Her sektör krizden etkilenirken bankaların ve faizcilerin kârlarına kâr katması acaba kimin kabahatidir? Bütün sektörler “iş bilmez” de sadece bankacılar ve faizciler mi işlerini biliyor?
Açıklanan raporlara göre bankacılık sektörünün net kârı 2026’nın Şubat ayında 169,4 milyar lira olmuş. Aynı rapora göre sektörün aktif toplamı 2025 yıl sonuna göre 1 trilyon 923 milyar 972 milyon lira artmış.
Meselâ tekstil sektörü krize girip bazı büyük firmalar iflas ederken bankaların aşırı kâr etmesi, onların başarısı mı yoksa Türkiye’yi idare edenlerin uyguladıkları politikanın neticesi midir? Baştan söyleyelim banka kapıları toptan kapanmalı. Ancak bankalar varsa zarar etmek için kurulmazlar. Ancak keyfî uygulamalarla haksız kazanç elde etmeleri Türkiye’yi idare edenleri de sorumlu konuma getirir. Bankaların her durumda “haklı” görülmesi, yaptıkları işlemlerden istedikleri kadar ücret alması eşyanın tabiatına uygun bir yol mudur?
Yakın zamanda sosyal medyada yer alan bir şikâyet mesajı, bankaların tamamen keyfî hareketler ettiğine mühim bir delil olarak görülebilir. Şikâyet konusu mesajda özetle denilmişti: (Bankaya) gelen küçük bir miktar parayı çekmeye gittim. Oradaki gişe yetkilisi bankaya aynı gün içinde gelen parayı vermediklerini, aksi takdirde bankadan para çekme ücreti yansıtacaklarını belirtti. Bunun yasal olmadığını ifade ettim. Ancak bunun yasal olduğunu ifade etti. Resmî yazı istedim vermediler. Paranın en az bir gün bankada yatması gerekiyormuş. (x.com, 1 Nisan 2026)
Bu şikâyetin benzerlerine çoğu kişi rastlamıştır. Hele hele ev ve araba almak isteyenler hesaplarındaki paraları çekmek istediklerinde çoğu zaman çeşitli yollarla oyalandıklarını ifade ediyorlar. Elbette herkes parasını aynı anda çekmek istediğinde bankalar buna cevap veremez, ancak böyle zamanlarda şubelerin çözüm odaklı olup olmadıkları önemlidir. Ellerindeki yetkileri kötüye kullanıp, “Bugün git, yarın da başka şubeden al” gibi tavırlar insanları canından bezdiriyor.
Bankacılık sektöründe belki çok dile getirilmeyen bir sıkıntı da en büyük para biriminin 200 TL’de kalmış olmasıdır. Bu durum, yüksek miktarlardaki ödemeler yapılırken işlerin yavaşlamasına yol açıyor ve dolayısı ile bunun bedelini de yine “müşteri”ler ödüyor. Geçen gün yüksek miktarlarda para hareketinin olduğu bir “banka şubeleri sokağı”nda insanların bankalara para yatırmak için adeta torpil aramak durumunda kaldığına şahit olduk. Mesai saatinin dolmasına 30 dakika kaldığını düşünün ve bir müşterinin de satın aldığı dairenin parasını yatırmak mecburiyetinde olduğunu hayal edin...
Türkiye’deki tablo ve açıklanan raporlar bankacılık sektörünün başka sektörleri bastırmak pahasına yüksek kârlar elde ettiğini düşündürüyor. Keşke milletimiz “banka kapılarına ve faizcilere” mahkum edilmese...