Hollanda maçının oynandığı sıralardı. Birden o acı haber TV’lere altyazı ve internet sitelerine düştü.
Resmî kaynaklardan uzunca bir süre bilgi aktarılmaması, olayın vehametini anlamak için yeterliydi. Resmî açıklama saatler sonra geldi, 16 şehit, 6 yaralı…
Artık adına Dağlıca mı, yoksa Kanlıca mı demeliyiz bilemiyorum, ama Dağlıca Karakolu, jeopolitik konumu dolayısıyla en fazla baskına uğrayan karakollardan biri, belki bu yönüyle Guiness Rekorlar kitabına bile girebilir. Son 8 yılda 6 kez baskına uğramış. Yani asker olarak göreviniz Dağlıca Karakolu’na düştüyse, bu askerlik göreviniz müddetince, terör baskınına uğramadan görevinizi bitirmeniz neredeyse imkânsız. Hal böyleyken, bir yandan şehit düşen askerlerimiz için kalpler yanarken, bir yandan da neden bu karakollar için yeterli tedbir alınmıyor diye de düşünülüyor. Meselâ; PKK yollara patlayıcı döşeyecek kadar kendini geliştirebilirken; ASELSAN gibi bir kuruluş neden bu yollara döşenecek patlayıcıları haber verecek bir sensör sistemi için gerekli teknolojik altyapıyı hazırlamıyor? Silâhlanma düşmana göre yapılır. Meselâ kuş avlamak için son derece teçhizatlı pahalı bir balıkçı kayığı satın almazsınız. Kuş avı için gerekli teçhizatı alırsınız. Yani tatbikattan tatbikata kullanılacak son derece pahalı modern bir savaş gemisi yerine; PKK’ya karşı en az kaybı sağlayacak şeylere yatırım yapılabilir. “Bir mü’min aynı delikten iki defa ısırılmaz” hadis-i şerifinin gereği olarak Genelkurmay da kendini bu konuda sorgulamalıdır. Birçok baskına maruz kalınan bir yerde aynı anda 16 şehit verilmesi pek kabul edilebilir gözükmüyor.
Çözüm sürecinde terör örgütünün şehirlere militan ve silâh yığınağı yaptığı, bizzat Cumhurbaşkanı tarafından itiraf edildi. Bu bilinen bir şey ise, bir gaflet olarak tanımlanamaz. Yani gafil avlandık diyemezsiniz, çünkü haberiniz var. Bu biliniyorsa, göz göre göre buna nasıl müsaade edildi, çözüm süreci diye insanlar, gözlerinin içine bakıla bakıla nasıl kandırıldı, bunu anlamak da mümkün değil. Kanın akmamasından her insan gibi memnuniyet duyduğumu belirtmeme rağmen; çözüm süreci denilen ateşkese baştan beri oldukça ihtiyatlı yaklaşmış ve terör örgütünün uygulamalarının çözümle uyuşmadığını; asayişin, yürütmenin, yani devlet otoritesinin terör örgütüne bırakıldığını birkaç yazımda belirterek hükümeti uyarmıştım. Şimdi “aaaa bunlar böyle yapmışlar, aaaa şöyle silâh depolamışlar” tarzı olup bitenden hiç haberi yokmuş gibi davranmak, bir devlet adamı ciddiyetine yakışmıyor.
Bugün Dağlıca baskınını yapanların, sınır ötesinden gelmeyip şehir içlerine sızan terör örgütü mensupları olduğu, bu eylemleri yine bu süreçte şehirlere depoladıkları mühimmatlarla yaptıkları anlaşılıyor. Yani en baştan beri, terör örgütü çözüm diye bir süreci kabullenmemiş ve bunu kendisi açısından bir fırsata dönüştürmeyi amaçlamış. Hal böyleyken, çözüm süreci neden bitti, bitirildi diye hayıflanmanın ve eleştiri üretmenin de bir anlamı yok. Hatta çözüm süreci biraz daha uzasaydı, başa çıkılması çok daha zor bir tabloyla karşı karşıya kalınacağı açık bir şekilde gözüküyor.
Bugün artık şunu ayırmak gerekiyor. Doğu ve Güneydoğu, yani Kürt sorunu diye bir sorun varsa, bu sorun terör sorunundan ap ayrı bir sorundur. Yani terörün sona erdirilmesi ayrı bir sorundur, varsa Kürt sorunu ayrı bir sorundur. Varsa Kürt sorunu, PKK ile müzakere edilebilecek bir konu değildir ve hiçbir zaman olmamıştır. Daha önce de belirttiğim gibi, eğer günün birinde yine PKK ile müzakereye ihtiyaç duyulursa, bu örgüt ile müzakere edilebilecek tek konu, silâhların bırakılması ve bunun karşılığında çıkarılabilecek bir Genel Affın çapıdır. Yani bu affın nereye ve kimlere kadar uzanabileceğidir. Bu konseptin dışındaki konuların PKK ile müzakere edilmesini vatana ve millete yapılmış en büyük kötülük sayarım. Ülkede Kürt sorunundan ziyade bir demokrasi ve az gelişmişlik sorunu vardır. Ve bu demokrasi ve azgelişmişlik sorunu yalnızca Doğu ve Güneydoğu’ya münhasır değildir. Ülkenin en genel sorunudur. Ülkenin bir an önce kendi ikbalini düşünen sahte pehlivanlardan kurtulması gereklidir. Artık yalnızca emanetin emanetini yapan hükümet bile denilemeyecek bugünkü iktidar, Zaman, İpek Medya gibi muhalefete devlet gücü bindirerek, Doğan medya grubuna anarşist eylem yaprak linç faaliyetine girişenlere gözünü kapayacağına enerjisini, terörle mücadele, ekonomi ve AB üyeliği gibi konulara vermelidir.
Ayrıca, Başbakan Davutoğlu’nun Doğan medyaya yapılan baskın ve bu baskına bir milletvekilinin katıldığından haberi var mıydı? Var ise fecaat. Yok ise ayrı bir fecaat. Bu arada, dolar kurundaki artışlar dolayısıyla, Davidson marka motosikletlerin fiyatında da artış meydana geldi.