Nurlar âlemi ancak akıl, ruh, kalp ve diğer duyguların yüksek şuuruyla ve ilahî yardımla ulaşabileceğimiz yer.
Sühreverdî “Kızıl Akıl” adlı eserinde,“insan aslının nurlar âlemine ait olduğunu, Hazret-i Âdem’in yasak elma sebebiyle nurlar âleminden maddî âleme kovulduğu” söylüyor. “Böylece nurlarla hür iken, beden kafesine hapsoldu ve nuranî yanını kaybetti.”
Hz. Âdem yasak ağaca yaklaştığında, nura madde bulaştığını, güneşin doğuş ve batış anındaki ışığı gibi, nuranî olan aklın kızıl akla dönüştüğünü izah ediyor.
Hz. Âdem’in Cennetten çıkarılmasını Bediüzzaman’ın, “Allah’ın isimlerinin tecellisi ve imtihan için vazifelendirme” olarak nitelediğini görüyoruz. (12. Mektup)
HAFIZA KAYBI
Akıl, bakış açısına göre değişik şekillerde tasnif edilmektedir.
Nuranî olan ruh, nefsin tutkusu sebebiyle maddenin içine düştü. Sonra hâfıza kaybı yaşadı insan, geçmişini unutuverdi. Çünkü insan nisyandan alınmıştı.
Kızıl akıl, gaflete daldı. Asıl gayesini ve aslî vatanını unuttu. Ezelî yurduna gitmeyi istemez oldu. Fakat bu gaflet onu varoluş sancısından kurtaramadı.
Bediüzzaman’a göre “insanın en kıymettar cihazı akıldır. Akıl, hayatın süzülmüş en safi hülâsasıdır, hayatın ziyasıdır. Hakikatlerin bütün inceliklerine nüfuz eder.”(Sözler, 423)
HAYALDEN İTİKADA...
Aklın insana veriliş sebebi, vazifesini güzelce yapıp tekrar nurlar âlemine dönmesi, “ebedî hayatın esasatını, uhrevî saadetin levazımatını tedarik” etmesi içindir.
Akıl kalp komutasındaki bir nurdur. Sair latifeler onun askerleridir. İnsan sınırsız duygularında, sırat-ı müstakim dengesini tutturmak zorundadır.
Dimağdan çıkan fikirler çeşitli mertebelerden geçer. Tahayyül, hayal mertebesidir. Tasavvur, düşüncelerin elbise giymesi, taakkul, ölçülüp muhakeme edilmesidir.
Tasdik, aklın karar vermesi, iz’an ise aklen tasdik edilen bilgilerin kalbin onayına sunulmasıdır. İltizam, taraf olmaktır. “İslamiyet, iltizamdır, iman iz’andır.”
İtikat ise, fikrin; aksine ihtimal vermeyecek şekilde kuvvet bulmuş inanç halidir. (Lemaat)
HİKMET VEYA HÜZÜN
Diğer duygular gibi aklın da mertebeleri vardır. “Tefrit mertebesi gabâvettir ki, hiçbir şeyden haberi olmaz. İfrat mertebesi cerbezedir ki, hakkı bâtıl, bâtılı hak suretinde gösterecek kadar aldatıcı bir zekâya malik olur.
Vasat mertebesi ise, hikmettir ki; hakkı hak bilir, imtisal eder; bâtılı bâtıl bilir, içtinap eder.” (İ. İ’caz, Fatiha tefsiri)
Akıl arınmayı başaramazsa bir azap aleti olur. Hüzünlerin, elem ve gamın nakil vasıtasıdır, hayvan gibi rahat yaşayamaz. (Sözler, 437.)
GERÇEK AKIL
Farabî’nin sıralaması özetle şöyle; Akl-ı mücerret, soyut akıldır. Vahiyle birleşip iman ile buluştuğunda akl-ı musedded, güçlenmiş sağlam akıl oluyor.
İman ahlâkla birleşip davranışa dönüştüğünde ise, akl-ı müeyyed oluyor. Yani teyid edilmiş gerçek akıl.
İmam-ı Gazâlî ise, aklı ikili ve dörtlü tasnif ederek “sonu tehlikeli olan şehvetini yenen kişi akıllıdır” diyor.
Tasavvufta nefisle ilişkili ve yedi mertebeli başka bir tasnif karşımıza çıkıyor:
Akl-ı meaş, akl-ı mead, akl-ı selim, akl-ı nuranî, akl-ı ruhanî, akl-ı sultanî, akl-ı küll.
Bir de, “akıl ile nakil çatışırsa; aklın esas alınıp naklin tevil olunması” meselesi var. Ancak bunların izahı maalesef sütunumuzun kapasitesini zorluyor.
DÖNÜŞ
Son sözü Hz. Mevlânâ söylesin: “Ey gönül; sen galiba işin farkında değilsin! Asıl şehrinden sürülmüşsün; burada gurbettesin! Geldiğin aslî vatanına (nurlar âlemine) dönüş için gayret sarf et!”