Abdunnur Sezgin ilk ve ortaokulu Mersin’de, liseyi İstanbul Kabataş lisesinde okudu.
Sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türkoloji bölümüne kaydını yaptırdı. Yaz tatilini geçirmek için Mersin’e döndüğünde dayısını ziyaret esnasına “Gençlik Rehberi” kitabını onda görünce okudu ve çok etkilendi. Bir süre sonra dayısıyla birlikte İstanbul’a döndü. Süleymaniye’de “46 numara” medreseye gitti. Medresede: Ahmet Aytimur, Mehmet Emin Birinci, Mehmet Fırıncı, Galip Gigin, Hakkı Yavuztürk ve Üzeyir Şenler ile tanıştı.
1 Ocak 1960 tarihinde İstanbul’a gelen Bediüzzaman’ı Kabataş’ta karşılayıp Piyer Loti Oteli’nde ağırlayan ertesi gün uğurlayan Nur Talebeleri arasında yer aldı.
Bediüzzaman otelde Abdunnur’un da içinde bulunduğu üniversite talebelerine “Artık küfür ölmüştür. Hiç korkmayın, bunlar bana 31 Mart hadisesinde bir şey yapamadılar. Şimdi mi yapacaklar. Korkmayın hiçbir şey yapamazlar. Küfür ölmüştür” diye konuştu.
Abdunnur fakülteyi son sınıfta bıraktı ve aynı yıl askere gitti. Asker dönüşü Mersin’e yerleşti. Mersine geldiğinde Risale-i Nur’u tanıyan kimse yoktu. Mersin’in saff-ı evvel, ilk Nur talebesi oldu ve eşinin desteğiyle Risale-i Nur hizmetini başlattı. Önce evinin bahçesine iki odalı bir ev yaptıktan sonra her gece dersler yaptı. Evi Mersin merkezinde olmasından gece derslerine gelenlerini sayısı bir hayli kalabalıktı. Guruplar halinde derse gelenler; “Nurcular nasıl insanlar, ne yapıyorlar, ne konuşuyorlar, fikirleri nedir?” diye sorularının cevaplarını bulmaya geldiler. Abdunnur bıkmadan usanmadan her gece medresenin kapısını açık tuttu
Abdunnur ailece hizmete devam ederken İstanbul’da kayınpederinin evinin bodrum katında Mehmet Emin Birinci ile birlikte “Risale-i Nur Sönmez” risalesini teksir etti. Tahirî Mutlu’nun Risale teksir ve tashih işlerine, Abdullah Yeğin’in Yeni Lügat çalışmalarına yardımda bulundu.
Abdunnur bir müddet Hür Adam gazetesinin yazı işleri müdürlüğünü yaptı. Mustafa Polat’ın vefatı üzerine bir ara da Yeni Asya Gazetesinin yazı işleri müdürlüğünü yürüttü. Daha sonraki yıllarda kış aylarında İstanbul’da, yazları da Mersin’de ve Toros yaylasında Risale-i Nur hizmetlerine devam etti.
Abdunnur’un eşi Mersin’deki Hanım hizmetlerini hızlandırmakla kalmadı, haftada bir Adana’ya giderek orada da hanım hizmetlerini başlattı.
Abdünnur Sezgin bir dönem 8 ay, 12 Eylül de de 4 ay cezaevinde kaldı.
1973 yılında Mersin öğretmem okulunu kazanmıştım. Hanefi Örnek’in beni medreseye çaya daveti ile risalelerle ilk defa tanımıştım. Medrese beş yol mevkiinde okulumuzdan çok uzaktı. Hafta sonları medresenin uzak olmasına rağmen medrese tıka basa dolu oluyordu.
Abdunnur Sezgin’in 1962 yılında ilk tohumu attığı Risale-i Nur hizmeti sağlam temele oturmuştu. Medreseye gittiğimiz yıllarda Abdunnur İstanbul’da, yazları Toroslar’daki yaylada Risale-i Nur hizmetini yürütüyordu.
O zaman medresedeki vakıf bizlere okuldaki öğretmenlerimizden daha fazla ilgili ve anlayış gösterdiğinden medreseye bir defa giden öğrenci diğer haftalarda gitmeye devam ediyordu.
Bir zaman tembellik edip bir aya yakın medreseye gitmemiştim. Medresedeki vakıf okula kadar gelerek halimi, hatırımı sorarak derslere devamımı sağladı.
Mersin’de ki medresede zamanında çok sayıda Nur talebesi yetişti. Talebenin yetişmesinde Abdunnur’un temelini attığı ilk adımla bu günlere gelinmişti.
Kaynak:
İslam Yaşar, Yeni Asya Gazetesi, 24 Kasım 2024 tarihli yazısı