Hatice annemiz, Hz. Muhammed’in (asm) birinci ve en büyük zevcesi olduğu için, ümmet ona “Haticetü’l-Kübrâ” nâmını vermiştir. Ama, kendisi ayrıca Tâhire ve Tâcire lâkabıyla da anılmıştır.
Kaynakların çoğuna göre Hz. Hatice’nin (ra) doğum tarihi Milâdî 556 senesidir. Bu da onun yaşça Hz. Muhammed’den (asm) tahminen 15 yaş kadar büyük olduğunu gösteriyor.
Hz. Hatice, dul bir kadındı. Temiz ahlâkına binaen “Tâhire” lâkabı ile anılıyordu. Ticaretle uğraştığı için ona “Tâcire” de deniliyordu.
«
O dönemin Mekke'sinde kadınlara pek değer verilmiyordu. Buna rağmen, temiz, dürüst ve zengin bir tüccar olduğu için, Hz. Hatice ile evlenmek isteyen ileri gelen kimseler vardı. Fakat, o gelen tekliflerin hiç birini kabul etmedi. Ne var ki, bir müddet sonra yakînen tanıma şerefine nail olduğu Hz. Muhammed’e kendisi evlilik teklifinde bulundu. Bu sürpriz teklif, araya aile büyüklerinin de girmesiyle kabul gördü.
Rivâyetlerden anlaşıldığı kadarıyla, evlilikleri esnasında Muhammedü’l-Emin (asm) 25, “Haticetü’l-Kübrâ” ise 40 yaşlarında idi. Bu evlilikten beş veya yedi çocukları oldu. Erkek çocuklar henüz küçük yaşlarda iken vefat ettiler. Kızları Zeyneb, Rukiyye, Ümmü Gülsûm ve Fâtıma büyüyüp evlendiler. Lâkin, onlar da erken yaşta bu fânî âlemden göçüp gittiler. Hz. Hatice validemiz de Hicretten üç sene kadar evvel Mekke’de vefat etti. O seneye “hüzün senesi” denildi.
«
Hz. Hatice’yi büyük kılan en önemli hususiyetlerinden biri de Hz. Muhammed’e (asm) eş-zevce olduktan sonra onun sözünden hiç çıkmamasıdır. Ona tam güvenmesi ve ona kemâl-i sadâkatla bağlanmasıdır.
İşte bu harikulâde güven ve bağlılık hâli, şüphesiz Hz. Hatice’ye çok şeyler kazandırdı. Meselâ, Hz. Muhammed’e (asm) vahyin geldiğini ilk duyan, ilk öğrenen, dolayısıyla onun peygamberliğine ilk inanan kişi oldu.
Evet, Peygamberimizin ilk eşi olan Hz. Hatice, aynı zamanda “İlk Müslüman Kadın” olma şerefine de nail oldu. Bununla beraber, Mekke döneminde maddî-manevî sıkıntıların had safhaya çıktığı durumlarda, Hz. Hatice validemiz, malıyla, canıyla ve bütün kuvvetiyle Hz. Muhammed’in arkasında durdu ve bu tavrını ömrünün sonuna kadar da devam ettirdi.
«
Peygamber Efendimizin (asm) Hz. Hatice’ye olan sevgisi de, saygısı da büyüktü. O hayatta olduğu sürece başka bir evlilik yapmadı. Dahası, aynı hürmet ve muhabbet, zevcesinin vefatından sonra da devam etti. Öyle ki, Hz. Hatice’ye olan bu yüksek muhabbetinden dolayı, Hz. Aişe’nin zaman zaman kıskançlık duyduğu bile rivâyet ediliyor. Ki, bu çok da anormal bir durum sayılmaz.
Öte yandan, Hz. Hatice’nin bütün ümmet tarafından hürmetle yâd edildiği de anlaşılıyor. Ehl-i Şiâ olsun, Ehl-i Sünnet olsun, İslâm dünyasının bütün topluluklarında “Hatice” ismi ziyadesiyle sevildi, beğenildi, takdir ve tahsin edildi. Nitekim, dünyanın her tarafındaki Müslümanların kız çocuklarına Hatice ismini verdiklerine şahit olmaktayız. Onu Ayşe, Emine, Fatma, Zeynep, Zehrâ, Kübrâ, Meryem, Rumeysa, Sümeyye ve “Nur”lu isimler takip ediyor. (İslâm’ın doğuşundan itibaren erkeklerde öne çıkan isimler ise şunlar: Ahmet, Mehmet, Mahmut, Mustafa, Ali, Hasan, Hüseyin, Hamza, Eyüp, Bilal, Bekir, Ömer, Osman.)
«
Evet, İslâm tarihinde işte böyle Hz. Hatice gibi kadın kahramanlar var. Hem de daha ilk andan, ilk safhadan itibaren hakikat-ı İslâmiye ve Kur’âniye hizmetinde aktif bir şekilde rol almışlardır. Şu mübarek Ramazan ayında aynı minvâl üzere devam edecek olan yazılarımızda onları da hatırlatmaya ve onların ders alınacak özelliklerinden de söz etmeye çalışırız inşallah.