ABD’nin, uluslararası hukuk normlarını ve diplomatik teamülleri bir kenara iterek Venezuela Devlet Başkanı’nı kendi ülkesinden “film senaryolarını aratmayacak” bir operasyonla alıp götürmesi, dünyanın gidişatı açısından ibretlik bir hadisedir.
Gerekçe narkotik suçlar olsa da, bu durum küresel güçlerin “güçlünün hukuku” prensibini nasıl pervasızca işlettiğini gösteriyor. Trump’ın, Putin’in Ukrayna işgaline sessiz kalması, aslında Batı’nın sömürgeci ama “paylaşımcı” yüzünün bir tezahürüydü; nitekim şimdi o paylaşım sırası Venezuela’ya gelmiş görünüyor.
İçeride Baskıcı, Dışarıda Aciz
Venezuela hadisesi, bilhassa İslâm dünyasındaki otoriter rejimler için çok ciddi dersler barındırıyor. Dünyanın en zengin petrol yataklarına sahip bir ülkenin, halkını sefalete mahkûm etmesi, teknolojiyi transfer edemeyip elindeki rafinerileri dahi işleyemez hale getirmesi, “sosyalist” kılıflı bir istibdadın iflasıdır.
Şunu da teslim etmek gerekir ki; Latin Amerika halklarının yıllardır ABD hegemonyasına ve sömürgeciliğine karşı sergilediği güçlü ve haysiyyetli direniş, şüphesiz bütün dünyada büyük takdir toplamıştır. Ancak bugün yaşanan asıl trajedi, bu “haklı direniş mirasının”, meşruiyetini yitirmiş iktidarlarca bir “kalkan” olarak kullanılmasıdır. Emperyalizme karşı en gür sadayı, kendi halkını ezenler değil; ancak arkasına milletinin rızasını almış, demokrasiyi özümsemiş liderler çıkarabilir.
Dikkat çekici olan şudur: Bir yönetim, bütün enerjisini içerideki muhalefeti sindirmeye harcarsa, dışarıdan gelen tehditlere karşı savunmasız kalır. Çin ve Rusya’dan alınan o pahalı savunma sistemlerinin, Batı gücü karşısında nasıl “etkisiz eleman” olduğu görüldü. Çünkü dikta rejimleri, namlularını haricî düşmana değil, kendi vatandaşına çevirmeye ayarlıdır.
En Büyük Savunma: Adalet ve Hürriyet
Diktatörlerin en büyük yanılgısı, her şeyin silah ve kaba kuvvetten ibaret olduğunu sanmalarıdır. Oysa içerideki insanları korku ve baskı ile yönetenler, kapıya daha büyük bir “korku” geldiğinde, çevrelerindeki itaat halkasının nasıl dağıldığını hayretle izlerler.
Bu tablodan çıkarılması gereken en hayatîders şudur: Emperyalist güçlerle veya “dünya hâkimleri” ile dikta rejimiyle, baskıyla, hamasetle mücadele edilemez. Bu küresel güçlere karşı en büyük savunma sistemi demokrasidir, hukuktur ve hürriyettir. Refahı halka yaymayan, problemleri halkın iradesiyle çözmeyen rejimler, dış müdahalelere açık hale gelir. Bir ülkenin en büyük gücü tankı, topu değil; devletine güvenen, hür ve müreffeh milletidir.