"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

İmanı kopmaz çelik haline getiren usûl

Hüseyin Şahinoğlu
28 Mart 2020, Cumartesi
Risale-i Nur, denilebilir ki neredeyse her defasında iman esaslarını bu dörtlü “küllî deliller” bütünlüğü içinde ele alıp işliyor.

Üniversitede ikinci sınıfa devam eden Filiz, kendisini çok huzurlu ve mutlu hissediyordu. İffet, nezaket ve şefkat dolu yaşantısından etkilenerek tanıştığı arkadaş çevresi ile temas kurmaya başlayalı henüz bir yılı doldurmamıştı. Bu süre zarfında birlikte okuyup müzakere ettikleri Risale-i Nur, kültürel nitelikli inanç ve kabullerini kısa zamanda tahkiki imana taşımıştı. Artık inançlarını aileden aldığı ya da içinde bulunduğu sosyal çevreye bakarak değil, aklı ve vicdanı ile kainata bakıp düşünerek, Kur’an ve sünnete kulak vererek temellendiriyor, her defasında bu temellendirmenin inançlarını daha da güçlendirdiğini fark ediyordu.

Daha birkaç gün önce müzakere edilen bir derste, öldükten sonra dirilme yani ahiret inancı varlıklardan yola çıkılarak çok tatmin edici şekilde açıklanmıştı. İlk kez insanı yoktan yaratan Kudret elbette ikinci kez kolayca yaratabilirdi. Kışın adeta ölen tabiatı baharda yeniden yaratan Kudret ahireti kolayca kurabilirdi. Bedeninde her gün milyonlarca hücre ölüp milyonlarcası diriliyor değil mi idi? Ayrıca Kur’an’ın neredeyse üçte birlik bölümünün de ahiret ve ilgili konulardan söz ettiğini öğrenmişti. İlaveten Hz. Muhammed’in de (savs) hadislerinde ahirete imana dikkat çektiği, kendisi de ahirete imanın gerektirdiği tavrı kuşanarak hayat geçirdiği vurgulanmıştı. Bu yaklaşımlar çerçevesinde o gün, ahiretin gerçekliğinin, dünyanın gerçekliği kadar kesin olduğu düşüncesi ve sevinci ile eve dönmüştü.

Filiz’i bu kadar huzurlu ve mutlu kılan imanındaki “emniyet” yani güven idi. Sadece ahirete imana değil, başta Allah’ın varlığı ve birliği olmak üzere bütün iman konuları hakkında tam bir güven ve itminan içinde bulunuyordu. Bunun sebebi ise Risale-i Nur’dan aldığı usûl çerçevesinde iman konularını hem içinde yaşadığımız fiziki alem hem temel insanî duygular hem Kur’an hem de sünnetten temellendirilmesi idi. Bu temellendirme ile her inanç adeta kopması imkansız çelikten bir halata dönüşüyordu.

Aslında Risale-i Nur’daki iman konularının temellendirilmesine ilişkin bu usûl Kur’an’da müşahede ettiğimiz usûlden başka bir şey değildir. Mesela öldükten sonra dirilmeyi temellendirmek üzere ayetlerde şöyle buyruluyor: “İnsan, bizim kendisini az bir sudan (meniden) yarattığımızı görmedi mi ki, kalkmış apaçık bir düşman kesilmiştir. Bir de kendi yaratılışını unutarak bize bir örnek getirdi. Dedi ki, “çürümüş kemikleri kim diriltecek?” De ki, “onları ilk defa var eden diriltecektir. O her türlü yaratmayı hakkıyla bilendir” (Yasin 36/77-79). Burada vahyin fiziki alemden örnek vererek haşri delillendirdiğini açıkça görüyoruz.

Aynı husus vahiyde yani Kur’an’da, iman esaslarının temelini teşkil eden uluhiyet inancına ilişkin olarak çok daha vurgulu ve çok daha sık olarak ifade olunuyor. Bu bağlamda adeta Kur’an dağlar, nehirler, meyveler, hayvanlar, ay, güneş ve yıldızlar üzerinden yaratıcının vahdaniyetini ve esmasını (özelliklerini) okuyor, gözümüzün önüne getiriyor! Bunun için sure isimlerine bakmak bile fazlasıyla fikir veriyor. Mesela, Bakara (inek), Nahl (bal arısı), Neml (karınca), Enam (hayvanlar), Tin (incir), Şems (güneş), Kamer (ay), Necm (yıldız), Mülk (varlıklar), Leyl (gece), Fecr (tan yeri ağarması vakti) bunlardan bazılarıdır.

Risale-i Nur Kur’an’dakı bu usûlü göz önünde bulundurarak bütün iman konularını dörtlü bir argüman ağı ile temellendiriyor: İnsanî duygular (akıl ve vicdan), evren, Kur’an ve sünnet. Buna bazı kimseler “vahyin dört formu” diyorlar. Evren ya da kainat yani varlıklar vahyin kudret kalemi ile yazılan formu, Kur’an-ı Kerim vahyin Mushaf şeklindeki formu, sünnet ise Mushaf vahyinin peygamber olarak görevlendirilen örnek insan üzerinden somutlaştırılmış formu, insan aklı ve vicdanı da vahyin enfüsteki özel bir formu olarak ifade ediliyor.

Bu ifadelerin temellendirilmesiyle ilgili detay hususlar bir tarafa, burada esaslı bir usûlün altının çizildiğini belirtmek gerekiyor. Şudur: Başta iman-ı billah olmak üzere bütün iman konularını; a) vicdan ya da kalp, b) kainat ya da bütün varlık alemi, c) vahiy ya da özelde İslam vahyi olarak Kur’an, d) uluhiyetin bir gereği olarak nübüvvet ya da İslam özelinde Hz. Muhammed’in (asm) sünnetleri olmak üzere dörtlü bir delil kümesiyle açıklamak. Bu külli delillerle çelikleşen iman ibadet ve ihlasla bezendiğinde insan, dünyada iken cenneti yaşar hale gelebiliyor.

Risale-i Nur, denilebilir ki neredeyse her defasında iman esaslarını bu dörtlü “küllî deliller” bütünlüğü içinde ele alıp işliyor. Mesela Hz. Muhammed’in (asm) peygamberliğini temellendirirken şöyle başlıyor: “Madem kainatta hüsn-i sanat bilmüşahede vardır ve kat’idir. Elbette risalet-i Ahmediye (asm) şuhûd derecesinde bir katiyyetle sübutu lazım gelir…” (Onsekizinci Söz, Üçüncü Nokta).

Allah hem hepimize bu dörtlü küllî delillendirmeler çerçevesinde çelik gibi kopmaz iman ihsan etsin hem de bu elmas usûle dikkat çeken Risale-i Nur’un kıymetini bilmeyi ve hizmetinde olmayı lütfetsin, inşallaah!

Okunma Sayısı: 1066
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı