"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Neden geri kaldık (3)

Mehmet Pekel
06 Eylül 2021, Pazartesi
“Neden geri kaldık” yazılarını dahili ve harici sebepler olmak üzere iki ana eksende ele alacağız. Önceki iki yazıda geri kalma problemini bir vakıa olarak ortaya koymaya çalıştık. Bu vakıanın asıl sebepleri bizim çözüme kavuşmamızda da şüphesiz yardımcı olacaktır.

Dahili sebeplerin öncelikli olarak ele alınması her problemin arkasında dış güçlerin varlığı vehminden kurtulmak, daha proaktif bir tutum sergilemek açısından önemlidir. Dahili sebepler derken; İslâm dünyasında, asırlardan beri iç dinamikler ile ortaya çıkan, yanlış anlaşılan, yanlış yapılan veya yapılması gerekli olup yapılmayan, hususları kastediyoruz. Bu, aynı zamanda problemlerin çözümünde gücümüzü ve enerjimizi teksif ederek, ümitsizlik girdabına düşmeden kurtuluşa ulaşmanın da bir yoludur. 

Biz nerelerde yanlış yaptık? Hangi fiillerimizle kadere fetva verdirdik? sorularının da cevaplarına ulaşmış olacağız. 

Bu sorulara Risale-i Nur’da onlarca başlıklarla cevap bulmak mümkündür. Biz en bilinenlerden başlayalım. Hutbe-i Şamiye’de Avrupa’nın terakkide istikbale uçması ile beraber İslâm Âlemini Orta çağda bırakan altı önemli hastalık ve sebepten bahsediliyor.. Mealen arz edeyim. 

Birincisi: Ümitsizliğin içimizde hayat bulup dirilmesi..

İkincisi: Doğruluğun toplumsal ve siyasal hayatta ölmesi..

Üçüncüsü: Düşmanlık ve husûmet duyguları ile hareket etmek..

Dördüncüsü: Mü’minleri birbirine bağlayan nuranî bağları bilmemek..

Beşincisi: Bulaşıcı hastalıklar gibi yayılan zorbalık ve tiranlık (istibdat)..

Altıncısı: Bütün gücünü şahsî menfaat teminine sarf etmek.. 

Bu hastalıkların her biri başlı başına bir toplumu perişan etmeye yeterken, altı hastalığın farklı derecelerde aynı toplumda temerküz etmesi, hasta olan o toplumun komaya girmesine ya da ölmesine sebep olabilirdi. 

Nitekim 1911 yılı bahar aylarında Şam’da Emeviye Camii’nde hutbe olarak irad edilen daha sonra da İstanbul’da Ebuzziya Matbaası’nda Hutbe-i Şamiye adıyla basılan Şam Hutbesi’nden sekiz yıl sonra Avrupa’nın hasta adam dediği koca Osmanlı İmparatorluğu Trablusgarp, Balkan, Birinci Dünya Harplerini kaybederek sekeratını tamamlayıp bilâhere de vefat etti. 

Bu hastalıklar sadece bir imparatorluğun yıkılmasına sebep olmadı. Hicrî beşinci asra kadar bütün dünyaya numune-i imtisal olan İslâm medeniyetinin Moğol istilâsından sonra ikinci defa çökmesine ve emperyalist güçlerin mazlum ve masum Müslüman halklar üzerinde onlarca yıl sürecek sömürü ve baskı düzeninin kurulmasına sebep oldu. Bütün dünyadaki Müslümanlar hamisiz ve sahipsiz kaldı. 

İşte Bediüzzaman böyle bir vasatta iman, hürriyet ve medeniyet vadisinde yaptığı tecdid hareketiyle bütün İslâm Dünyasına umut olmuş, yukarda ifade edilen hastalıklara Kur’ân eczanesinden derlediği ilâçlarla deva olmaya çalışmıştır. 

“İnsaniyet-i suğra” olarak tanımlanan medeniyetin güzelliklerinin “insaniyet-i kübra” olan İslâmiyetin mukaddimesi” 1 olması cihetiyle, imandaki zaafiyetin insanı ebedî helâkete götürmesi gibi medeniyetteki zaafiyetin de toplumları bu dünyada helâkete götüreceğini ifade etmiştir. 

Aslında Bediüzzaman’ın iman, hayat, şeriat olarak tarif ettiği ahir zamanın muazzam vazifelerinin ifası; ilim, irfan ve hikmet başlıkları ile üç Said Dönemi olarak Asr-ı Saadet devrinin son asırlar için bir yansıması ve yeniden muhassalası ve inşası anlamına geliyordu. 

Hayatı boyunca “iki elimde iki hayatımı tutmuşum, iki hasım için iki meydan-ı mübarezede iki harp ile meşgulüm. Tek hayatlı olan adam karşıma çıkmasın” 2 diyerek ifrat ve tefrit sahiplerinin tehdit ve baskılarına boyun eğmeyerek “rey sahibi bir imam” şehamet ve cesaretiyle; imanı, hürriyeti ve  hayatı kolaylaştıran, adalet ve hakkaniyeti sağlayan “Birinci Avrupa”nın takip ettiği medeniyeti savunmuştur. 

Günümüzde İslâm dünyasında radikalist Müslümanların ve müstebid idarecilerin elinde doğru İslâm’dan uzaklaşarak nasıl bir savrulma yaşandığını, Afganistan Müslümanlarının Taliban’dan kaçmak isterken Amerikan kargo uçaklarının iniş takımları arasında parçalanarak ve onlarca metre yükseklikten düşerek ölmeleri bize çok şey anlatıyor. “Şeriat, sebeb-i saadet ve adalet-i mahz ve fazilet” 3 olarak insanlığı kurtarmaya namzet iken, sözde şeriatçıların elinde “hayata adavet”, kaygı, korku ve ümitsizlik kaynağı olarak algılanıyor. 

Bütün bunlar da Bediüzzaman’ın “gözleri arkada maziye bakan” 4 muasırlarına da dediği gibi; “dinde hassas, muhakeme-i akliyede noksan”, “zahirperest ve sadık-ı ahmak” tanımlamalarının ne kadar isabetli olduğunu da gösteriyor. 

İslâm dünyasının bütün hastalıklarının reçetesi ve ilâcı, zamanın Bediisi olan Said Nursî’nin Kur’ân eczanesinden aldığı Nurlu eserlerde mevcuttur.

Yeter ki perde olmadan, ayna olarak bunları yansıtabilelim.

Dipnotlar:

1-  Muhakemat 61. 2- ESDE 292. 3- ESDE 118. 4- ESDE 261.

Okunma Sayısı: 742
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Bülent Bektaş

    6.9.2021 08:37:16

    Yazı çok güzel olmuş Elinize ve emeğinize sağlık Allah sağlık sıhhat versin inşallah Allah'a emanet olun

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı