Bediüzzaman, Denizli Cezaevi’nden tahliye edildikten bir süre sonra iki talebesini yanına çağırdı ve şöyle dedi: “Atalar Mahallesi, Serdar Geçidi’nde Hasan Feyzi beni çok görmek istiyor. Onu bana getirin.”
Bu sırada Hasan Feyzi de Bediüzzaman’ın talebelerinin evine doğru yola çıktığını hissetti. Hanımına:
“Birazdan kapı çalınacak. Hazırlanıp hemen geliyorum. Beklemelerini söyle” dedi.
Kısa bir süre sonra kapı çalındı. Bediüzzaman’ın talebeleri kapıda göründü. Hasan Feyzi, talebelerle birlikte Bediüzzaman’ın yanına gitti. Aralarında uzun süre sohbet oldu.
Bediüzzaman ona şöyle dedi: “Burada fazla kalamayacaksın. Seni Sarayköy’e sürecekler. Orada da seni rahat bırakmayacaklar. Sonra hasta olacaksın. Kendine dikkat et.”
Ardından Bediüzzaman, takkesini Hasan Feyzi’ye hediye etti. Vefatından önce başına koymasını ve o şekilde Hafız Ali’nin yanına, Cennete gitmesini istedi. “Vefatına on beş dakika kala takkeyi başına tak” dedi ve dualarla onu uğurladı.
Bediüzzaman, Denizli’den ayrıldıktan sonra Emirdağ’da sıkı gözetim altında tutulmaya başlandı. Kısa bir süre sonra, Bediüzzaman’ın söylediği gibi Hasan Feyzi de Sarayköy’e sürgün edildi. Gittiği yerde jandarma ona rahat yüzü göstermedi. Önce külliyesi kapatıldı, sonra ders vermesi engellendi, ardından kitapları toplatıldı.
Hasan Feyzi bu duruma çok içerledi. Yaşadığı sıkıntılara dayanamayarak: “İmanı, İslâm’ı anlatamadım; feyzimi, nurumu saçamadım” diyerek mahzun oldu ve kendinden geçerek yataklara düştü.
Bu arada Bediüzzaman’a da Emirdağ’da rahat yüzü gösterilmedi, onu fizikî takiple ve akıl almaz yöntemlerle sürekli rahatsız ettiler. Son olarak vücudunu ortadan kaldırmak için planlar yaptılar. Düzenlenen suikastlardan bir sonuç alamayınca bu kez zehirlediler. Bediüzzaman ölümün eşiğine geldi; günlerce ateşler içinde yandı.
Hasan Feyzi, Bediüzzaman’ın Emirdağ’da hasta ve büyük sıkıntılar içinde olduğunu duyunca derinden kederlendi. Bediüzzaman’a bir şey olursa yaşayamayacağını biliyordu. Nur hizmetinin engellendiğini ve buna ilaveten Bediüzzaman’ın zehirlendiğini öğrenince fenalaştı ve yatağa düştü.
Denizli hapsinde Hafız Ali, Bediüzzaman için hayatını feda etmişti. Hasan Feyzi de Bediüzzaman Denizli’den ayrıldığında bir şiirinde: “Dahi nezrim bu ki canım sana kurban olacak” diyerek onun uğruna ölme arzusunu dile getirmişti. Kısa bir süre sonra Hasan Feyzi de ateşler içinde yanmaya başladı.
Hasan Feyzi, Sarayköy’de ağır hastalanınca Denizli’ye getirildi. Gün geçtikçe hastalığı ağırlaştı. Bir gece rüyasında öleceğini gördü. Rüyadan sonra vefat edeceğini anlayınca askerde bulunan oğlu İlhan’a bir mektup yazdı: “Şu tarihte öleceğim. İzin al, gel.”
İlhan, komutanına babasının yazdıklarını anlatarak izin istedi. Komutan: “Oğlum, bu nasıl iştir? Madem baban öleceğini biliyor, saatini de bildirsin” dedi.
Hasan Feyzi, ikinci mektubunda öleceği saati de yazdı. Hastalığı giderek şiddetlendi. Ölüm anına adım adım yaklaşıyordu. Bir gün hanımı ile kardeşinin eşi Necmiye Hanım odadayken, yattığı yerden başucundaki saate baktı. Ölümüne tam on beş dakika kalmıştı.
Hasan Feyzi, Bediüzzaman’ın kendisine hediye ettiği takkeyi istedi. Eşi takkeyi ona verdi. Bediüzzaman’ın tavsiyesine uyarak takkeyi başına koydu. Dualar okuyarak son nefesini Hakk’a teslim etti.
Böylece Bediüzzaman’ın bir buçuk yıl önce verdiği haber aynen gerçekleşmiş oldu.
Tarih, 13 Kasım 1946 Çarşamba günüydü.
Kaynak:
Mustafa Oral- Rüyalar Rahlesinde Hasan Feyzi Yüreğil.