"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Zıtlıklar dünyasında yaşıyoruz

M. Latif SALİHOĞLU
15 Ağustos 2017, Salı
Şu dünya ve çevresindeki hava küresinin, hatta kâinatın her yerinde, bilhassa zemin sayfasında ve bu sayfanın her satırında, her kelimesinde ve her harfinde bir fıtrî akışın, meyelânın, cevelânın acip tecellileri, tezâhürleri var.

Tefekkürî bir nazar ile bakıp görmeli; düşüne düşüne doğru istikameti bulmalı insan...

Misâl, bulutların teşekkülü ile kar ve yağmur damlacıklarını yeryüzüne aheste (ve bazen hiddetli) bir şekilde serpmeleri, bir yerden bir başka yere seyr ü seferleri...

Kezâ, çeşit çeşit bitkilerin ve ağaçların topraktan filizlenerek fışkırması, yüz binlerce mahlûkatın hayat bularak çoğalması, dağların altında depolanmış suların çeşmelerden düzenli şekilde zemin yüzüne akıtılması, bu çeşmelerin mevcut hayata hayat katması ve hayata lâzım olan türlü mahsülâtı beslemesi, idame ettirmesi, vesâire…

İşte, bütün bunlar fıtrî meyelanın cûş û hurûşla birer tezâhürüdür. Bu meyelana karşı gelinmez, mani olunmaz ve mukavemet edilmez.

Bediüzzaman Hazretleri de aynen öyle diyor: “Fıtrî meyelan, mukavemetsûzdur.” Yani, fıtrî akış ve meyelan durmaz, durdurulamaz ve karşı konulmazdır

Doğru ve mantıklı olan, bu meyelâna, bu eğilime uymaya ve hayatı ona göre tanzim etmeye çalışmaktır. Esasen, başka türlü hareket, insanın kendini boş yere yormasından, çevreyi rahatsız edip kirletmesinden başka bir şey değildir.

Bir canlı türüne veya bir bitki çeşidine müdahale edildiğinde, onun hayat hakkı ortadan kaldırılmaya çalışıldığında, yani ekolojik dengeyi bozacak işlere bulaşıldığında, istenen, arzulanan değil, tam aksine hiç istenmeyen, hatta zaman zaman hiç umulmayan gelişmeler yaşanır, hiç beklenilmeyen durumlar ortaya çıkar.

Yani, insanlar fıtrî meyelâna müdahale ile önüne geçemiyor, ona mukavemet edemiyor, üstelik istediği neticeyi de elde edip rahata, huzura vasıl olamıyor, sadece etrafı kirleterek, hatasının neticesi olarak, mevcut hayat şartlarını daha da ağırlaştırıp zahmetli, işkenceli bir hale çeviriyor.

İşte, hayatın böylesine zorlaştırılıp işkenceye çevrildiği sıkıntılı bir vetireden (süreçten) geçiyoruz. 

Meselâ, küresel ısınma, bir yandan sel baskınları, bir yandan sıcaklık ve kuraklık, ozon tabakasının incelip yer yer delinmesi, hatta okyanusların derinliklerindeki bazı canlı türlerin ölümü gibi acip haller, tam da beşerin bulaşık eliyle fıtrî meyelâna müdahalesi ve bozulmaya çalışılması sebebiyledir.

Evet, hiç şüphesiz, fıtrî meyelana uygun hareket, hayatın her safhasını kolaylaştırırken, aksine hareket ise, hayatı daha da zorlaştırmaktan ve zararlı, tehlikeli hâle sokmaktan başka bir işe yaramıyor.

Yeryüzünü kirlete kirlete hayatı azaba çeviren insanların bulaşık eli, şimdi ne yazık ki yerin üstündeki oksijenli hava gibi, yer altındaki içme sularını da kirletmeye başladı.

İnsanlık ise, kendi sonunu hazırlayan bütün bu menfî gelişmelere çare bulmak için kara kara düşünmeye konulmuş vaziyette.

Bildiğimiz ve inandığımız yegâne çıkış ve çâre formülü, Lemâlar’da ifadesini bulan Latif Nüktelerde ve bilhassa “İsm-i Kuddüs”ün o hayır ve hikmet dolu izâhında mündemiç...

GÜNÜN TARİHİ: 15 Ağustos 1984

PKK’nın ilk terör saldırısı

Bekaa Vadisinde bulunan Abdullah Öcalan'ın emir ve talimatıyla harekete geçen PKK militanları, Siirt'in Eruh ve Hakkâri'nin Şemdinli ilçelerine eşzamanlı olarak baskın düzenleyip silâhlı saldırıda bulundu.

Bu saldırı, yaklaşık otuz yıl müddetle devam eden kanlı çatışmaların başlangıcını teşkil ediyor.

Örgüt mensupları tarafından, 15 Ağustos 1984 tarihi itibariyle ilçe merkezlerindeki karakollara ve askerî lojmanlara bombalı ve silâhlı saldırı düzenledikleri yönündeki haber, TRT ekranlarından uzun uzadıya anlatılarak adeta PKK’nın hem çok güçlü bir örgüt, hem de “Kürt hareketi” için tek adres olduğu mesajını veriyordu.

Gariptir ki, o tarihe kadar sağda-solda yaşanan anarşi ve terör olaylarını hiç vermeyen, yahut çok kısa geçen tek resmî kanal olan TRT, PKK saldırılarını ilk kez olmak üzere ve bütün detaylarıyla kamuoyuna duyurdu.

* * *

Eruh ve Şemdinli saldırıları esnasında nöbetçi er Süleyman Aydın öldürülürken, ayrıca 9’u asker olmak üzere 12 vatandaş da yaralandı.

Bu arada, Jandarmaya ait çok sayıda silâh ve mühimmat gasp edildi.

Silâhlı eylemciler, her iki ilçede de kısa süreli hakimiyet kurdular; belediye ve camilerin hoparlörlerinden örgüt propagandası yaptılar.

Saldırıda herhangi bir zayiat vermeyen örgüt , ilçe merkezlerinde fazla zaman kaybetmeden dağlara çekildiler, ardından sınır ötesindeki eğitim kamplarına döndüler.

Başlangıçta küçümsenen bu belâ, 33 yıldır bir türlü bertaraf edilemedi.

***

@salihoglulatif:

Şu hayatın temeli-esâsı “zıtlıklar” üzerine kurulu... Hem kendimiz, hem de çevremizle barışık halde olabilmek için, acı-tatlı, eksi-artı, doğru-yanlış... herşeye olduğu bakmalı, olduğu gibi görmeli ve öyle de yorumlamalı.

Okunma Sayısı: 2784
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı