"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Bundan böyle öğretmenlik değişti

Misbah ERATİLLA
29 Ağustos 2026, Cumartesi
Okulun kalabalık koridorunda bir anda yükselen sesler herkesin dikkatini çekti. 3/B sınıf öğretmeni ile bir veli arasında yaşanan gerginlik, kısa sürede tüm okulun ayağa kalkmasına neden oldu. Diğer öğretmenler sınıflarından çıkarak tartışmayı yatıştırmaya çalıştı. Ancak tartışma bir süre daha devam etti.

Sınıf öğretmeni Zafer, bir haftadır verdiği ödevleri yapmayan Harun adlı öğrencisinin velisine birkaç kez haber göndermiş. Ancak hiçbirinden geri dönüş alamamıştı. Velinin ilgisizliği karşısında sabrı taşan Zafer, öğrencisine “Yarın velin okula gelmezse sen de gelme,”  demişti.

Veli öğretmenin sözü duyunca gecenin bir kısmını uykusuz geçirdi ve sabah erkenden, öfkeyle sınıfın kapısını çalmadan içeri girdi. Öğrencilerin gözü önünde öğretmene yüksek sesle çıkıştı: “Sen nasıl çocuğuma okula gelme dersin?” diyerek bağırdı.

Zafer, ne kadar öğrencinin sınıf içindeki durumunu anlatmaya çalışsa da veli onu dinlemedi. Sınıftaki çocuklar korkuyla sus pus olmuştu. Zafer, öğrencisinin sorununu çözmeye çalışırken, kendi psikolojik dengesini yitirme noktasına gelmişti. Gürültüyü duyan diğer öğretmenler ve okulda bulunan bazı veliler sınıfın kapısında toplandı. Araya girenler sayesinde veli güçlükle okuldan uzaklaştırıldı.

Olayın ardından Zafer öğretmen uzun bir süre kendine gelemedi. Sınıfındaki verimi düştü, psikolojik olarak yıprandı. Bir ay içinde birkaç öğretmen daha benzer olayları yaşadı.

Tartışmaların temelinde genellikle benzer cümleler yer aldı: “Ben çocuğumu tanırım, yalan söylemez. Ne diyorsa doğrudur.” Bu tarz ifadeler, öğretmen-veli-öğrenci üçgeninde güven zedelenmesine yol açıyordu; sağlıklı bir iletişim kurulmasını engelliyordu. Çoğu zaman öğretmenle veli arasında bir uzlaşma zemini bulunamıyordu.

Okulun diğer bir köşesinde farklı bir tablo vardı. Aydın adında sınıf öğretmeni, sınıfında neşe içinde ders işliyordu. Öğrencileriyle olan ilişkisi, öğretmenlik mesleğine duyduğu sevgiyle besleniyordu. Bu fark dikkat çekmişti. Diğer sınıflardaki veliler arasında, “Keşke bizim öğretmenimiz de Aydın öğretmen gibi olsa,” şeklinde fısıltılar yayılmaya başlamıştı.

Aydın öğretmen, yılın başında velileri toplayarak onlara şöyle seslenmişti:

“Sayın velilerim, bu çocuklar bizim geleceğimiz. Canlarımız, gözümüzün nurudur. Bu sınıfı onlar için evden daha mutlu ve huzurlu bir yuvaya çevireceğim” dedi.

Yıl boyunca bu sözüne sadık kaldı. Sınıfta yapılan her etkinliği velilerle paylaştı. Özellikle daha hassas olduğunu bildiği velilere ayrı bir özen gösterdi. Bu ilgi sayesinde velilerin kaygıları azaldı, içleri rahatladı.

Öğrencilerle kurduğu sıcak ilişki sayesinde sınıfta güven ortamı oluştu. Veliler, çocuklarının güvende olduğunu hissetti; çocuklar ise korkmadan kendilerini ifade edebildi. Bu ortam sayesinde her öğrenci, öğretmenini üzmemek için çabaladı, derse dikkatle katıldı ve ödevlerini zamanında yaptı.

Veliler, Aydın öğretmenin fedakârlığını fark etmişti. Önerilerine hiç itiraz etmediler; hatta memnuniyetlerini dile getirdiler.

Aydın öğretmenin yaptığı etkinliklerden biri de her ay öğrencilerini dışarıda yemeğe götürmesiydi. Bu gezilerin fotoğraflarını çekerek, velilere gönderdi onları da bu güzel anlara ortak etti. Gülümseyen çocuklarını gören velilerin öğretmene güveni giderek arttı. “İşte aradığımız öğretmen,” diyenlerin sayısı her geçen gün arttı.

Bir gün okula tanınmış bir eğitimci-yazar konferans vermek üzere gelmişti. Tüm öğretmenler salonda yerini almıştı. Eğitimci yazar şöyle seslendi:

“Arkadaşlar, artık ‘eti senin kemiği benim’ dönemi sona ermiştir. Günümüzde ‘Çocuğuma karışma; öğrenmese de öğrenmesin, yeter ki sağlıklı ve mutlu olsun’ anlayışı hâkim olmuştur. Çocuğun çalışma ve öğrenmeye isteği olmasa da, öğretmenin zorlayıcı bir yaklaşım sergileme dönemi geride kaldı.” Ve sözlerini şu cümleyle bitirdi:

“Değerli öğretmen arkadaşlarım, sorunsuz ve verimli bir eğitim yılı geçirmek istiyorsanız, velilerle güçlü bir iletişim kurmak zorundasınız. Başka yolu yok ”dedi.

O gün yazar salondan ayrılırken pek çok öğretmen, değişen dünyanın gerçeklerini bir kez daha yüz yüze gelmişti. 

Artık öğretmenlik, bilgi aktarmanın ötesine geçmişti. Duyguları anlamak, ilişki kurmak, empatiyle yaklaşmak müfredatın önüne geçmişti.

Okunma Sayısı: 204
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı