"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Haklının yanında, haksızlığın karşısında olmak

M. Said ZEKİ
01 Nisan 2019, Pazartesi
Ne mutlu o insana ki; hakkını hukukunu bilir, haddinden tecavüz etmez.

Kimseye zulmetmez, kimsenin kendisine zulmetmesine izin vermez ve kimden ve nereden gelirse gelsin haksızlığın karşısında olur; dinine, milliyetine, cinsiyetine bakmaksızın, kimliğini sormaksızın mağdur ve mazlûmun yanında yer alır. 

Herkes hakkına razı olsaydı; yeryüzünde haksızlık diye bir şey olmazdı. Ancak ‘Ya Rab! Yeryüzünde yine mi kan dökecek, bozgunculuk çıkaracak, haksızlık ve zulüm işleyecek kimseler yaratacaksın?’ diye soran melekleri; insanlar bu kötülükleri işleyerek haklı çıkardı!

*** 

‘Hangisi güzel işler yapacak’ diye insanları yaratıp, yeryüzüne gönderen Allah (cc) imtihan gereği insanları güç, kuvvet, asalet, makam, mevki, zenginlik, fakirlik, fizikî ve biyolojik olarak farklı farklı yarattı. Kuvvetlinin zayıfa yardım etmesini, zenginin malını fakirler ile paylaşmasını, büyüğün küçüğe şefkat ve merhametle davranmasını, küçüğün büyüğe itaat ve hürmet etmesini emretti. Canın, malın, ırzın, neslin, inanç ve düşüncenin korunması için gerekli prensipleri Peygamberleri vasıtasıyla bildirdi. Zulmetmeyi, kan dökmeyi, zina yapmayı, başkasının malını gaspetmeyi, ana babaya karşı gelmeyi, kendisine şirk koşulmasını yasakladı. 

Özetle insanın haysiyetine yaraşan, onurunu yücelten, aklen, kalben ve ruhen yükselmesine yardım edecek bütün cihazlarla, duygularla, akıl ve bilgiyle donattı. Zararlı ve  kötü şeyleri tek tek açıklayıp sakınmayı öğretti. Ancak insan kendisine verilen duygu ve kuvvetleri kötüye kullanmaya meyyaldi. Nitekim veriliş gayesinin aksine kullandı.

*** 

Güçlü olan zayıfa yardım etmesi gerekirken ona zulmetti, onurunu rencide ederek onu köleleştirdi. Zenginler mallarını fakirlerle paylaşmak yerine, fakirin elindekilerini de sömürerek malını daha da çoğalma yoluna gitti. İktidarı ele geçirenler kendi halkına zulmetti, komşu ülkelere saldırdı, yüzyıllarca savaşlar yapılıp kan döküldü. Holdingler, silâh tüccarları savaşı, yoksulluğu ve acıyı ranta çevirmeyi marifet bildiler. Başkalarının sıkıntı ve acılarından beslendiler. İktidarın devamı için meşrû, gayrimeşrû ne gerekiyorsa çekinmeden yürürlüğe koydular.

*** 

Herkesin bir hesabı varken; Allah’ın da bir hesabı vardı. Arzî ve semavî felâket ve musîbetlerle azgınları cezalandırdı. Uzak zannettikleri ölüm, onları ansızın yakalayıverdi. Allah (cc) imtihan gereği zenginlik ve fakirliği, zayıflık ve kuvveti, zafer ve mağlûbiyeti gece ve gündüz gibi; insanlar, kavimler, ülkeler arasında değiştiriyordu. 

Adalet bu dünyada kısmen gerçekleşirken; büyük ölçüde zalim izzetinde, mazlûm zilletinde ölüp gittiği için ceza ve mükâfat bir Mahkeme-i Kübra’ya bırakılıyordu. 

*** 

Zalimler ve ehl-i dalâlet gerçekten az, zayıf ve korkak iken; safdil iyi insanları çeşitli hile ve desise ile kandırıp kendisine taraftar yapıyordu. Kimilerini korkutarak, kaba kuvvetle ezerek, kimilerini mal, makam, şöhret ve şehvet damarlarından yakalayarak etrafında topluyordu.  Hatta ‘dinde hassas, muhakeme-i akliyeden noksan’ safderunların taassubunu işleterek kendisine duâcı yaptırıyordu. Tahribat kolay olduğu için büyük tahribatlar yapıyor, herkesi sindiriyordu. Böylece az iken çoğunluğu elde ediyor ve hüküm ekseriyete göre veriliyordu. Bir dönem hükmünü icra ediyor, sonra ‘boş kütükler gibi savrulup gidiyorlar’dı.

*** 

Masum ve mazlûmlar ise; ellerinden gelen her şeyi yaptıktan sonra, Yüce Allah’a tevekkül ediyorlardı. Adem Aleyhisselâmdan kıyamete kadar gelip geçecek mü’minler duâ vasıtasıyla birbirlerine yardım ediyorlardı.

İnanıyorlardı ki; küfür devam eder zulüm devam etmezdi. Her gecenin bir sabahı, her kışın bir baharı olduğu gibi; bu günlerde geçecek hak ve hakikat güneşi doğacak, küfrün ve zulmün koyu karanlıkları dağılacaktı. Bahar bütün güzelliği ile arz-ı endam edecek masum ve mazlûmları tebessümle karşılayıp yüzlerini güldürecekti.

Yine inanıyorlardı ki; Allah’ın vaadi haktır. O Hakîm ve Rahîmdir, şefkatli ve merhametlidir. İyiliği ve adaleti emreder. Zerre kadar iyiliği de, kötülüğü de karşılıksız bırakmaz. Abes iş yapmaz. Zalime mühlet verir, ama adaleti ve mazlûmun hakkını asla ihmal etmez. O’nun her şeye gücü yeter. O en büyük ve en yücedir. Ve en sonunda dönüş O’nadır.

Amenna ve saddakna!

Okunma Sayısı: 1538
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı