"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Bir musibet geldiği vakit günahsız masumları da yakar

Hüseyin Kıymık
11 Şubat 2024, Pazar
Rabbimiz Kur’an'ında der ki: “Bir bela ve musibetten çekininiz ki geldiği vakit yalnız zalimlere mahsus kalmayıp masumları da yakar” Bu dünya bir imtihan meydanıdır.. Hakikatlerin biraz perdeli kalması gerekir ki bir mücahede olsun, böylelikle iyilerle kötüler birbirinden ayrılsın. Bu tür musibetlerde masumlara bir zarar gelmezse imtihanın imtihan olma özelliği ortadan kalkmış olur.

DİZİ - 6: DEPREMİN ELBİSTAN’I VE ELBİSTAN’IN SELİM’İ 

Yahu kardeşim bu tetiği çeken kim? Katil nerede? Neden bu cinayeti işlemiş? Bunları araştırmaktan, soruşturmaktan neden kaçıyorsun? Bu kaçış maktulün hakkına bir tecavüz değl mi? Bu davranış büyük bir zulüm olmaz mı? Bu halinle maktulün öldürülmesine göz yummuş olmuyor musun? Neden bu cinayetin üzerini örterek zalimlik yapıyorsun denmez mi?

İşte aynen bunun gibi, bu depremi meydana getiren kim? Fay hatlarına hareket emrini veren kim? Neden bu kadar kişinn ölümüne sebep olan bu emri verdi? Sorgulamayacak mıyız? Düşünmeyecek miyiz? Düşünmeme ve sorgulamama anlayışı ne korkunç ve zalimce bir anlayış?

HER TÜRLÜ PİSLİK AYYUKA ÇIKTI

Adaletsizlik zirve yaptı, zulüm adalet külahını giydi, masumların feryadı arşa dayandı, her türlü ahlaksızlık normal görülmeye başlandı. Küfür, isyan, nankörlük, şükürsüzlük, fitne, fesat ve bölücülük ayyuka çıktı. Biz ise ya bunları yapanların içinde olduk veya onları yapanlara sessiz kalarak bu tür bozgunculuğun ve zulmün tarafı olduk. Kısacası biz azdık Mevla da yazdı.

Selim:

-Hocam deprem konusunda sizi çok heyecanlı görüyorum..

-Nasıl heyecanlı olmam Selim. Kaybolan canları, yok olan malları düşündükçe heyecanlanmamam mümkün değil. Hal ve hareketlerimizle ne dünya işlerimizi becerebiliyoruz ne de ahirete ait görevlerimizi hakkıyla anlayıp yapıyoruz. Bu da yetmiyormuşcasına bir de suçlarımızı birbirimize atıyoruz. Daha da olmadı kader diyerek -haşa- Allah’ı suçlamaya kalkıyoruz.

Ebedi bir saadet var

Elbette takdir-i ilahi de peki sen neden tedbirlerini almıyorsun?

Hiç tevekkülsüz tedbir olur mu? Tevekkül; sebeplere baş vurduktan sora neticeyi Allah’a bırakmak ve O’na teslim olmaktır.. Sebeblerine baş vurmayı Rabbin sana emrederken neden bu tekvinî emirlere kulaklarını tıkıyorsun? Ayrıca sen Allah’ın bir kulusun, imtihan olunmaktasın, hedefinde ebedi bir saadet var..

Rabbim sana sayısız nimetler vermiş bu nankörlük niye? Sen Kuran’ı hiç okumuyor musun? Azgınlaşan kullarını nasıl helak ettiğini hiç duymadın mı?  Neden yardımı Allah’tan değil de  başkasından bekliyor ve onlara minnet ederek şirke giriyorsun?  Kur’anında açıkça belirttiği emirlerini yapmadığın gibi bir de karşı çıkıyorsun?

Bir insan olarak tün bunları düşündükçe, aklımı da bu yönde kullandıkça ve yapılanları sorguladıkça heycanlanıyorum. Kusura bakma! Biraz da ben içimi boşalttım.

BU DÜNYA İMTİHAN MEYDANI

Selim:

-Hocam bir kaç sorum daha olacaktı..

-Buyurun seni dinliyorum..

-Madem bu zelzele musibeti, hataların neticesi ve günahların karşılığıdır ve bir keffaret-üz zünuptur, tamam anladım da peki hiç günahsız, yüz binlerce masumların, günahsızların suçu ne? Neden onlar da diğer suçlularla birlikte yanmaktalar, Allah’ın sonsuz adaleti olduğunu söylüyorsun, peki bu duruma Allah’ın adaleti nasıl izin veriyor?

-Selimciğim! Rabbimiz Kur’anında der ki: “Bir bela ve musibetten çekininiz ki geldiği vakit yalnız zalimlere mahsus kalmayıp masumları da yakar” Daha önce de söylediğim gibi, bu dünya bir imtihan meydanıdır.. Hakikatlerin biraz perdeli kalması gerekir ki bir mücahede olsun, böylelikle iyilerle kötüler birbirinden ayrılsın. Bu tür musibetlerde masumlara bir zarar gelmezse imtihanın imtihan olma özelliği ortadan kalkmış olur. Ebu Cehil de, Ebu Bekir de (ra) ikisi de insan, ama o imtihan neticesinde biri Ebu Bekir (ra) en yüksek makama çıkarken, diğeri Ebu Cehil ise en alt derekeye düşüyor.

Manevî şehitlik makamı Selim:

-Peki hocam; diğerleriyle birlikte felakete uğrayan o masumlara Rabbimizin bir merhameti yok mu?

-Olmaz olur mu Selim, elbette var. Yok olan tüm fani malları bakileşiyor. Ve onlar hakkında makbul bir sadaka hükmüne geçiyor. Fani hayatları da baki bir hayatı netice veren manevî şehitlik makamı kazanıyor ve ebedi bir saadeti elde ediyor. Bu öyle bir kazanç ki dünyanın tüm malı mülkü ve saltanatı bu hazinenin yanında hiç kalır.

-Hocam, bazılarımız büyük hatalar içerisinde bulunuyor ve büyük günahlar işliyoruz. Bunların yüzünden umum zarar görüyor ve bela umuma geliyor, neden?

-Umumi musibet ekserin hatasından ileri geliyor. Çünkü insanların pek çoğu zalim şahısların yaptıklarına fiilen veya taraftar olarak ya da ona bir şekilde manen destek olarak onların zulumlerine ortak oluyorlar. Dolayısıyla umumi musibete sebeb oluyorlar.

MİLLET DAHA TAM UYANMADI

-Hocam! Bizi diken üzerinde bırakan bu deprem fırtınasına ve artçılara ne diyorsun? İnsanlar korkudan uyuyamıyor?

-Demek millet daha tam uyanmadı. Baksana bazı televizyonlara ve basın organlarına; eğlence programlarına hemen tekrar başladılar ve çirkin yayınlarına döndüler. Pisliklerini ve çirkinliklerini ellerindeki imkanlarla her tarafa yayıyorlar. Böyle bir depremden sonra ve mubarek üç aylarda böylesine yayınları herhalde bu korku azabını vermeye devam ediyor…

-Hocam! Dinî hayatı yaşamada en geri sadece bölgenin insanları mı, başka şehir ve bölgeler yok mu? Bir de neden müslüman bile olmayan memleketlerin başlarına bu tür felaketler gelmiyor da bizim gibi gariban müslümanların başına geliyor?

-Sen de biliyorsun ki ağır ceza mahkemeleri genelde büyük yerlerde olur. Küçük cezalar için de daha hafif mahkemeler küçük yerlerde bulunur. Öyle suçlar var ki çok ağır cezalık. Dünya mahkemelerinde verilmesi mümkün değil. Büyük yere yani ahirete bırakılıyor. Büyük mahkemelerde cezaları görülecek. Herkes küçük-büyük tüm amellerinin karşılığını görecek. Şimdilik sadece tehir var. Yoksa cezaların verilmemesi gibi bir durum söz konusu değil. Demek ki müslümanların suçları diğerlerine göre daha hafif kalıyor ki dünyada cezaları verilerek temizleniyorlar.

Gafletten uyandırıyor

Müslüman bir ülkenin bazı yerleşim yerlerinde depremin olması ise, oralarda imanın muhafızları ve islamiyetin hamileri az oldukları, görevlerini layıkıyla yapmadıkları için özellikle oralarda oluyor. Veya hataları daha az olmaları yönüyle temizlenmeleri için bu bela başlarına geliyor.

Netice: Bu tür hadiselerin ehl-i imanı hedef alması ve onlara bakması ise; Rabbimiz, biz müslümanları gafletten uyandırmak, vazife-i asliyelerine döndürmek, namaza- niyaza uyandırmak için sarsıyor ve yeryüzü de titriyor.

-Hocam, çok teşekkür ediyorum.

Bu sohbetler beni adeta hayata döndürdü. Siz benim sadece bedenimdeki hastalığı değil, çok daha önemlisi olan ruhumu da tedavi ettiniz.

**

KAİNATIN EN BÜYÜK HİZMETİ

Tabii ki bu sohbetlerin tamamı aynı gün ve gecede olmadı. Müsait zamanlarda arasıra yapıldı. Depremle ilgili sohbetten sonra kendisine Sözler mecmuasını hediye ettim. Kitabı mutlaka okuyacağını söyledi.

Kendisine; Selim, sana anlattıklarımın daha genişi bu kitapta. Benim bu hale gelmeme sebeb de bu kitaptır. Ben anlayabildiklerimi aklımda kaldığı kadarıyla anlattım. İnanıyorum ki sen çok daha fazla istifade edecek ve daha iyi anlayacaksın, diyerek Selim’i odasına gönderdim.

Öğrendiğime göre o gece heyecanlı bir şekilde kitabı okumaya başlamış. Zaman zaman kendisini ziyaret ettiğimde kendisindeki değişiklikleri gözlerimle görüyordum.

Onun hem maddi hem de manevi sağlığını kazanmasına ondan çok daha fazla ben sevindim. Böylesine güzel bir netice için beni vesile kılan Rabbime sonsuz şükürler ettim.

İman ve Kur’an hakikatlerine hizmetin kainatın en büyük bir hizmeti olduğunu bir kez daha idrak ettim.

Kur’an hadimlerinin siyasetin pis çarklarına kendilerini kaptırmamalarını.. Memleketimiz maddi ve manevi afetlerden korunması için asıl mesleklerinin başına geçmelerini.. En büyük davanın bu olduğunun şuurunda olmalarının lüzumunu bir kez daha anladım.

“Karşımda müthiş bir yangın var, alevleri göklere yükseliyor. İçinde evladım yanıyor. İmanım tutuşmuş yanıyor. O yangını söndürmeye, imanımı kurtarmaya koşuyorum..” diyen Üstadlarına yol arkadaşı olmalarının ehemmiyetini tekrar hissettim. Her yerde ve her zaman milyonlarca Selimler bizi bekliyor. Kur’an’ın asıl ve değişmez davası olan tevhidi, iman ve İslamın hakikatlerini anlayıp yaşayarak bir muhtaca duyurmaya çalışalım.

Aradan bir hafta daha geçti. Artık ilaçlar da iyice tesirini göstermeye başladı. Selim ayakta durabiliyor, az da olsa adım atabiliyordu. Morali de bir hayli yüksekti. Yeni bir hayata başlamanın sevincini yaşıyordu. 3 Mart Cuma günü Selim artık taburcu olacaktı. Odasına girdim. Onu seccadenin üzerinde gördüm. Benim geldiğimi hissedince başını kaldırdı. Ayağa kalkıp bana öyle bir sarıldı ki hem ağlıyor hem konuşuyordu:

Beni bir hizmet arkadaşın olarak kabul et

-Hocam, inanın ki ben yeniden doğdum. Kendimin kim olduğumu, yaratanımın varlığını, neden yaratıldığımı, nereden gelip nereye gittiğimi, bunların hiçbirisini bilmiyordum. Boş, sıkıntılı ve acı bir hayat geçiriyordum. Dünya lezzetlerinin hiçbiri beni tatmin etmiyordu. Bu deprem içimde esen rüzgârı fırtınaya dönüştürmüştü. İsyanda azgınlaşmıştım. Hem kendisine hem çevresine zarar veren bir saldırgana dönüşmüştüm.

Beynimi kemiren sorularıma cevap bulamadıkça çareyi ölümde buluyordum. Bu deprem içimdeki tüm pislikleri depreştirdi. Şimdi kurtuldum elhamdülillah. Rabbim  bu iman nimetini sizin vasıtanızla bana ihsan etti. Biliyorum ki ölünceye kadar alnımı secdeden kaldırmasam şükrünü eda etmiş olamam. Yeni hayatım günahlarıma ve isyanlarıma tevbe etmekle ve bu hakikatleri muhtaçlara ulaştırmakla geçecek. Size Allah’ın huzurunda söz veriyorum. Ne olur beni bir hizmet arkadaşın ve bir kardeşin olarak kabul et ve beni bırakma. Hep beraber olalım. 

- SON - 

Okunma Sayısı: 1870
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı