamalarının "fazla ileri gittiğini" düşünenler çoğunlukta. Bu durum özellikle 2024'te tarihi oranda Trump'a yönelen Hispanik seçmenler arasında ciddi bir kırılma yaşatıyor.

İkincisi ve bence daha tarihi olanı, İsrail meselesi. Chicago Konseyi'nin anketine göre Amerikalıların yüzde 56'sı İsrail'e yapılan askeri yardımın azaltılmasını ya da sona erdirilmesini destekliyor. On iki yıl önce bu oran sadece yüzde 24'tü. Gazze'deki savaş özellikle genç seçmenleri sandığa götüren temel motivasyonlardan biri haline geldi. Bu, Demokrat Parti içinde ciddi bir gerilim sebebi. Cumhuriyetçi tarafta da "yeni savaşlara hayır" diyen MAGA tabanı, Trump'ın Netanyahu'yla yakın ilişkisini sorguluyor. Amerikan siyasetinde yarım asırdır neredeyse tartışılmaz kabul edilen bir konsensüsün çatırdadığını görüyoruz. Amerika'da yaşayan bir Müslüman akademisyen olarak, kampüslerde ve camilerde bu değişimi her gün hissediyorum.

Bu arada ilginç bir paradoks da var. Amerikalılar Trump'ın Çin ve Rusya politikasını daha olumlu değerlendiriyor. Çin'le işbirliği yapılması gerektiğini düşünenlerin oranı iki yılda yüzde 40'tan yüzde 57'ye çıktı. Yani seçmen büyük güçlerle gerginliğin azalmasını takdir ediyor, ama Ortadoğu'da başlatılan savaşın faturasını ödemeye razı değil.

Tahminler: Kongre el değiştirecek mi?

Gelelim asıl soruya. 3 Kasım'da Temsilciler Meclisi'nin 435 sandalyesinin tamamı, Senato'nun ise 35 sandalyesi yenilenecek. Ayrıca 39 eyalet ve bölgede vali seçimi yapılacak. Erken oy kullanma çoktan başladı ve bir milyondan fazla oy sandığa atıldı.

Göstergeler Demokratların lehine. Reuters/Ipsos'un eylül ortasındaki anketinde Trump'ın onay oranı yüzde 35 çıktı, bir önceki ay ise yüzde 33 ile kariyerinin en düşük seviyesini görmüştü. Aynı ankette Demokratlar genel kongre tercihinde Cumhuriyetçilerin 7 puan önünde: yüzde 44'e yüzde 37. Bu, Trump'ın Beyaz Saray'a dönüşünden bu yana en geniş fark. Amerika'nın en tanınmış seçim analistlerinden Nate Silver'ın 6 Ekim'de güncellenen modeli, Demokratların Temsilciler Meclisi'ni geri almak için "çok güçlü bir konumda" olduğunu ve Senato'yu da kazanma ihtimalinin daha yüksek olduğunu gösteriyor.

Benim tahminim şu: Demokratlar Temsilciler Meclisi'ni büyük ihtimalle kazanacak. Amerikan tarihinde iktidardaki partinin ara seçimlerde sandalye kaybetmesi neredeyse bir kuraldır. Bu yıl buna savaş, enflasyon ve düşük onay oranları da ekleniyor. Teksas, Kuzey Karolina ve Missouri gibi eyaletlerde Cumhuriyetçilerin seçim bölgelerini kendi lehlerine yeniden çizmesi farkı daraltabilir, ama sonucu değiştirmesi zor görünüyor.

Senato ise daha belirsiz. 

Demokratların çoğunluğu elde etmesi için mevcut sandalyelerini koruyup en az 4 sandalye daha kazanmaları gerekiyor. Bu, haritanın Cumhuriyetçilere elverişli olduğu bir yılda kolay değil. Ama Iowa ve Kansas gibi eyaletlerin çekişmeli hale gelmesi, Demokratlara beklenmedik kapılar açıyor. Senato'nun kıl payı bir farkla belirleneceğini ve sonucun seçim gecesinden sonra günlerce tartışılacağını düşünüyorum.

Bir uyarı da eklemem gerekiyor. 2016'yı ve 2024'ü hatırlayanlar anketlere temkinli yaklaşır. Kasım'a hâlâ dört hafta var. İran'la bir ateşkes ve benzin fiyatlarında hızlı bir düşüş tabloyu değiştirebilir. Seçim sonuçları kadar katılım oranı da belirleyici olacak.

Sonuçlar neden önemli?

Bu seçim sadece Kongre'nin bileşimini değil, Trump'ın son iki yılının karakterini de belirleyecek. Demokratlar Temsilciler Meclisi'ni kazanırsa bütçe üzerinde söz sahibi olacaklar. İran savaşına ilişkin soruşturmalar açabilecek, savaş yetkileri konusunda Beyaz Saray'ı zorlayabilecekler. Senato da el değiştirirse, Trump'ın atamaları ve dış politika kararları ciddi bir denetime tabi olacak.

Türkiye açısından da sonuçlar önemli. İran savaşı doğrudan sınırımızın ötesinde yaşanıyor. Enerji fiyatları, ticaret yolları ve bölgesel güvenlik Ankara'yı doğrudan etkiliyor. İsrail'e askeri yardım konusunda Amerikan kamuoyunda yaşanan değişim, Gazze meselesinde Türkiye'nin tutumuna da yeni bir zemin sağlayabilir. Kongre'deki bir güç değişimi, Washington'un bölgeye bakışını da değiştirebilir.

Son olarak bir gözlem. 

Amerikan demokrasisi bütün kusurlarına rağmen hâlâ şaşırtıcı bir öz-düzeltme kapasitesine sahip. Seçmen, "barış" vaadiyle iktidara gelen bir liderin savaşının faturasını sandıkta kesmeye hazırlanıyor. Bir benzin pompasına yapıştırılan küçük bir etiket, bazen büyük siyasi demeçlerden daha etkili olabiliyor.

Kasım'da sonuçları nasipse yine yazacağım.

Selam ve muhabbetle.

Okunma Sayısı: 215
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı