Algıda seçicilik kavramının ne olduğunu merak edenler yapay zokalardan biriyle sohbet etsin yeter. Zira o çakma zekâlar zoka yutarken de yuttururken de algılıyor, seçiyor ve algılatıyor.
(Yanlış anlaşılmasın, yapay zekâlara doğruyu öğretmek çok kıymetli. Zira onlar da birilerini bilgiyle beslerken önceden kendisine öğretilen bilgilerden, genel kabullerden ve doğrulardan besleniyorlar. Göreceli bir bilgi sahibi durumundalar. Aynen renk körlerinin çoğunluğa uyarak Türk bayrağında gördüğü renge kırmızı demesine rağmen ortam ve renkler karıştığında kırmızıyı yeşilden ayırt edememesi gibi.).
***
Yazarda ve makalede seçicilik meselesine gelince.
Konuyu bir örnek üzerinden anlatalım:
“Her çiçekten bal alırım” diyerek internette daldan dala atlayan bir okuyucu-gezici, elbette okuduklarından istifade eder. Bu kişi bu arada Yeni Asya’nın bazı yazarlarının bazı yazılarını da okuyup istifade edebilir.
Ama mesela Yeni Asya’yı her gün düzenli ve dikkatle okuyan bir okuyucu, herhangi bir konuda Yeni Asya’nın bir yazarının ne dediğini okumaktan başka, Yeni Asya’nın ne dediğini ve o konuya nasıl baktığını da görmüş olur.
Zira her gazete gibi Yeni Asya’nın da bir yayın politikası vardır. (“Her gazete gibi” dediysek yanlış anlaşılmasın, elbette Yeni Asya’nınki farklıdır ve kendisine hastır. Biraz köşelidir ve oldukça nettir. Hem de “patron/şeyh gazetesi” olmadığından bu ilkeler meşveretle belirlenir. Zaten, elli altı senedir her gün manşetten “Asya’nın bahtının miftahı meşveret ve şûrâdır” diyen bir gazeteden, başka bir tavır beklenemez.)
Nitekim Yeni Asya’da yazıları yayınlanan bazı kişilerin başka bazı yazıları uygun görülmemiş ve yayınlanmamış olabilir ve bu kişiler bu tür yazıları kendilerine ait sosyal mecralarda yayıyor olabilir. (Biz şahsen böyle yapmıyoruz. Sebebi, ortak akla itimadımız.)
Okuyucu bu iki tür yazıyı aynı kefeye koyarsa hata etmiş olur.
Ya da okuyucu, “ben gazetenin okuyucusu değilim ben filanca yazarı beğeniyorum, onun okuyucusuyum” diyorsa yine hata etmiş olur. Zira bu da yazarda ve makalede seçiciliktir.
Yanlış anlaşılmasın, elbette her yazarın her makalesini herkesin aynı ölçüde beğenmesi gerekli olmadığı gibi mümkün de değildir.
Kurumsallık ve “on akılla düşünme” prensibi neyi gerektirir?
Yayın politikasının çerçevesini çizen ve denetimini yapan ekiplerin Yeni Asya’yı dikkatle okuyan kişilerden oluşturulmasını gerektirir.
Aynı şekilde Yeni Asya’da yazısını yayınlatmak isteyenlerin de gazeteyi düzenli ve sürekli olarak takip etmesini gerektirir. (Spor yazarları hariçtir! Gülücük emojisi var sayınız…)
Sosyal medya mecralarının sahipleri dahi kendi mecralarındaki yayınlar açısından dünya çapında bir tür denetim mekanizması işletmekte iken gazetelerin “tam serbestlik”i prensip edinmeleri elbette beklenemez.
Bütün bunları neden yazdık?
Yeni Asya’nın cemaatler ve devlet konusundaki ve mesela FETÖ davalarındaki yaklaşımını ve duruşunu takdir edenlerin, biraz daha geriye gidip, Yeni Asya’nın ETÖ davalarındaki duruşunu ya da AKP’nin kapatılması davasındaki duruşunu da merak edip öğrenmesi ve -gecikmeyle de olsa- takdir etmesi beklenir.
Zira hakikati hakikat için seven ve arayan böyle yapar.
Zira hakikî hakikat âşığı bilir ki Yeni Asya gibi bir gazetenin her iki dava türünde ve diğer benzer davalarda ve sosyal olaylardaki duruşu özünde konjonktürel değil ilkeseldir. Risale-i Nur’a ve Kur’ân’a dayanır. Bu sebeple okuyucunun takdiri de alkışı da hakikatte yazarlara değil onlaradır.