"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

İstanbul’un fethini geciktiren meczup: Cebe Ali, yahut Cibâli Baba

M. Latif SALİHOĞLU
26 Mayıs 2020, Salı
(AYIN TARİHİ: Mayıs 1453)

Fetih öncesi hazırlıklar

Henüz 21 yaşında iken Osmanlı tahtına geçen ve en büyük ideali İstanbul’u fethetmek olan Sultan II. Mehmet, son kuşatma hazırlıkları esnasında şunu ahdetmişti: “Ya ben İstanbul’u alırım, ya da İstanbul beni!”

Fetihten önceki son kuşatma harekâtına 1453’ün Nisan ayı başlarında başlandı. Kırk gün müddetle, gerekli her türlü hazırlık yapıldı, her türlü tedbir alındı. Havadan (havan topuyla), karadan, denizden (Marmara’dan, Haliç’ten) ve hatta tünellerin açıldığı sur altından yapılacak her türlü hurûç, hücûm ve taarruz harekâtı tasarlanıp plânlandı; plânlar yürürlüğe kondu.

Son olarak Bizans imparatoruna yapılan “şehrin kansız teslim edilmesi” teklifine red cevabı verilince de, kuşatma çemberi daraltılarak dört koldan hücûm ile umumî taarruz harekâtı başlatılmış oldu.

Akşemsüddin, bir “mânevî düğüm” görüyor

Taarruz günlerce, haftalarca devam ettiği halde, şehir bir türlü düşmüyor, İstanbul teslim alınamıyordu. Atılan top gülleleri adeta tesirsiz kalıyordu.

Bu vaziyet, Sultan Mehmed’i ziyadesiyle düşündürdü. Olup bitenleri sebepler, tedbirler zaviyesinden bakarak, tahlil üstüne tahliller yaptı. Ancak, yine de ortada bir maddî engel, bir tedbirsizlik, bir planlama eksikliği göremedi. Öngörülen bütün tedbirler tamam ve herşey yolunda görünüyordu.

Peki, o halde şehir neden düşmüyor, feth-i mübin niçin tahakkuk etmiyordu?

Sultan Mehmed, bu kez işin mânevî boyutunu düşündü. Acaba, hadisenin mânevî tarafından bir eksiklik, bir yanlışlık, yahut bir tedbirsizlik mi var diye, bu konuyu gidip hocası Akşemseddin Hazretlerine danıştı: “Muhterem hocam, siz de bir bakıverin. Ben üzerime düşen herşeyi yaptım. Bizans’ı almak için, maddî âlemde, yani sebepler tahtında lâzım olan tedbirlerin hepsini aldım. Bu cihetten bir mâni görünmüyor. Düşündüm ki, kutlu fethin önünde acaba bir mânevî engel mi var? Böyle bir mâni varse eğer, bunu görmek ve üstesinden gelmek elbet sizin işiniz hocam. Hele bir bakıver de, o cânipte acep neler görürsünüz.”

Kalp gözü açık ve mânevî kemâlât sahibi Akşemseddin Hazretleri, talebesi olan genç padişahın sözlerini dinledikten sonra, o da ortada fethin önünde bir “mânevî düğüm”ün olabileceğine kanaat getirerek muhavereye daldı. O mânevî muhavere esnasında baktı ki, ne görsün…

Meğerse, Bizans tarafında bulunan bir meczup veli, sur içine doğru atılan koca top mermilerini bile “Aman gâvurcuklarıma birşey olmasın” diyerek, kerâmetinin kuvvetiyle tutup tesirsiz hâle getiriyor. Dolayısıyla da, şehrin düşmesini, Bizans’ın teslim olmasını ve müjdelenmiş olan o feth-i mübînin tahakkuk etmesini mânen engellemiş oluyor.

Durumun bu merkezde olduğunu keşfeden Akşemseddin, işe evvelâ kendi nefsinden başlıyor. Ciddî bir riyazete girerek, seyr-i sülûk-i ruhani ile nefsini terbiye etmeye koyuluyor. Mânevî terakki merdivenlerinde o meczup veliye yetiştiğine, hatta onu geçtiğine kanaat getirdikten sonra ise, ellerini dergâh-ı İlâhiye açarak şu niyazda bulunuyor: “Yâ İlâhî ve yâ Rabbî! Müjde-i Peygamberî’de (asm) yer alan şu feth-i mübin için lâzım gelen herşey yapıldı. Ortada aşılamayacak hiçbir mâni kalmadı; bir tek şu ‘mübarek mecnun’dan başka… O da bilmeyerek şu mukaddes fethin önüne set çekiyor, engellemeye çalışıyor. İlâhî, bu vaziyetin devamına artık tahammülüm kalmadı. Teessürüm, elemim nihayetsizdir. Yâ Rab! Ya beni bu azaptan kurtararak canımı al, ya da o mecnun veli kulunun canını al ki, feth-i mübin müyesser ola.”

Şu hâlis ve tesirli duâ âcilen kabul edilmiş olmalı ki, Haliç tarafından sur içine doğru atılan bir top güllesi—rivâyete göre—o mecnun veliye isabet etmiş ve hemen oracıkta teslim-i ruh eylemiş.

Cep Ali, nasıl Cibâli oldu?

Rivâyetler muhtelif olmakla birlikte, en kuvvetli nakillere göre, o meczup velinin ismi “Cebe Ali”den bozma “Cibâli Baba”dır. Risâle-i Nur’da da bahsi geçen Cibâli Babanın kıssası, kısaca yukarıda anlatıldığı gibidir.

İşte bu Cibâli Baba, uzun süreden beri Bizans İstanbulu’nun Müslüman mahallesinde ikamet etmektedir. Asıl ismi Cebe Ali Hazretleridir. Üstüne giymiş olduğu elbisenin bir sürü cebi vardır. Bu ceplerini şeker doldurur, mahalle aralarında dolaşır ve bu şekerlerden Rum çocuklarına ikram ederek onları peşinden koştururmuş. Mürürû-u zamanla “Cibâli”ye dönüşen Cep Ali, yahut Cebe Ali lâkabı işte buradan gelmektedir.

Cibâli Baba, aynı zamanda ermiş ve kerâmet sahibi olmuş bir kişidir. Zaman içinde çocuklar gibi Rum ahalisi de onu sevmiş, benimsemiştir.

Karşılıklı olarak yaşanan bu sevgi ve kaynaşma, kuşatma ve harp esnasında da devam etmiştir. Sur dışından atılan ve gök gürlemesi gibi ses çıkaran top güllesinden korkan çocuklar ve bir kısım Rum halkı, çareyi Cibâli Babaya sığınmakta bulmuşlardır. Onun etrafından toplanmışlar ve kendilerine himmet etmelerini istemişlerdir. Çünkü, onun ermiş bir mü’min olduğuna inanmışlardır.

Top mermilerini tutup Haliç’e atıyor

Rivâyet bu ya, Cibâli Baba da, aşırı şefkat ve merhametinden etrafına üşüşen Rum halkı ile çocuklarını himaye etmiş ve “Aman gâvurcuklarım zarar görmesin” diyerek, atılan top mermilerini havada yakalayıp onları tesirsiz kılma kerâmetini göstermiş.

Ne derece doğrudur bilinmez; ancak, Cibâli Babanın top mermilerini havada tutup denize attığı bile rivâyet ediliyor.

Şöyle, ya da böyle; ortada son derece acip ve garip bir hadisenin yaşandığı muhakkak. Bütün Müslümanlar, Hz. Peygamber’in müjdesine konu olan İstanbul’un fethi için vargücüyle çalıştıkları halde, bir mecnun veli şahsiyet çıkmış ve bu kudsî dâvânın tam aksi yönünde şaşırtıcı bir gayret ve faaliyet sergilemiştir.

Risâle-i Nur’da da Cibali Baba hadisesine atıf var

Evet, bu tarihî vakıaya Mektûbât isimli eserinde atıfta bulunan Bediüzzaman Hazretleri, tarih seyri içinde ve bilhassa zamanımızda var olan, yani ona benzer ve hatta daha beter faaliyetlerde bulunan Cibâli Babaların mârifetine dikkat çekmektedir. İşte o bahis:

“Sultan Mehmed Fatih’in zamanında hikâye edilen meşhûr ve mânidar Cibali Baba kıssası nevinden olarak, bir kısım ehl-i velâyet, zâhiren muhakemeli ve âkil (akıllı) görünürken, meczupturlar. …Meczup olduklarından, mânen ‘mübarek mecnun’ hükmünde oluyorlar.”

(Mektubat, 26. Mektup, 9. Mesele)

Okunma Sayısı: 5488
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Latif Salihoğlu

    26.5.2020 23:48:10

    Muhterem Süleyman, sonradan yazılan tarihlerde bir karıştırma söz konusu olmuş... Bazı kaynaklarda İstanbul’un fethine iştirak eden bir başka Cibâli Babadan daha söz edilmektedir. Evliya Çelebi’nin bahsettiği bu şahıs, “Bursa sübaşısı” olup, ismi yukarıda kıssasını hülâsa ettiğimiz meşhûr Cibâli Baba ile yer yer karıştırılmaktadır. Oysa, bunlar birbirinden farklı şahsiyetlerdir. Birini ölüm tarihini, yer yer diğerine yazmışlar. Buna takılmamak gerektir.

  • Süleyman

    26.5.2020 22:44:58

    Muhterem hocam makalenin başında ki resimde cebe Ali'nin ölüm tarihi olaraktan 1469 gösteriyor. Niye 1453 değil? Saygılar

  • Ali

    26.5.2020 18:11:52

    İçimizdeki Cibalibabalar; imanın ve İslamın geleceğine ipotek koyup çukur kazan ihtilalci şizofrenlere tepki koymayarak fütuhatı geciktiriyor.

  • enver şahin

    26.5.2020 14:55:13

    Latif bey hocam, Akılcıların ötedenberi sürüp gelen itirazlarına kapı açan bir rivayet! 1- Akşemseddin (Hz.) ve cibali baba veli zatlar. Akşemseddin neden ilham yolunu istemezde son kerte olan ölüm tercihini ister?2- Cibali babanın kerametini görüp sığınan korunan gavurcuklar neden muhammedi mü'min olmazlar? 3- Cibali baba gavurcuklara gelen gülleleri tutup haliçe atar ama kendine gelen gülleyi tutamayarak şehid olur. bayramınız tebrik ederim. selamlar efendim

  • Ramazan ÇALIŞAN

    26.5.2020 13:54:48

    Bediüzzaman, “Bir şeyin illeti tammesi varsa yani o şeyin maddesi, gayesi, şekli ve ustası varsa o şey yaratılmıştır” der.Demek oluyorki bir şeyin vucut(tahakkuk) bulması için bütün sebeblerin(maddi/manevi)bulunması gerekiyor.Bu sözün mefhumu-u muhalifenden,bir şey vucut bulmuyorsa demekki illeti nakısa (sebeplerin eksikliği)var demektir. Bu illeti nakıselerden ne kadarı ve ne derece bizim cüz-i irademizin taalluku var biz onu bilmiyoruz.İşte Fatih'inde tıkandığı bu noktada hocasına müracat etmesi gösteriyorki,Bizimde Akşemseddin ve Bediüzzaman gibi bu düğümleri(sıları)çözeçek mürşidlere ihtiyacımız var.

  • Mehmet Türeli

    26.5.2020 12:43:02

    Günümüzün Cibali Babaları kemalizm için dua ettiklerinden Rusyada Lenin, Çinde Mao liderlerin komünizmin yerle bir olurken bizde kemalizm Cibali Babalar sayesinde daha da parlamaya başladı.

  • Abdullah Tunç

    26.5.2020 11:36:27

    Evet bir şeyin vücut bulması bütün şart ların tahakkuku ile mümkündür. Bir şart eksik olursa o mevcut vücut bulmaz. Neden istenilen hayırlı neticeler hasıl olmuyor; demekki bir sürü eksik şart lar, sebepler vardır. Bunların bir kısmı maddi, bir kısmı manevidir. Bunlar göz ardı ediliyor. Bir de ferec bekliyoruz.Bü yük gelişmeler, inkişaflar, fütuhatlat bekliyoruz. Halbuki ne maddi ve ne de manevi şartlar tamamdır. Bu iki konu da alabildiğine eksikliklerimiz, noksan lıklerimiz vardır. Bunlar tamamlanma dan hayırlı sonuçlar elde etmek müm kün değildir. Hem maddi ve hem de manevi sahada çok çalışmamız,ola ğanüstü bir gayret göstermemiz, büyük fedakarlıklarda bulunmamız ve bu iki sahada çok mesafe kat etme miz gerekiyor. Parçada anlatılan tarihi hadise kıyamete kadar ders alınacak bir hadisedir. Günümüzde cibali bab kar var bilmem amma,ters,yersiz suaların yapıldığı kesin bir vakıadır.Bu gün bunun sıkıntısını çekiyoruz.

  • Ramazan ÇALIŞAN

    26.5.2020 09:59:31

    Latif bey,Cibali baba dahil,günümüzdeki bazı meczuplar fiillerinden sorumlumudur.Yazınız zihinlere bu soruyu sorduruyor.Cevap verme hakkıda size düşüyor diye düşündüm.Bu vesile ile bayramınız mubarek olsun diyorum.

  • Hüseyin İlhan

    26.5.2020 07:38:30

    Allah razı olsun.Aziz üstadımızın bahsettiği bu hadise benzeri durumda olanlar bu ihtardan ders almalılarki daha fazla masum mağdur ve mahzun olmasın.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı