Müezzinlerin efendisi olan Hz. Bilâl-i Habeşî, Habeşistanlı (Etiyopya) köle bir ailenin çocuğu olarak 580 senesinde Mekke'de doğdu.
Vefat tarihi ise, 641 yılı olarak biliniyor. Buna göre, Hicrî takvim itibariyle 63 yaşında iken vefat etmiş oluyor. Mezarı Şâm-ı Şerif’tedir.
«
Bi’setten, yani Hz. Muhammed’e (asm) vahiy geldikten sonra İslâmiyeti kabul eden ilk grubun içindeki şahsiyetlerden biri de Bilâl-i Habeşî’dir.
Bu mübarek zât, ileride bir başka ilkin daha sahibi olacaktı: Resulullah’ın ilk müezzini. Yani, Ezân-ı Muhammedî’yi ilk okuma şerefine nail olan kişi…
Hz. Bilâl (ra), vaktiyle Mekke’de siyahî bir köle iken, Hicretten sonra Medine’de kurulan İslâm medeniyeti döneminde ayrıca Beytü'l-mal, yani hazineden sorumlu sahabe oldu. Bu vazifeye de, doğrudan Resulullâh’ın tensibiyle getirildi. Bütün bunlar gösteriyor ki, sesi güzel olan bu mübarek zât, aynı zamanda son derece güvenilir bir şahsiyettir.
Bilâl-i Habeşî’nin bir başka özelliği de şudur: Hz. Muhammed’e (asm) peygamberliğine iman ettikten sonra, Resul-i Ekrem’in yanından ve onun izinden hiç ayrılmadı. Onunla birlikte bütün savaşlara iştirak etti. Kezâ, onun müezzinliğini hiç bırakmadı.
«
Hz. Bilâl (ra), Hz. Muhammed’e (asm) biat edip Müslüman olduktan sonra, dayanılmaz işkencelere mâruz kaldı. Köle olarak onun sahibi durumunda olan Ümeyye bin Halef isimli zengin müşriğin, hem ona, hem annesine yapmadığı işkence kalmadı.
Bu duruma ziyadesiyle üzülen Hz. Ebubekir (ra), Emevî asıllı Halef’e gidip Bilâl’e yaptığı işkenceden vazgeçmesini söyledi. Halef ise, Hz. Ebubekir’e şu karşılığı verdi: Onun ahlâkını bozan sensin. Onu bizden ve taptıklarımızdan uzaklaştıran senden başkası değildir.
Bunun üzerine, Hz. Ebubekir ona şu teklifte bulundu: Benim yanımda Bilâl’den daha güçlü-kuvvetli bir köle var. Üstelik senin dinindendir. İstersen onu al ve Bilâl’i bana ver.
Bilâl’i İslâmdan vazgeçiremeyeceğini anlayan Halef, bu teklifi kabul etti. Köleler takas edildi. Böylelikle, Hz. Bilâl hem işkenceden, hem de kölelikten kurtulmuş oldu.
«
Resulullah’ın müezzini olan Bilâl’in sesi hem gür, hem de etkileyici idi. Bir gün sabah ezanını okuyunca, “Hayyale’l-felah”tan sonra “Esselâtü hayrun mine’n-nevm”, yani “Namaz uykudan hayırlıdır” ifadesini iki kez tekraren okudu. Bunu duyan Resulullah, “Bilâl, ne güzel söyledin” diyerek, bunu tensip etti. O günden sonra sabah ezanına bu kısım da eklenmiş oldu.
Hz. Bilâl’in ezan ile ilgili bir başka hatırası da şudur: Hz. Muhammed'den (asm) sonra Medine’de duramayan Bilâl-i Habeşî, gidip Şam'a yerleşti. Aradan aylar geçtiği halde, Medine’ye gitmeye cesaret edemedi.
Bir rivâyete göre, rüyâsında gördüğü Hz. Peygamber, ona Medine’ye gidip mezarını ziyaret etmesini ister. Bu rüyâ üzerine Şam'dan Medine'ye gelen Hz. Bilâl, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’in de arzusu üzerine, Hz. Muhammed’in vefatı gününde okuduğu ezanı bir kez daha aynı makamda okumaya başlar. O esnada, Bilal'in sesini duyan Medine halkı, Hz. Muhammed'in yaşadığı günlerin heyecanıyla sokaklara dökülerek onu dinlemeye koyulur.
Eski günlerin hasretiyle yanıp tutuşan Bilâl-i Habeşî, Medine’de fazla duramayarak tekrar Şam’a döner ve hayatının sonuna kadar da orada kalır. Allah ona rahmet eylesin ve ondan ebeden razı olsun.