"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Komiser Abdurrahman Akgün’ün vicdanı

Misbah ERATİLLA
25 Nisan 2021, Pazar
Komiser Abdurrahman Akgün, Aydın Emniyet Müdürlüğü’nde çalışırken tayini aniden Afyon Emniyet Müdürlüğü’ne çıkar.

Afyon Emniyet Müdürlüğü’nde göreve başladıktan bir süre sonra Vali Abidin Özmen ve Emniyet Müdürü Hayri İrdel gizli bir toplantı yapar. Toplantı sonrası Komiser Abdurrahman Akgül, valilikteki makam odasına çağrılır. Abdurrahman Akgül, merak ve korku içinde valiliğe gider. Valilikteki özel kalem müdürüne durumu anlatır ve hemen içeri alınır. Makam odasına girdikten sonra vali ona bir dosya verir ve  “Sana bir vazife veriyorum. Bu dosyayı tetkik et, sonra müdürünle görüş” der.

Abdurrahman Akgün, dışarı çıkar çıkmaz merakla dosyanın kapağını açınca, içinde birçok resim, kupür, rapor ve yazı bulur. Dosyanın muhtevası Bediüzzaman olarak bilinen Said Nursî ile ilgiliydi. O zamana kadar Komiser Abdurrahman Akgün’ün Said Nursî hakkında bilgisi yoktu. Dosyayı tetkik ettikten sonra Emniyet Müdürüne gider. Müdür ona, “Abdurrahman, bu dosyada gördüğün adam, şimdi Emirdağ’da oturuyor. Yanına polis memurları Hasan Kuşaksız ve Salih Çakırtaş’ı da al, Emirdağ’a git. Orada Said Nursî ile ilgili olan biteni dikkatle izle. Sizi kimse polis bilmemeli. Sadece Kaymakam ve Jandarma kumandanı bilecek. Ailelerinize dahi durumu söylemeyeceksiniz. Eğer polis olduğunuz bilinirse bunu hayatınızla ödersiniz. Raporları da eski yazı ile yazacaksın. Yazıları postaya vermeyeceksin, bir memurla göndereceksin. Dikkat et, Said Nursî’nin postanede adamları var. Emirdağ’da ne görür ne duyarsanız hemen rapor ediniz. Jandarma kumandanı Emirdağ’daki başçavuşa sizin elektrik teknisyeni olduğunuzu, ileride malzeme geleceğini ve köylere elektrik çekeceğinizi söyleyecek. Siz de soranlara elektrik teknisyeni olduğunuzu söyleyeceksiniz.” der.

Abdurrahman’ın son günlerde sık sık emniyet müdürlüğünde üst düzey âmirlerle görüşmesi arkadaşı ve dostu başkomiser Süleyman Faik Örsela’nın dikkatinden kaçmaz. Bir görüşme sonrası karşılaşırlar. Dosyanın farkında olan Süleyman Faik, “Abdurrahman, gel biraz oturalım!” diyerek bir kahveye gider ve otururlar. Süleyman Faik Örsel, Abdurrahman’a, “Bediüzzaman Hazretleri beş vakit namazını kılan, dindar, dürüst bir zattır. Ben o zatı iyi tanırım. Muhterem bir insandır. Ben onu otuz sene evvel İstanbul’dan tanırım. O zaman Darü’l-Hikmet-i İslâmiye’de âzâ idi. Âlim ve fâzıl bir zattır. Sen henüz gençsin. Vazifeni yap, ama müdürün gözüne gireyim diye o temiz zatı incitme, ileri gitme, sonra tokat yersin, başına bir belâ gelir, musîbete uğrarsın!” der.

Başkomiser Süleyman Faik Örsela’nın söyledikleri Abdurrahman’ın kafasını iyice karıştırır. Kendi kendine “Ya yanlış yapar masum birine zarar verirsem!” diye vicdanı onu daha işe başlamadan rahatsız eder. Abdurrahman Akgün ve iki polis, görevleri gereği yola çıkarak akşam saatlerinde Emirdağ’a varırlar. Otele yerleştikten sonra Abdurrahman, kaymakamı nerede bulacağını soruşturur. Sonunda “Kulüpte bulabilirsin!” sözü üzerine kulübe gider. Kaymakamı bulamayınca Jandarma kumandanı ile görüşür ve görevini anlatır. Jandarma kumandanı hemen ilk iş olarak bir jandarma erini görevlendirerek Bediüzzaman’ın kaldığı evi ona gösterir. Abdurrahman evin yerini öğrendikten sonra otele döner.

Sabah, başkomiser Abdurrahman Akgün, polis memurları Hasan ve Salih’le beraber Bediüzzaman’ın kaldığı evin karşısındaki kahveye gider ve otururlar. Emirdağ küçük bir yer olduğundan dikkat çekmemek için Abdurrahman, Salih’le tavla oynar. Hasan da eve giren çıkanları kontrol ederek gözetler. Kısa bir süre sonra Bediüzzaman ve talebeleri kapı önüne çıkar. Hasan, işaretle durumu âmirine haber verir. Bu arada talebelerden biri kahvehaneye doğru gelir. Önce kahveci ile bir şeyler konuşur ardında Abdurrahman ve arkadaşlarının olduğu masaya yönelir ve onlara selâm verir. Onlara “Üstad’ın selâmı var, sizinle görüşmek istiyor!” deyince Abdurrahman ve arkadaşları şaşırır, afallarlar, ama durumu çaktırmayarak “Üstad da kim, bizimle ne işi varmış?” derler. Genç talebenin ısrarı sonucu Abdurrahman, Hasan’a, “Git bakalım!” der. Hasan talebenin peşine takılır ve gider. Bir müddet sonra Hasan geri döner. Abdurrahman Hasan’a “Ne oldu anlat bakayım!” der. Hasan, Said Nursî bana “Evlâdım, senin ismin ne?” diye sordu. Ben de “Ahmet” diye cevap verdim. Bediüzzaman bana “Bak evlâdım Ahmet, bana doğru söyleyeceğine söz ver!” deyince ben de ona “Söz veriyorum!” dedikten sonra, bana “Beni takip için, üç polisin gönderildiğini haber aldım. Benim çok talebem ve dostlarım var. Eğer o üç polis siz iseniz bana söyleyin ki adamlarıma ve talebelerime tembih edeyim, size bir zarar vermesinler!” deyince ben de “Dört yanımı Kur’ân çarpsın, vallahi billahi biz polis değiliz!” dedim.

Hasan’ın anlattıklarından sonra ertesi gün başka bir kahveye giderler. Orada yine dikkat çekmemek için tavla oynarken bir genç masalarına gelir “Üstad Bediüzzaman sizi çağırıyor” der. Abdurrahman bu defa Hasan ile Salih’i birlikte gönderir. Onlara “Bir saat içinde geleceksiniz, şayet gelmezseniz, jandarmaya haber vereceğim” deyip onları beklemeye başlar. Nihayet bir saat olmadan Salih ve Hasan gelirler.

Bediüzzaman, Hasan ve Salih’e dini baskı altında tutmak isteyen bir grubun kendilerini baskı altında tutmak istediklerini belirtir. Daha sonra onlara lokum ikram edip Asa-yı Musa ve Gençlik Rehberi’ni hediye eder. Hasan ve Salih döndükten sonra başkomiser Abdurrahman’a Said Nursî’nin “Biz manevî zabıtayız. Bizden millete, memlekete zarar gelmez. Hükümet bizden boşuna endişe ediyor.” dediğini belirtir.

Bir gün polis memuru Salih, bir tuzak kurarak “Said Nursî talebesine bakkaldan içki aldırttı!” şeklinde bir pusula yazar ve imzalatmak için günlerce birini arar, ama imzalatacak kimseyi bulamaz. Bir gece başkomiser Abdurrahman ve polisler dâvet edildikleri bir düğüne giderler. Geç vakte kadar eğlendikten sonra Abdurrahman arkadaşlarına “Kalkın geç oldu gidelim!” deyince Salih, “Ben biraz daha kalacağım!” der. Abdurrahman Hasan’la otele döner. Salih, gece boyunca içer ve sarhoş olur. Birkaç gençle tartışır. Tartışma kavgaya dönüşünce meydan dayağına çekilir. Gece yarısı bir bekçi Salih’le ilgili olayı Abdurrahman’a bildirir. Hasan’la beraber Salih’i pis su akan bir derede bulduklarında Salih’in üzerinde tabancası bulunmaz. Durum, vilâyete bildirilir. Salih’e tabancasının bedelinin üç katı ödetilir ve Salih, rütbe tenzili cezasıyla başka bir şehre sürülür.

Kendini ilk başlarda elektrik teknisyeni olarak tanıtan Abdurrahman Akgün’ün Emirdağ’da elektrik teknisyeni olmadığı bir polis arkadaşı tarafından öğrenilir. Arkadaşı, ona “Çok ayıp ettin, doğruyu söylemedin. Eğer Hoca Efendiye bir zarar verirsen beni karşında bulursun. Önceleri ben de Bediüzzaman’ı bilmiyordum, aleyhinde konuştum. Az kalsın felâkete uğrayacaktım. Kamyonla giderken uçuruma yuvarlanıyordum. Sonra tövbe ettim. Bediüzzaman kimseye zararı olmayan muhterem bir hoca efendidir” der. Abdurrahman, Emirdağ’da Bediüzzaman’ı takip ettiği zaman zarfında resmî makamlarca iddia edilenlerle gördükleri arasında çok fark görür. Zararlı denilen Bediüzzaman Emirdağ’da yola çıktığında bütün ahâli sevgiyle yolunu beklerdi. O da onlara gülümseyerek selâm verirdi. Abdurrahman’ın görevli olduğu süre içerisinde Afyon Valisi ve savcı, beş altı defa Emirdağ’a gelir. Her gelişinden sonra baskın ve aramalar başlar. Son aramada on kişi, evlerinden diğerleri de iş yerlerinden götürülür. Ertesi gün sabah saatlerinde Bediüzzaman da Afyon’a götürülür.

Dosya tamamlanınca başkomiser Abdurrahman Akgün ve Hasan Kuşaksız 17 Ocak 1948 tarihinde Afyon’a dönerler. Afyon’a getirilen Bediüzzaman, Emniyet Oteli’nde üç gün kalır ve ifadesi burada alınır. Bu üç gün boyunca otelin etrafında büyük kalabalıklar toplanır. Üç günün sonunda bütün polisler, Emniyet Oteli’nin etrafına ve cezaevi yoluna dizdirilir. Emniyet Müdürü, Abdurrahman Akgün’e Bediüzzaman’ı otelden almasını söyler. Abdurrahman Akgün, resmî polis elbisesini giyer ve birkaç polisi yanına alarak otele gider. Polisler Bediüzzaman’ın odasına girerken Abdurrahman Akgün kapıda bekler. Bediüzzaman polislerin eşliğinde odadan çıkarken merdiven başında Abdurrahman’ı görünce gülümser, “Abdurrahman!” der ve sırtını okşar. Ona “Ben seni severim, sen vazifeni yapıyorsun!” dedikten sonra Abdurrahman Akgün ve polis, Bediüzzaman’ı tenha bir yoldan, talebeleri de halkın beklediği yolda cezaevine götürürler.

Dâvâ, ağır cezada uzun bir müddet devam eder. Abdurrahman mahkemedeki ifadesinde, vicdanının sesine kulak vererek, Bediüzzaman’ın herhangi bir zararlı hareketini görmediğini dile getirir. Bediüzzaman mahkemede “Eğer suç varsa, bütün suç benimdir. Diğer arkadaşlarımın hiçbir suçu yoktur. Biz Kur’ân’ın hizmetkârıyız, âsâyişin manevî muhafızlarıyız” der. Mahkeme buna ikna olmamıştı, ama uzun süre onu takiple görevlendirilen Abdurrahman Akgün’ün kalbi ikna olmuştu. Vicdanı ona takip sürecinde yanlış yaptırmamıştı.

Kaynak: Necmeddin ŞAHİNER, Son Şahitler-3.

Okunma Sayısı: 2328
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • ihsan

    25.4.2021 11:08:46

    Allah razı olsun hocam.

  • İsmail Atak Cebecili

    25.4.2021 06:32:56

    Zevkle ve ağlayarak okudum. Risale-i Nur Tarihini ve Üstad’ın hayatını değişik kalemlerle, farklı olaylarla öğrenmekte, okumakta fayda var. Dikkat edilmesi gereken husus ise, Hz. Üstad hakkında kimlerin, neden, hangi emirleri, vazifeleri verdikleri, bunların nerelerde hazırlandığıdır

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı