Dünya genelindeki açlık problemine dikkat çekmek ve farkındalık oluşturmak amacıyla her yıl 1-7 Haziran tarihleri arasında Dünya Açlıkla Mücadele Haftası kapsamında konuşmalar yapılıyor, veriler açıklanıyor.
Kuraklık, yoksulluk ve çatışmalar nedeniyle gıdaya ulaşamayan milyonlarca insanın sesi duyurulmaya çalışılıyor.
Açlıkla mücadele edilirken israfın önlenmesi de gündeme geliyor. Dünyada tonlarca gıda çöpe atılırken yaşanan adaletsizliğe karşı küresel ölçekte ve bireysel olarak israfı azaltma bilinci aşılamak, herkesin yeterli, sağlıklı ve güvenli gıdaya sürdürülebilir şekilde ulaşabilmesi gerekiyor.
Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) verilerine göre yaklaşık 733 milyon insan açlıkla mücadele ediyor. 2,8 milyardan fazla insan sağlıklı beslenemiyor. Beş yaş altı çocukların yaklaşık yüzde 22’si yaşına göre çok kısa boylu, yüzde 7’sinin de boyuna göre kilosu çok düşük durumdadır.
Bu veriler tüm bireylerin sağlıklı ve güvenilir gıdaya erişim hakkına sahip olmadığını ve dayanışmaya ihtiyaç duyulduğunu gösteriyor.
7 Ekim 2023’ten beri İsrail’in Gazze’de giriştiği soykırımda çocuk, kadın ve yaşlılar başta olmak üzere 80 binden fazla insan öldü. Yüzbinlerce insan sakat kaldı. Evler, hastaneler, okullar, ibadethaneler yerle bir edildi.
Gazze’deki bu yıkımda insanlar şimdi aç ve susuz bir şekilde hayatta kalmaya çalışıyor. Yazın gelmesiyle birlikte susuzluk daha da büyük bir problem hâline geldi. Gazzeliler yardımlarla ayakta durmaya çalışırken İsrail, bu yardımların ulaşmasını engelliyor. Açlıkla mücadele etmesi gereken dünya ise ABD destekli İsrail’in zulümlerine sessiz kalıyor.
Afrika’da ise yıllardır açlık milyonlarca insanın ölümüne yol açmaya devam ederken, dünya devletleri açlıkla mücadele etmek yerine maalesef bu ülkelerin yeraltı ve yerüstü kaynaklarıyla ilgileniyor!
***
AÇLIK, İSRAF, TASARRUF
Bir yanda milyarlarca insan açlıkla boğuşurken, diğer yanda büyük miktarda gıda israf ediliyor.
Türkiye de bu tablonun dışında değil. Her gün milyonlarca ekmeğin çöpe gittiği ifade ediliyor. İsrafın ekonomik boyutu milyarlarca lirayı buluyor. Bu nedenle tasarruf çağrılarının yalnızca vatandaşlara değil, kamu yönetiminden mahallî yönetimlere kadar herkese yöneltilmesi gerekiyor.
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, “Görevi veya konumu icabı kamu personeline tahsis edilen kaynaklar kimsenin babasının malı değildir. Hiçbir kamu görevlisi bunu şahsî cüzdanı gibi kullanamaz, kullanmamalıdır. Millî iradenin savunulmasını nasıl namus borcu olarak görüyorsak kamu malının israf edilmesine, yasa dışı ve usulsüz yollarla istismar edilmesine, bilhassa ikbal hesaplarına merdiven yapılmasına da göz yummuyoruz” derken, kamu malında 86 milyon vatandaşın her birinin hakkı olduğunu, garip gurebanın, tüyü bitmemiş yetim ve öksüzün payının bulunduğunu, beytülmalın aynı zamanda gelecek kuşakların emaneti olduğunu söyledi.
Erdoğan’ın sözleri elbette önemlidir. Kamu malının milletin emaneti olduğu gerçeği tartışılmaz. Ancak vatandaşlar şu soruyu soruyor: Tasarruf çağrıları yapılırken, kamuda israfı önlemek adına yeterince adım atılıyor mu?
***
AÇLIK SINIRI VE MAAŞLAR
TÜRK-İŞ tarafından 1992 yılından bu yana her ay düzenli olarak açıklanan Açlık ve Yoksulluk Sınırı Araştırması, çalışanların geçim şartlarını ortaya koyuyor. Dört kişilik bir ailenin sağlıklı ve dengeli beslenebilmesi için gereken minimum tutar “açlık sınırı”, bu sınırın üzerine giyim, kira ve fatura gibi temel giderlerin eklenmesiyle oluşan rakam ise “yoksulluk sınırı” olarak adlandırılıyor.
Mayıs ayı verilerine göre, açlık sınırı 35.174 TL, yoksulluk sınırı ise 114.576 TL olarak belirlendi. Bekâr bir çalışanın aylık yaşama maliyeti ise 42.585 TL oldu.
Asgarî ücretin 28 bin TL, en düşük emekli aylığının ise 20 bin TL olduğu günümüzde milyonlarca insanın açlık sınırının altında maaş aldığı ortadayken Dünya Açlıkla Mücadele Haftası’nda bunların gündeme gelmemesi de can sıkıcı…