"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Denizli hapsinde olgunlaşan meyve: Mustafa İnamlık

19 Haziran 2019, Çarşamba
Ben Mustafa İnamlık. 1925 senesinde Denizli’nin Tavas İlçesinin Keçeliler Köyü’nde dünyaya gelmişim.

Üzümlerin kızarmaya başladığı zamanlar mı, bağ bozumu mu bilemiyorum. Gençlik sarhoşluktan bir devir. Bağları bozmak, kendine yeni ağlar kurmak istiyor insan. Ekşi üzümü fazla kaçırdığımdan mıdır bilemem bir zaman bir sarhoşluk sardı beni. Bir anda bağı bozdum, o günahı işledim. Delikanlı çağımda, daha onsekizimde, 1943 senesinde mahpusa düştüm. Dünyam karardı. Üç yıl dünya benden elini ayağını çekecekti.

Delifişek Mustafa nasıl dayansın bu demir parmaklıklar arkasında.

Bu karanlığı kaldıracak, demir parmaklıkları açacak müjdenin hasretiyle günlerce gözlerim kapıda kaldı. Bir ara söylentiler dolaşmaya başladı. Şarktan bir Hoca ve talebeleri gelecekmiş. Cumhuriyeti yıkacaklarken yakalanmışlar…

Bunları işitince içerde infial oldu. Biz Cumhuriyet çocuğuyuz. Kolay mı öyle Cumhuriyeti yıkmak! Memleketi eşkıyaya bırakacak göz var mı bizde!

Tedbirimizi aldık. Demir parmaklıklara gözlerimizi çiviledik. Nihayet Hoca ve talebeleri kapıdan girdi. Elli-altmış kadarlardı. Bunlar beklediğimiz insanlar değildi. Bunlar eşkıyadan çok evliyaya benziyorlardı. ‘Hepsi de beş vakit namazında, niyazında, duâsında, hoca insanlar...” Baktık bunlarda bir nur var. Bunlar bizim göz aydınlığımız olacak. “Bu hocalarla hemen arkadaş, ahbap ve dost olduk.”

Hocalar gelene kadar hapishanede kavga dövüş eksik olmazdı. Hocalar sayesinde hapishanenin havası değişti. Kötü haller kalktı, huzur geldi. Birbirimizle çok samimî olduk.

Hocaların hepsi büyük insanlardı. Az uyurlar, sabaha kadar ibadet ederlerdi. Onlar hapishaneye giriverince namaz kılmayan kalmadı. Gardiyanlar bazen namazlarımıza mani olmak isterlerdi. Hocalara eziyet etmek, horlamak isterlerdi. Abdest alıyorlar, diye uzun değneklerle dürterlerdi. Ben mani olurdum. Kızar, bağırır, korkuturdum. Benden çekinirler, bir daha yapmazlardı.

Elimden geldiğince hocalara hizmet ederdim. Gardiyanlarla olan işlerini benimle hallederlerdi. Geceleri beni kaldırırlar, “Şu zarfı gardiyanlara ver” derlerdi.

Hapishanede üç koğuş vardı. Hüsrev (Altınbaşak), Ali Hâfız (Ergün), Atabeyli Tâhir (Mutlu) ve Refet Beyler bizim bölümdeydi.

Yüzbaşı Refet Bey (Barutçu) Hocanın yakın talebelerindendi. Çok muhterem adamdı. Benimle çok ilgilendi. Beni hiç kendi halime bırakmadı. Yanımdan hiç ayrılmadı. Elimden tutup kaldırdı. Namazı, niyazı, abdesti anlattı. Kur’ân okumasını öğretti. O heyecanla kısa sürede hatmettim.

Yazı yazmayı da Refet Beyden öğrendim. Yazım kaneviçe gibi ince ve güzeldi. Risaleleri yeni harflerle temize çekerdim. Yazdıklarımı İstanbul’a gönderir, kitap haline getirtirdi.

Bediüzzzaman alfabeyi sonradan öğrendiği için yazısı biraz farklıydı. Kocaman kocaman yazar, bir sayfalık yere iki satırlık yazı koyardı.

Hüsrev Bey (Altınbaşak) Bediüzzaman’dan sonra ikinci adamdı. Namazımızı o kıldırırdı.

Ali Hâfız (Hâfız Ali Ergün) hep yanımdaydı. Çok sevmiştim onu. Onunla ancak üç-dört ay kalabildim. Çok zayıftı. Tez zamanda hastalandı, hastaneye kaldırıldı, ama kurtarılamadı.

Gönenli Hafız Mehmet Hoca bize çok yakın dururdu. Bizimle arkadaş, kardeş gibi konuşurdu. Sesi çok güzeldi. Onu dinlerken herkes hüzünlenir, ağlardı. Koğuşumda ona mevlit okuttum. “Gönenli Mehmet Efendi besmele çekip de Kur’ân okumaya başlayınca ağlamayacak insanın yüreği taş olması lâzımdı. “Bu memlekette Kur’ân-ı Kerîm kaybolsa üstünü, esresiyle beraber aynısını yerine koyarım,” derdi. Kur’ân okumayı parayla satamazsın, mükâfatı Allah’tan bekleyeceksin, derdi. İşte öyle kalender bir adamdı o!

KAFESTE HÜR BİR KUŞ  

Ona karşı hepimizin içinde her zaman sevgi ve muhabbet vardı. Bediüzzaman koğuşta tek başına kalırdı. Yanına kimseyi koymazlardı. Biz görüşmek isterdik, ama izin vermezlerdi. Onu görmeden edemezdik. Biz de fırsat kollardık. Bahçeye çıkmasını sabırsızlıkla beklerdik. Teneffüse çıktığım zaman pencereden, kapıdan Bedizzaman’la konuşurdum. Bana “Kardaşım Mustafa” diye hitap ederdi. Zaten herkese “kardaşım” derdi. Bahçeye çıkmadığı günlerde koğuşunda görebilmek için yatakları üst üste yığar, selâmlaşırdık.

Sabahlara kadar Allah’ı zikrederdi. “Yâ Bâkî ente’l-Bâkî” kelâmını çok söylerdi.

Her gün tıraş olurdu. Saçları kulağının yumuşağına kadar uzardı. Sakalı yoktu, ama bıyıkları vardı.

Siyaset sevmezdi. Siyasetten, şeytandan kaçar gibi kaçın, derdi. Müslümanlar kardeştir, kardeşçe geçinin, diyerek küsleri barıştırırdı.

Hiçbir zaman hurafeciliğe inanmazdı. Muskacılığa ve üfürükçülüğe karşıydı. “Allah’ın hiçbir âyeti insanlara garez olarak yaratılmamıştır. Allah’ın kelâmı yeryüzüne insanlara garez için inmemiştir. 

Dokuz ay sonra Bediüzzaman ve talebeleri tahliye oldu. Ondan sonra benim için hapis gerçekten zindan oldu. İki yıl daha yatarım vardı. Yokluklarını çok çektik. Onlardan öğrendiklerimizi yaşamaya devam ettik. Onlardan sonra bazı Nur Talebeleri yine hapse girdi. Bekir Berk de onları savunmak için Denizli’ye geldi.

Bediüzzaman ve talebelerinin suçu imana ve Kur’ân’a hizmet etmekti. Hapishanenin eski haliyle yeni haline bakıyorum da “demek ki bunlar bizim için gelmişlerdi” diyorum. O günlerin kıymetini bilemedik.

Hayat bir uykuymuş, ölünce uyandım. 19 Haziran 2010 tarihinde, ruhu Cennete çıkmış, kendi dünyada kalmış bedenimi kucaklayıp Tavas Kabristanı’na bıraktılar. Allah’ım rahmet etsin, amin.

Okunma Sayısı: 1903
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı