20 Mayıs 2014, Salı
Sosyolojik olayların analizini yorumlamaya bireyden değil de, direkt toplumdan ve yaşanılan olayların sonuçlarından başlarsak, yöntem olarak yanlış yapmış oluruz. Haliyle de yanlış yöntem yanlış sonuçlara ulaşmamıza neden olur.
Son olarak milletçe yaşadığımız bağrımıza düşen Soma faciasında da yapılan tahlillerin geneline baktığımda bu yöntemsel hataların çokça yapıldığına şahit oluyorum.
Neden mi? Çünkü dünyanın en gelişmiş 17. Ekonomisine sahip olmamıza rağmen;
* Meslek hastalıkları ve iş kazaları sıralamasında Avrupa’da birinci, dünya genelinde üçüncü sırada olmamız,
* En yüksek gelir eşitsizliğine sahip ülkeler arasında ilk üçte olmamız,
* En düşük istihdam oranına sahip ülkeler arasında olmamız,
* Çocuk eğitimine devlet kaynaklarından en az parayı harcayan ülke olmamız,
* Bebek ölümlerinde hâlâ ilk sıralarda olmamız,
* İnsanlarının en kısa ömürlü oldukları ülkeler arasında yer almamız,
* Trafik kazalarında ilk 10 ülke arasında yer almamız...
Listeyi uzatmak mümkün...
Tüm bu veriler arasında bir ironi olduğunun ve yaşananların dünden bugüne gelişmediğinin ve bu konuda ülke genelinde sorunlara yönelik köklü çözümlerin üretilmediğinin açık delilidir. Tüm bu realitelere makro planda baktığımızda ülkeyi yöneten ve bu zamana kadar (Cumhuriyet tarihi boyunca) idarî kadroda bulunan tüm yetkililerin vebal altında olduğu gerçeğini görmezden gelme lüksümüzün olmadığı notunu bir yerlere yazarken, olayın asıl mikro plandaki gerçeğini atlamamamız gerektiğini düşünüyorum. Çünkü asıl sorun makro plandan çok mikro plandaki kusurlarımızda ve bizim toplumsal olarak olaylara bakış açımız ve yaklaşım tarzımızda…
Sevgili Peygamberimiz bir hadis-i şeriflerinde “Yüce Allah, yaptığınız işi sağlam ve iyi yapmanızdan hoşnut olur” buyurmaktadır. Hepimizin bu anlamda yapmamız gerekirken yapmadıklarımızdan ve yapmamamız gerekirken yaptıklarımızdan dolayı nefis muhasebesi yapmamız gerekir. Ve bu muhasebeyi hem bireysel hem de toplumsal sorumluluklarımızı yerine getirme adına yapmalıyız.
Bu muhasebeyi yaptığımızda birçoğumuz; bireysel ve toplumsal olarak ne yapmamız gerektiğini, nasıl yapmamız gerektiğini ve ne zaman yapmamız gerektiğini hemen her olayda bilmemize rağmen iş uygulamaya geldiğinde âdeta ‘Mallermé Psikozu’na tutulmuş gibi hareket ettiğimizi göreceğiz. Öyle diyordu ya bu fikrin sahibi Fransız düşünür: “Biz yalnızca düşünürüz. Yaşamak mı? Kölelerimiz ne güne duruyor?”
Bu tespiti sadece ünlü Fransız filozofu değil, rahmetli Cem Karaca’da benim çok sevdiğim “Yarım porsiyon aydınlık” şarkısında aynen şöyle dile getirmişti: “Ve bir eliniz çenenizde, kaşınız hafifçe yukarıda, bakışlarınız ne kadar bilgiç, hiçbir şey üretemeden siz, sadece eleştirirsiniz…”
Ya Akif? Rahmetli yaşadığı bir olaya binaen yaptığı bir tespitte bize bunun mesajını yıllar önceden vermemiş miydi?
Mehmet Âkif Ersoy döneminde Avrupa’ya gitmek aydınlar arasında âdeta moda olmuş. Herkes mutlaka bir vesileyle gider ve çoğu hayranlıkla dönermiş. Âkif de Berlin’e gidenler arasındaymış. Döndüğünde biri sormuş:
“Berlin’de ne var ne yok üstat?”
Âkif şöyle cevap vermiş:
“Ne olsun. Gördüğüm kadarıyla yaşayışları dinimiz gibi, dinleri ise yaşayışımız gibi.”
Onun için Soma da suçluyu çok uzaklarda aramayalım…
Sahi Allah korusun! Yarın İstanbul’da büyük bir deprem faciası yaşansa bunun sorumluluğunu sadece yetkililere havale etme kolaycılığına mı kaçacağız, yoksa toplumsal olarak her bir ferdimiz kendimize düşen kıssadan hisse çıkarma payına talip mi olacağız? Bu ve benzer soruları toplumsal refahımızı ve huzurumuzu koruma adına her birimiz yaptığımız iş neyse kendimize sormalıyız. Aksi takdirde yaşadığımız ortamın bireysel ve toplumsal olarak büyük felâketlere gebe olduğunu söylersek sanırım yanılmış olmayız.
Kendi kendinize “O halde çözüm?” diye sorduğunuzu duyar gibiyim…
Çözüm; öyle uzun uzun analizlerde, fizibilite çalışmalarında vs. de değil. Çözüm bence tek cümlede gizli: “Ya işimiz, yaşantımız, hal ve hareketlerimiz dinimiz gibi olacak ya da...”
Allah korusun!
Okunma Sayısı: 1596
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.