“Yaşamak için havaya ihtiyacımız var mı?” gibi abes bir soru sanki! Evde, işte, trafikte, ticarette, siyasette kısaca hayatın her alanında adalete hava gibi, su gibi ihtiyacımız var diyorsak; “adalet için ne kadar gayret sarf ediyoruz” sorusu sırada bekliyor!
Kitabımızın ilk emri, ‘Oku!’ Okumaktan maksat ise, şüphesiz anlamak ve yaşamak. Anlaşılmayan ve yaşanmayan bilgiler insana yük değil mi?
Her alanda haksızlık ve zulüm yapıp sonra Hazreti Ömer’in (ra) adaletiyle övünmek faydasız hamaset değil mi?
İsrail ve Amerika’nın zulmünü tel’in etmek vicdanımızı rahatlatabilir. Ancak kardeşimize, çevremize, komşumuza yapılan zulümleri görmemek vicdanımızı körleştirmez mi?
***
Müslümanlar olarak biliyoruz ki; Kur’ân’ın dört esasından tevhid, nübüvvet, haşir ne kadar önemliyse; dördüncü esas olan adalet de o kadar önemlidir. Kimse bize ulûfe olarak adalet dağıtmaz, adalet gayret ve emek ister,
İslâmın Hz. Ömer’de (ra) tecelli eden adalet hakikatini bu asrın insanlarına da göstermeye mecbur ve mükellefiz. Bunun için önce kendimizden başlamamız gerekiyor.
ADALET: HİKMET, İFFET VE ŞECAAT
Bütün duygularımızın esası olan şehvet, öfke ve akıl kuvvelerine fıtraten sınır konulmamış. Dünyadaki bütün zulümlerin temelinde bu üç duygunun ifrat ve tefrit mertebeleri vardır.
İslâm felsefesinde dört ana faziletten birisi olarak kabul edilen adalet, diğer üç fazilet olan hikmet, şecaat ve iffetin dengeli bir şekilde insanda bulunmasıyla elde edilir. Bediüzzaman, sırat-ı müstakîmi hikmet, iffet ve şecaat (cesaret) olarak tefsir eder. (İşârâtü’l-İcaz)
Yani adaletin yolu, ferdin kendi duygularında dengeyi, adaleti sağlamasıyla başlıyor. Konumu ne olursa olsun -anne, baba, eş, öğretmen, hâkim, idareci, tüccar, gazeteci, vs.- duygularında ifrat ve tefritten kurtulamayan insan adil olamaz.
Öyleyse; adalet için suya atılan taşın halkaları gibi, önce en küçük daireden başlayıp -nefis, aile, okul, toplum, bütün insanlık- halkayı genişletmeliyiz.
ASRIN İDRAKİNE İSLÂM’I ANLATMAK
Her konuda olduğu gibi; adalet ve insan hakları konusunda da modern çağın beklentilerini karşılayabilecek kaynak Kur’ân’da, Peygamberimizin (asm) hadislerinde ve diğer İslâmî literatürde mevcuttur.
İslâmî kaynaklardan, İslâm hukuku ve insan haklarının -Mecelle örneğinde olduğu gibi- tekrar belirlenmesi ve asrın idrakine uygun olarak güncellenmesi zarurîdir.
Bunun için öncelikle temel insan haklarından başlamak gerektiği kanaaatindeyiz. İnsanlığın ortak birikimi esas alınarak insan haklarını düzenlenmesi ve bütün İslâm ülkelerinin anayasalarında yer alması ve uygulanması için gayret göstermek zorundayız. Maddî ve manevî kalkınmamız için bu şarttır.
Bunu yapacak din ilimlerinin yanı sıra çağdaş bilimlere aşina, ufku açık, hamiyet ve gayret sahibi uzmanlara ihtiyacımız var.
Çağımızın tefsiri Risale-i Nur’da konuya ilişkin prensipler mevcut. “Dünya ihtiyarladıkça Kur’ân’ın genç kalması, her asrın ihtiyacına cevap vermesinin, cihanşümul/evrensel olmasının sırrı” bu.
ADALET SEFERBERLİĞİ
Nefsine zulmetmemek adalet olduğu gibi, aile fertlerinin sevgi ve saygı içinde fikirlerini ifade edebilmesi adalettir.
Komşuluk haklarına riayet, ticarette dürüstlük, yönetimde tarafsızlık, liyakat, şeffaflık ve hesap verilebilirlik adalettir. Mahkemelerde adil yargılama, medyada hakikati söyleme adalettir.
Allah’ın hukukuna riayet etmek, yarattıklarına zulmetmemek adalettir.
Hâsıl-ı kelam; hayatımızın havası ve suyu adalettir. Çünkü, kâinat ancak adaletle kaîm ve daîmdir. Sahi, bizim adalete ihtiyacımız var mıydı?