"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Denizli’de bir Nur sevdalısı: Osman Bozkurt

17 Ekim 2019, Perşembe
Üstadın Denizli hapsine konulması dikkatleri Denizli’ye çeker.

Namı dalga dalga yayılır. Süller Kasabası da dalgadan nasibini alır. Ali Dündar gibi seçkin ruhlar Üstadın cezbesine kapılır. 12 yaşındaki Osman Bozkurt Risaleleri bu kahramanlardan işitir. İlerleyen yıllarda Zübeyir Gündüzalp’ten Abdülvahid Tabakçı’ya kadar birçok Nur kahramanının sohbetinde bulunma şerefine erer. O günlerde Risaleleri Anadolu’ya dağıtacak kahramanlara ihtiyaç vardır. Osman bu şerefe talip olur. Sırtında Risale, kalbinde Üstad aşkıyla muhtaç gönüllere ulaştırır. Bu fedakârlık gün gelecek onu Üstadın rahlesine götürecektir. 

1958 yılıdır. Birkaç arkadaşıyla Üstadı görmek üzere yola çıkarlar. Tren Isparta’ya yaklaştıkça yürekleri yerinden çıkacak gibi olur. Tren sesi kalblerinin sesine ayarlıdır. Tren dursa sanki yürekleri duracaktır. Tren durur, çok şükür yürekler işliyordur. Üstadın tahta kulübeciğine varırlar. Kapı açılır. Kulübenin genç bekçileri Zübeyir, Ceylan ve Bayram karşılar. Osmanlar, “Üstadımızı görmeye geldik,” derler. Zübeyirler girişteki kapıya nakşedilen sözünü hatırlatır. “Beni görmek, ziyaret etmek yerine Risale-i Nur okumak…” Fakat Osmanlar Üstadı görmeden eşiğinden dönmeyeceklerdir. Nur bekçileri halden anlayan erlerdir. Kırmadan, dökmeden meramlarını anlatmasını bilirler. Üstad geziye çıkacaktır. Osmanlar, Üstadın kapısında bekler. Az sonra Hazreti Üstad odadan çıkar. Osman daha önce Üstadın fotoğrafını bile görmemiştir. Onu görür görmez “Üstadım” diye inler. Osman’ın da belirttiği gibi milyarlarca insanın içinde görseniz onun Bediüzzaman olduğunu hemen anlarsınız. Çünkü o bu asrın insanına benzemiyordur. O gözler… Nuranî dalga durulur. Osmanlar, Üstadın eline uzanıp aşkla öperler. Hazret şefkat makamında dile gelir. “Bana duâ edin.” Onlar bu kapıya duâ almaya gelmişlerdir, fakat Üstad duâ istemektedir. Osman yaralıdır, Üstadın duâları yaralarını saracaktır. ‘Üstadım’, der ‘siz de bize duâ edin.” Üstad tek tek isimlerini sorar. Belli ki duâ listesine ekleyecektir. Bu kutlu anlar yavaş yavaş erir. Osmanların ruhlarındaki bulutlar çözülür. Üstad arabasına biner, bulutların arasından kırlara doğru yola çıkar. Osmanlarla birlikte koca dünya Üstadı uğurlar.

1960 yılı Şubatında Eskişehir’e gider. Nur Talebelerinin uğrak yeri otele iner. Vakit akşamdır. Oteldekiler “Üstadımız Abdülvahid Abinin evinde” deyince eli ayağı titrer. Ziyaret arzusuyla sabahı zor eder. Sibirya kışlarını andıran soğuk vardır. Üstadın evinin önüne gelir. Erken saatlerde gelmesine rağmen geç kalmıştır. Üstad arabaya binmek üzeredir. İnsanlar etrafını çevirmiştir. Karanlık gecede ufuklarda güneşin doğuşunu bekleyenler gibi halk, güneş insan Üstadın dudağından çıkacak bir çift ışıklı cümleyi beklemektedir. Üstad önce kadınlara müjdeyi verir. “Sizi ahiret hemşirem olarak kabul ediyorum.” Arkasından erkekleri ahiret kardeşliğine kabul ettiğini söyler.

Ellerin, ellerin bir kuşu okşuyor gibi… Üstadın yanında daimî hizmetkârı, kâinatlara değişmediği, bulut misali gittiği her yere götürdüğü Zübeyir vardır. Abdulvahit ve Zübeyir Kafkasyalıdır. Kafkas kartalları, Şeyh Şamil endamlı Bediüzzaman’a kol kanat germişlerdir. Zübeyir, Üstadın bütün dünyası olan sepetini taşımaktadır. Osman yanında belirince verir. Osman emaneti alır. Önce hizmet, son hürmet… Üstadın katında işin özü budur. Vazifeyi bitirdikten sonra Üstadın ellerine uzanır. Bir serçenin annesinin sinesine sığınması gibi Üstadın ellerine sığınır. Ah o eller… Çürümüş gönüllere hayat bağışlayan, dünyalara değişilmez o nazenin eller… Ah bir defa daha öpebilse o fesleğen kokan elleri. Şimdi nasıl söylemeli o koca Üstad’a kalpten geçenleri. Sabır Osman sabır... Şu gördüğün ihtiyar elbet gönülden geçenleri bilir. Kolay mı öyle gönüllerin sevgilisi olmak… Osman illa bir çift söz edecek, ama ne desin. Birden Atıf gelir aklına. “Üstad’ım… Atıf abiye selâm göndermeyecek misiniz?” Üstad “Selâm et kardaşım” diyerek öpmesi için elini uzatıverir. İşte şimdi taş gediğine oturdu. Amaç hâsıl olmuştur. Tekrar dudaklarını Üstadın ellerine sürer. Huzurla başını kaldırdığında Üstadın kuşkanatlarını andıran elleri yüzünü sarar. Üstad yüzünü okşar, okşar. Tam da yaraya parmak basmıştır. Zira Osman’ın yüzünde sık sık çıban çıkmaktadır. O gün şifa bulur. Üstadın bir bakışıyla yüreğindeki çıban iyileşen Osman’ın o gün yüzündeki de iyileşir. O günden sonra Üstadın elinin narin ve yumuşak lezzetini ömrü boyunca unutamaz.

Gidiyorsun, bizi kimlere bırakıyorsun… Üstadın arabası hareket eder. Ardında beyaz dumanlar bırakarak ufuklarda kaybolur. Osman’ın gözü ufuklarda kalır. Üstad artık ruhunun ufkuna yürümektedir. Bir ay sonra göklerden haber gelir. Bediüzzaman öteyakaya geçmiş, ufukların ardında kaybolmuştur. Cenazeye yetişmek için Urfa yollarına düşerler. Güneşe kim yetişebilir... Bulutlara kim söz geçirebilir... Gönüller bulutlu, gözler yaşlı Urfa’ya vardıklarında Üstad menziline çoktan varmıştır. Akşam derse katılırlar. 

Nur’un mihenk taşı birçok talebeye misafir olur; bir çoğunu misafir eder. Hasan Atıf, Bayram Yüksel, Ahmet Feyzi çayını içerler. Fakat Bekir Berk’in özel bir yeri vardır. Defalarca evinde misafir eder. Mahkemelerde refakat eder. 

Adın Bekir’le tarihe geçmişse hazır olacaksın mahkemelere, hapislere… Yıl 1959. Kardeşler dağıtması için “Konuşan Yalnız Hakikattir” başlıklı broşürler verirler. Osman, Üstad’a ait bir cümleciğe ömrünü vermeye hazırdır. Haber tez zamanda duyulur, Osman tutuklanır. Hapiste demir ranza dışında bir şey yoktur. Hava çok soğuktur; üzerini örtecek bir şey yoktur. Bedeni bir tarafa yüreğini ısıtacak bir çift söze ihtiyacı vardır. Hapsin bir penceresi vardır, o da yüksektedir. Şimdi biri şuradan seslense, hüzünlenme Osman’ım deyiverse… Az sonra “Osman” sesiyle kendine gelir. Pencereye güneş doğar. Nurlu bir çehre camda göverir. Bu koca yürekli insan halası Ayşe’dir. Ayşe kahramandır; kelle koltukta yaşanan o zor günlerde evinin kapısını Nurlar’a açmış, sandıklarda gizlediği Risalelerle zindanlaşan gönüllere Nur vermiştir. O gün de kahramanlığı tutmuş, kendini tehlikeye atmış, yeğenini teselli etmeye gelmiştir. Söz adresini, yara merhemini bulmuştur. Ayşe zindanlaşan gönüllerden sonra dört duvar arasındaki zindanlara da Nur’un sesini duyurabilmiştir. Osman o günlerden aziz bir hatıra olarak kelepçeli fotoğrafını saklar. Hizmet ve çileyle dolu hayatı ancak 85 yıl vefa eder. 17.12.2017 tarihinde ruhunu Rahmana teslim eder.

Okunma Sayısı: 2157
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Yunusi

    17.10.2019 17:19:33

    Maşallah

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı