"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

CENNETİ GÖRDÜM!

Hüseyin Kıymık
22 Ağustos 2021, Pazar
Gerçekten Cenneti gören var mı? Evet var, hem de insanlığın en güveniliri, en doğru sözlüsü ve en ahlâklısı olan Peygamberimiz (asm) Mi’raçta gördü.

Sadece Cenneti mi? Hayır; imanın altı esasını, hem de perdesiz bir şekilde  gözleriyle müşahade etti, ümmetine de Mi’racın bir hediyesi olarak getirdi. Bu aynı zamanda insanlığa sunulan çok büyük bir hediye idi.

Her neyse Mi’racın ne olduğunu ve ne kazandırdığını merak eden elbette Otuz Birinci Söz’ü okur... Şimdilik bizim konumuz bu değil... Âyet ve hadislerde geçen bazı hakikatları temsili bir hikâye ile anlamaya ve anlatmaya çalışacağız...

Uzaklardan gelen bir telefon... Almanya’nın güneyinden, Augsburg şehrinden.. 

Gördüğü bir rüyayı heyecanla anlatan bir kardeşin rüyası... Gerçi “rüya ile amel edilmez” bir hakikattır. Ancak öyle rüyalar var ki rüyay-ı sadıka hükmündedir... Ben dinleyince bunun da bir rüya-i sadıka olduğu hakkında hiçbir şüphem kalmadı..

Bu tür rüyalar, Üstadın ifadesiyle, “âlem-i şehadet (yaşadığımız şu âlem) içinde âlem-i gayba (şu an göremediğimiz meçhulumuz olan başka bir âleme) bakan bir penceredir...

Âlem-i rüya, (rüya âlemi) âlem-i misalin (yansımalar âleminin)  zılli (gölgesi) ve o da âlem-i berzahın (kabir âleminin) zılli.....” dir..

Kardeş öyle anlattı ki, âyet ve hadislerde belirtilen hakikatların rüyada bir müşahadesi gibi idi. Onu dinleyince yine Üstadın söylediği; “Manen rüya olan yakaza (uyanık hal) Hakikaten yakaza olan rüya-i Sadık’a..” sözü ile “(bazen) Yekaza rüyadır..” sözünü hatırladım.. Uyuyan mı uyanık, yoksa uyanık olan mı uyuyan, diye düşünmeden de edemedim..

Augsburg’da bir hayli kardeş var.. Zaman zaman dâvetlerine icabet ettim...

Pek çok sohbetlerde bulunduk... Öğrencilerle kamplar yaptık... Mehmet Abiyi, Ali’yi, Fatih’i, Mahir’i, Mustafa’yı ve birçoklarını unutmak ne mümkün...

Mehmet Abi, Almanya’ya ilk gelenlerden, uzun zaman metal ve tekstil fabrikalarında işçi olarak çalışmış, daha sonrada asıl mesleği olan terziliği yaparken emekli olmuş.

Emekliliğinden sonra da kendini tamamıyla hizmete adamış... Nihayet abimiz 2016 yılında da vatan-ı aslisi olan ebed âlemine göçtü..

Yaşı bir hayli ilerlemesine rağmen kendisinde yirmi yaşındaki bir gencin dinçliği, cevvallığı ve şevki var. Sağlığında büyük hizmetlerde bulunmuş. Ali Uçar Abinin pek çok yerlerdeki konferanslarının organizesini yapmış, sırtında Risale-i Nurları taşıyarak neşrinde büyük hizmetlerde bulunmuş ve istikametini hiç kaybetmemiş...

Almanya’nın pek çok şehrinde bulunan Nur medreselerinin açılmasına, Berlin’deki Kur’ân matbaasının alımında ve kuruluşunda da ön ayak olmuş... 

Kampta öğrencilere, Tabiat Risalesi’ni tahtada çize çize anlattıkları hâlâ gözlerimin önünde..

Dört yıl önce Augsburg’ta tekrar uğradığımda kabrinin başında Fatiha’lar okumuştuk...

Allah rahmet eylesin, İslâmın bir mührü olarak Augsburg Mezarlığı’ndaki kabri ile de adeta hizmetine devam etmektedir.

Her neyse, tarih 20/3/2021. Saat tam 05.00, imsak vaktinin bitimine az bir vakit kalmış... Telefonum bir türlü susmak bilmiyor. Kim acaba diye elime aldım. Baktım ki yurtdışından, hayırdır inşaallah diyerek açtım..

Alo! Ben Mustafa.. Almanya, Augsburg cemaatından... Buyurun Mustafa kardeş...

Abi çok harika bir rüya gördüm, onu sizinle paylaşmak istemiştim.. Sizi dinliyorum Mustafa. Biliyorsunuz babamı kaybedeli tam beş yıl oldu...

Vefatından sonra babama olan ihtiyacımı çok daha fazla hissetmeye başladım...

Her geçen gün ise, sevgim ve ihtiyacımın daha da arttığını görüyordum...

Hayalimden bir türlü çıkmıyor... Çoğu zaman hatırladıkça ağlıyorum, bir de çok merak ediyordum, berzah âlemindeki durumu nasıl diye... Yatağımda bu düşüncelerle sağıma ve soluma dönerken uyuyakalmışım..

Birden rüya âleminde babam tebessümlü haliyle, genç ve dinç bir şekilde karşımda belirdi... Öyle bir haldeyim ki gördüğümün bir rüya olduğunu hissediyor ve kaybolmadan sorularımı hemen sormak istiyordum... Babam tebessümle kollarını açtı ve beni kucakladı. O an öyle tatlı bir sıcaklık ve öyle hoş bir koku hissettim ki, anlatılması mümkün değil...

Yüzümü iki avucuyla avuçlayarak, “Beni çok mu merak ediyorsun?”

Hem de ne kadar...

“O zaman haydi gidiyoruz” dedi ve beraberce defnedildiği mezarlığa geldik, kabrinin başucunda birlikteyiz. Ben bir ürperti içindeyken birden bir kapı açıldı çok güzel ve harika bir yere girdik. 

Baba burası neresi?

“Ehli imanın ruhlarının bulunduğu berzah âlemi, kıyamete kadar ruhen bu âlemdeyiz.”

Ama çok geniş ve çok harika bir yer, dünya da hiç görmediğim bir güzellikte...

Gördüğüm insanların bazılarını sanki tanıyor gibiyim... Ne güzel bir kaynaşma ve ne güzel sohbetler... Burası bizim bildiğimiz dar ve karanlık bir toprak altı olan kabir değil...

Babacığım; diğer vefat eden sevdiklerinle de görüşebiliyor musun?

“Elbette, annem ve babamla, dede ve nenelerimle ve vefat eden kardeşlerinle de beraberiz.”

Peki ya Peygamberimiz (asm) ve diğer peygamberler, Üstadımız ve Nur Talebeleri....

“Tabiki hepsiyle de görüşüyoruz, Peygamberimizle de (asm), diğer peygamberlerle de sahabeler, şehitler, aktablar ve gavslarla da görüşüyoruz...”

Burası Cennetten daha mı güzel? “Olur mu? Cennet buradan çok daha fazla güzel...

Hani Risale-i Nurlar’da okuyorsun ya, dünyanın bin sene mesudane hayatı bir saat hayatına mukabil gelmez, diye. Cennet işte aynen öyle..”

Peki Cenneti biliyor musun? Hiç gördün mü?

“Evet görüyor ve seyrediyoruz...”

Nasıl yani? 

“Yalnız bu âlemi dünya ölçüleriyle tartma, âlemleri birbiriyle karıştırma.

Her âlemin kendisine göre çok farklı özellikleri var. Cennetteki kendi makamını gördüğün gibi başkalarının makamlarını da rahatça görebilirsin.”

Babacığım, çok merak ediyorum bana bir de şu Cenneti gezdirsen...

Aniden çok muhteşem bir yere geliyoruz... Sıra sıra sekiz kapı ile karşılaşıyoruz..

Kapıların genişliği ve yüksekliği çok muhteşem... Yapı taşları sanki altın ve gümüş.. O kadar zinetli ve sanatlı ki bakmaya doyum olmuyor... Envaî renkte süslemeler ve nakışlar... Kapıda güler yüzlü tebessüm eden teşrifatçı melekler...

İçeriye giriyoruz, gözlerim sanki çok uzakları bile görebilen bir dürbün gibi oldu...

Nasıl bir güzellik, nasıl bir ihtişam böyle bir yerin en küçük bir görüntüsünü bile şimdiye kadar ne gözlerim görmüş, böylesine harika sesleri ise ne kulaklarım işitmiş ve ne de aklımın ucundan geçmiş. Dünyada emsalini hiç görmediğim dalları aşağıda ve kökleri yukarıda olan büyük büyük ağaçlar.. 

Türlü türlü ve her birisi farklı çok güzel kokulara sahip güller ve çiçekler...

Aman Allah’ım, şu süslü güzel renkli taşlara bak, dünyadaki evcil hayvanlar gibi bizi anlıyor, çağırsan yanına geliyor, hele dallarında çeşit çeşit meyvelerin bulunduğu şu ağaçlara bak? Şu billur gibi ve çok tatlı akıp giden su ırmağı, bu da süt olarak akan bir başka ırmak, şu taraftaki  ise bal olarak akıyor ve daha niceleri...

Şu köşklere bak, dört tarafı güller ve çiçeklerle çevrili, bağ ve bahçelerle kuşatılmış. İçeride ise sayısız güler yüzlü hizmetçiler görünüyor. Köşkte tahtında oturuyor görünen şu zatı sanki tanıyor gibiyim, Tahir Abiye benziyor gibi, ama onun sakalı olacaktı..

“Cennet ehli sakalsız oldukları gibi vücutlarında da istenmeyen hiç bir tüy de yok, aynı zamanda burada ölüm, yaşlılık ve ayrılık gibi üzüntü verecek olan hiçbir şey de yok, genç ve taze olarak hayatları ebedî olarak devam edip gidecek.” 

Bak sana şu boy bosa, yakışıklılığı ve şıklığı ne muazzam... Yanındaki de her halde eşi olmalı... Ne şirin bir güzellik, ne harika bir endam... Elbisesi ise ince ipek ve parlak atlastan...

Peki yanında bulunan diğer hanımlar kimler?

“Onlar da huriler.”  

Sanki aynı güzellikte, aynı endamda, onların üzerindeki elbiselerde parlak atlas ve yumuşak ipek, onlar da üst üste giydikleri halde o kadar parlak ki biri diğerinin güzelliğini hiç engellemiyor...

Elbiseleri neden kat kat?

“Allah dünyada yarattığı insanlara bir takım duygular vermiş, bunların bir kısmı maddî ve bir kısmı da manevî... Maddî olanlar malûm; görme, işitme, tatma, dokunma ve koku alma gibi... Manevî duygularımız ise, sevme, nefret etme, kızma, şevk alma, sevk olunma, hayal, idrak gibi duygular.

İnsan, verilen duygularını tamamını dünyada kullanamamaktadır.

İşte Cennet, bütün bu duyguları tatmin eden bir özellik ve güzelliğe  sahip olduğu gibi Cennet ehli olan kadınlar ve hurilerde aynı özelliğe sahip, sanki onların her biri küçük birer Cennet gibidir...

Peki dünyadan gelen kadınlar diğerlerini hurileri kıskanmıyor mu?

“Kıskanma, kin, düşmanlık ve nefret gibi duygular imtihanın bir gereği olarak dünyada vardı, o tür hasis duyguların hiçbirisinin burada yeri yok...”

Cennette kadınlarının her istekleri veriliyor mu? 

“Elbette, veriliyor ne isterlerse çok daha fazlası veriliyor.

Ama kitaplarımız hep Cennet hanımlarının güzelliğinden bahsediyor?

“Elbette öyle olması gerekir, erkekle kadının özellikleri farklı değil mi? Gül ile bülbül aynı mı? Gül güzelliğini teşhir edecek bülbül de onun güzelliğini sesi ile ilân edecek, hanımlar bir gül ise erkekler de onların güzelliğine hayran birer bülbüldürler.”

Cennette yaşlanma var mı?

“O da yok, dünyada yaşlanma, gelir ve giderin dengesizliğindedir, belirli bir yaşa kadar gelir fazla gider az olduğundan büyüme ve gelişme olur.”

Köşkün bahçesinde her yaştan oynayan sevimli kız ve erkek çocukları ve onları sevip okşayan Cennet ehli anne ve babalar... 

Şu sofraya ve üzerindekilere bakar mısın? Değişik yemeklerle, meyvelerle ve içeceklerle süslenmiş.

Merak ediyorum, Cennet ehli tek bir köşke mi sahip, daha başka köşkleri de var mı?

“Elbette var hem de sayısız miktarda..”

Peki bir kişi sayısız köşkleri nasıl dolaşır?

“Sen yine dünya ile Cenneti ve Cennet ehli ile dünya ehlinin özelliklerini karıştırdın.. 

Dünya ehlinin cesedi maddî idi, halbuki burada ise hem cismanî ve hem de nuranî...

Nuranî olan bir varlık bir anda pek çok yerlerde olabilir.”

Nasıl yani?

“Yarı nuranî olan güneşi bir düşünsene, güneş tek olduğu halde karşısındaki bütün parlak şeylerde değişik özellikleriyle, ışığıyla, yedi rengiyle ve harareti ile birlikte görünmüyor mu?”

Elbette görünüyor, ayrıca birinde görünmesi diğerinde görünmesine de engel değil..

“Burada yani Cennette insanlar hem cismanî ve hem de nuranî..”

Yani bir anda pek çok yerlerde ve köşklerde bulunabilir, Öyle mi?

“Evet yarı nuranide olan özelliğin çok daha fazlası tam nuranide daha fazlasıyla vardır..”

Peki Cennetteki bu güzelliklerden alınan lezzeti daha da arttıracak başka bir Saadet var mı?

“Tabiki var..”

Bundan daha büyük ne olabilir ki?

“Herkes Hâlıkının, Malikinin ve Rabbinin kim olduğunu bizzat bilmesi ve bir de gözleriyle görmesi var ki işte bunun anlatılması hiç mümkün değil..”

Hani otuz ikinci sözde Cennetin bin sene mesudane hayatı bir saatine mükabil gelmeyen Rü’yet-i Cemal gerçeğinin anlatılması gibi mi?

“Aynen...”

Sohbet böylesine güzel ve tatlı bir şekilde devam edip giderken telefonumun alarm sesi de kulaklarıma gelmeye başladı ki birden kendimi yatağımın üzerinde oturuyor şekilde buldum.

Bu defa sevinç göz yaşlarım yatağa kadar aktı... Cennetin o güzel kokusunu bir an odamda da hisseder gibi oldum. Kalktım bana bunları öğreten ve gösteren Rabbime Şükran secdesine varmak için teheccüt namazına durdum.

Mustafa kardeşim! Çok teşekkür ederim, Allah senden razı olsun, ne diyeyim tabire gerek olmayan çok açık bir rüya. Tekrar tebrik ederim..

Oradaki kardeşlerin tamamına selâm ve sevgilerimi iletirseniz memnun olurum..

Duâ eder ve duânızı beklerim...

Memnuniyetle Hüseyin Abi..

Cennet ile ilgili bu ifadelerimiz Cennet okyanusunun bir damlası bile olmadığını biliyorum, âyet ve hadislerden istifademin ölçüsünde anlamaya ve anlatmaya çalıştım.

Dikkat çekmesi için ise rüya perdesine sararak temsili bir hikâye şeklinde sundum...

Daha geniş bilgi için Yirmi Sekizinci Söz ile İşarat-ül İ’caz’a bakabilirsin.

Rabbim bütün sevdiklerimizle birlikte Cennet sofralarında beraber olmayı nasip eylesin. Amin!

Okunma Sayısı: 1814
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı