—Dünden Devam—
Bir gün Üstad, Emirdağ Çarşı Camii imamı Hafız Namık Şenel'e şöyle der: "Ben hiçbir yerde bu kadar uzun süre aynı camide namaz kılmamıştım. Burada Çarşı Camii'nde sekiz sene devamlı namaz kıldım. Alâküllihal bu cami benim camimdir. Buraya benim talebelerimden bir fedaî çıkması lâzımdı. O da sen oldun. Seni tebrik ederim. Benim camime imam olan aynı zaman da benim imamımdır.'

Bu zamanın kutbu kimdir?
Namık Hoca, Üstad ile ilgili bir hatırasını şöyle anlatır: "Bir gün Kaymakam Mehmed Uz Bey, Vaiz olarak Hacı Ali Kılınçalp ve ben Cuma namazı kılmak için Yukarı Piribeyli'ye gittik. Namaz sonrası ilmî kisveli Hacı Hüseyin Efendi, “Kaymakama hoş geldin desem ceza olur mu?” diye tereddüt etti. Ben de, 'Hocam, sizin bu ilim kisvesiyle bir kaymakama, hoş geldiniz diyemiyecek kadar sönük imanınız nerede; Bediüzzaman'ın ceberrut devrinde mahkemelerde ilmî kisvesini çıkarmadan kükremesi nerede?' deyince, merhum Hacı Hüseyin Efendi çok doğru söylüyorsun diye gözyaşı dökmüştü ve şöyle devam etmişti: "Ben, 'Bu zamanın mürşid-i kâmili kimdir? Kutbu kimdir?' diye kaç defa istiareye yatmışsam; hepsinde karşıma Bediüzzaman, al bir ata binmiş olarak karşıma çıkmıştır. Bunun için Bediüzzaman Hazretlerinin sakalı olmadığından ve evlenmediğinden iki sünneti terk ettiğini düşünerek tereddüde düşüyordum. Fakat ben bu konuda büyük hataya düşmüşüm.' (Son Şahitler, c. 4, s. 105.)