"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Parçalanarak yönetilen coğrafya

Hasan GÜNEŞ
13 Ocak 2026, Salı
Avrupa devletleri, bütün iç ihtilâflarına rağmen Avrupa Birliği çatısı altında birleşme ve bütünleşme yolunda mesafe alırken, İslâm dünyası ne yazık ki tam tersine bir istikamette ilerliyor.

Yaklaşık yüz–yüz elli yıldır devam eden bir parçalanma süreci, İslâm coğrafyasını küçük ve savunmasız parçalara ayırıyor. Ülkeler küçülüyor; toplumlar, emperyalist güçlerin yutmasına hazır “küçük lokmalar” hâline getiriliyor.

Somali’nin Somaliland misalinde olduğu gibi fiilî bölünmeler, Libya’da bitmeyen parçalanma senaryoları, Suriye üzerinden yürütülen hesaplar ve İran ile Türkiye üzerinde kurulan baskılar aynı zincirin halkalarıdır. Bu tabloya dikkatle bakıldığında, parçalanmanın kendiliğinden değil; belirli, uzun vadeli bir hazırlık sürecinin ardından geldiği görülür.

İstibdat: Parçalanmanın Gizli Mimarı

Bu hazırlık sürecinin temelinde ise uzun yıllar devam eden istibdat ve diktatörlük dönemleri yer alır. Bu dönemlerde toplumlar; mezhep, ırk, kabile ve etnik aidiyetler üzerinden bir plan dâhilinde birbirine düşmanlaştırılır. Farklı yapı ve grupların, devletin gücünü kullanılarak diğerlerine zulmetmesi sağlanır. Böylece adalet duygusu zedelenir, ortak aidiyetler aşındırılır.

Diktatörlükler baskı ve korku yoluyla geçici bir “sükûnet” tesis eder. Ancak bu sükûnet, derin kinlerin ve ayrışmaların üzerini örten ince bir kabuktan ibarettir. Diktatör ortadan kalktığında, bastırılmış ihtilaflar hızla kan davasına dönüşür ve toplum bir arada yaşayamaz hâle gelir.

Balkanlar bunun çarpıcı bir misalidir. Yugoslavya’da uzun süren sert istibdat döneminin ardından, silâhlandırılan ve güç sarhoşluğuna itilen grupların fanatizmi ülkeyi birlikte yaşanamaz hâle getirmiştir. Benzer acılar Irak’ta, Libya’da ve Suriye’de yaşanmış; hâlen de yaşanmaktadır.

Yanlış Adrese Yönelen Öfke

Bu noktada zulme maruz kalan grupların çok hayatî bir hakikati unutmaması gerekir: Gerçek suçlu, diğer etnik ya da mezhebî gruplar değil; onları birbirine düşüren diktatörler ve dikta rejimleridir. İntikam duygusu yanlış adreslere yöneldiğinde, zulüm zinciri sadece el değiştirir.

Dikta rejimlerinden alınabilecek en doğru ve en kalıcı intikam; bütün gruplar ve bölgeler arasında kardeşliği, adaleti ve eşitliği yeniden tesis etmektir. İntikamı birbirinden almak değil, birlikte yaşamayı yeniden inşa etmek esastır.

Toplumlar; neseb, ırk ve kabile aidiyetlerinin ötesinde vatandaşlık, aynı vatanı paylaşma ve İslâm kardeşliği gibi müştereklerde buluşabilseydi, bu coğrafya bu kadar kolay parçalanamazdı. Dil ve kültür farklılıkları birer ayrılık sebebi değil, birer zenginlik olarak görülebilseydi, bugün bambaşka bir tablo konuşuyor olurduk.

Bediüzzaman Said Nursî’nin dikkat çektiği gibi, menfî milliyet fikri ve tefrika, neticede “ecnebilerin boğazına giden lokmalar” üretmiştir. Bugün yaşanan sancılar, bu hakikatin hâlâ yeterince idrak edilemediğini gösteriyor. Çözüm; daha fazla ayrışmada değil, adalet, hürriyet, meşveret, demokrasi ve ortak değerler etrafında yeniden birleşebilme iradesindedir.

 

Okunma Sayısı: 200
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı