Türkiye, hukuk ve demokrasi bakımından ciddî bir imtihandan geçiyor. Mahallî seçimlerin üzerinden çok fazla zaman geçmeden başlatılan soruşturmalar, gözaltılar, tutuklamalar ve devam eden davalar, adalet sistemini gündemin en baş sırasına taşıdı.
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi’nin, CHP’nin 4-5 Kasım 2023 tarihinde gerçekleştirilen 38. Olağan Kurultayı’nı ve 8 Ekim 2023 tarihli İstanbul İl Kongresi’ni tüm sonuçlarıyla birlikte iptal etmesi, ülkenin birinci gündem maddesi haline getirirken, milletin asıl gündemi geri plânda kalıyor.
Kanunların Anayasa’ya uygunluğunu denetleyen en üst anayasal yargı organı olan Anayasa Mahkemesi’nin kararlarının uygulanmaması, mahkemelerin AYM’nin kararlarına direnmesi ve seçimler konusunda en yetkili kurum olan ve kararları kesin nitelik taşıyan YSK’yı ilgilendiren konulara mahkemelerin müdahil olması, yargıyı tartışmalı hale getirdi.
Türkiye, 2025 yılında Hukukun Üstünlüğü Endeksi’nde 143 ülke arasında 118. sırada yer aldı. Geçen yıla göre bir basamak gerileyen Türkiye’nin, mevcut gidişatın sürmesi halinde daha da gerilemesi muhtemeldir.
***
“MAHKEME YSK KARARINI BOZAMAZ”
Geçtiğimiz yıl Haziran ayında CHP kurultayı davasına ilişkin konuşan AKP’nin YSK Temsilcisi Recep Özel, “Mahkeme YSK kararını bozamaz, böyle bir şey sistemin çökmesine yol açar” demişti. Ancak bugün gelinen noktada mahkemelerin YSK kararlarını etkileyebilecek kararlar verdiği görülüyor.
İYİ Parti YSK temsilcisi Av. Mustafa Tolga Öztürk de, CHP’nin 38. Olağan Kurultayı’na ilişkin Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi kararının yalnızca CHP’yi ilgilendiren bir uyuşmazlık olarak değerlendirilemeyeceğini ifade ediyor. Öztürk, herhangi bir siyasî partinin kongre veya kurultayına ilişkin, seçim yargısının denetiminden geçmiş ve kesinleşmiş bir sürecin sonradan genel görevli mahkemeler önünde yeniden tartışılabilir hale gelebileceğine dikkat çekiyor. “Bu noktada asıl tartışma, seçim yargısının denetiminden geçmiş ve kesinleşmiş bir sürecin daha sonra genel görevli mahkemeler tarafından yeniden değerlendirilip değerlendirilemeyeceğidir” diyor.
Asıl mesele, mahkemelerin YSK’nin görev alanına giren konulara müdahale edip edemeyeceği noktasında düğümleniyor. Mutlak Butlan kararından sonra CHP’nin itirazını reddeden YSK, seçim öncesi olaylarda seçim kurullarının yetkisinin olmadığını ve adlî yargı kararının yetki gaspı olmadığını belirtse de birçok hukukçu bu görüşe katılmıyor.
Mahkeme kararının ardından ortaya iki ayrı CHP görüntüsü çıktı. Büyük bir karışıklık yaşanıyor ve yaşanmaya devam edeceği anlaşılıyor. Her iki taraf da kendisini haklı görüyor. Bu sorunun çözümü ise CHP’nin en kısa sürede gerçekleştireceği bir kurultayda görünüyor.
Şurası bir gerçek ki, yargıdaki yetki meselesi sadece CHP’nin meselesi değil. Bu konu bütün siyasî partileri dolayısıyla da demokrasiyi yakından ilgilendiriyor.
Türkiye’de siyasetin mahkeme salonlarına sıkıştırılması doğru değil. Siyasî partilerin kendi meselelerini çözeceği yer, kendi meşru siyasî zeminleridir.
***
HUKUK EĞİLİP BÜKÜLMEMELİ
Demokrat Parti Sözcüsü Haydar Altıntaş’ın şu sözleri meselenin özünü ortaya koyuyor:
“Atla arpa dövüştürülür mü? Sapla saman karıştırılır mı? Ama Türkiye’de siyasetle hukuk bilek güreşine giriyor, adalet zedeleniyor, ekonomi raydan çıkıyor, bedelini millet ödüyor. Devletin kurumlarını siyasî hesaplaşmanın aparatı hâline getirirseniz ne hukuk kalır ne güven ne de ekmek. Hukuk eğilip bükülmemelidir. Siyasetin görevi kavga üretmek değil, milletin derdine çözüm bulmaktır. Siyaset mahkeme salonunda değil, siyaset yolu ile çözüm aramalıdır. Siyasî partiler; devleti toplumun karşısına dikmek için değil, milletle devleti barıştırmak için vardır.”
Bu sözler yerinde tespitlerdir.
Türkiye’nin ihtiyacı hukuka olan güveni güçlendirecek adımlardır. Siyasî rekabetin adresi sandık, hukukun adresi ise adliyelerdir. Bu iki alan birbirine karıştırıldığında zarar gören sadece siyasî partiler olmaz; demokrasi de yara alır.
Adalet zedelenirse, bunun sonunda hepimiz zarar görürüz.