"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Sırlı sandık: Muslihiddin Sönmez

22 Mayıs 2019, Çarşamba 02:00
Muslihiddin Sönmez aslen Fatsalıdır.

1921 yılında Salihli’de doğar. Babası hâkimlik mesleğinden emekli olduktan sonra Denizli’ye yerleşerek avukatlığa başlar. 1944 yılında Denizli Mahkemesi’nde Bediüzzaman’ın fahri avukatlığını yapar. 23 yaşındaki Muslihiddin, Üstadı ilk kez o günlerde görür.

Üstadın beraat etmesi üzerine el konulan bir sandık dolusu Risale ve Cevşen avukatı sıfatıyla Yusuf Ziya Sönmez’e teslim edilir. Bu durum Muslihiddin için Üstadı ve dâvâsını daha yakından tanıma imkânı sağlar. Babasının vefatıyla bu kutsî miras kendine geçerek bu güne kadar gelir.

Üstad 1944 yılında hapisten çıkınca Denizli Şehir Oteli’ne yerleşir. Aynı dönemde Muslihiddin’in ablası Seher Hanım, Nurettin Topçu ile Denizli Lisesi’nde öğretmen olarak görev yapmaktadır. Seher Hanım ve Muslihiddin, Topçu’ya Üstaddan ve Hasan Feyzi Yüreğil’den bahseder. Bu vesileyle Topçu’da Üstada karşı müthiş bir muhabbet ve hayranlık oluşur. Birlikte Üstadı ziyaret ederler. Topçu o tarihte 35 yaşındadır. Dolayısıyla konuşmalar daha çok Üstad ile Topçu arasında geçer. Musliddin, yaşı ve yapısı itibariyle böyle derin konuları idrak edebilecek seviyede değildir. Onda akıldan çok kalp hükmetmektedir. Tasavvufa merakı vardır. Melami Tarikatı şeyhi Hasan Feyzi Yüreğil’den feyz almaktadır. Üstad hâllerine vakıf olur. “Kalbini muhafaza et. Nazarımda sen on şeyhten daha değerlisin!”

1952 yılında Balıkesir’de Savcı olarak görev yaparken Üstad’ın İstanbul’a geldiğini öğrenir. Üstad o günlerde yoğun takip altındadır. Görüşmek neredeyse mümkün değildir. Görüşememe ihtimaline rağmen küçük bir ümitle de olsa büyük bir heyecanla İstanbul’a gelir. Üstadın Akşehir Palas Oteli’nde kaldığını öğrenince buraya yönelir. Üstad onu sütten kesmemiş olacak ki ona çok yakın bir odada kalmak nasip olur . Görüşmek için fırsat kollar. O fırsatı bir akşam bulur. Hazretin kapısını tıklatır. Görmek nasipte varmış ki 8 yıl sonra tekrar kapı açılır. Hürmet ve muhabbetle Üstadı selâmlar. Bu bahtiyarlığı nasıl anlatmalı şimdi.

Muslihiddin, engin takvası ve hakkaniyet duygusu dolayısıyla memuriyeti yürütmekte zorlanmaktadır. Bundan dolayı istifa etmeyi düşünmektedir. Üstad’a hâlini açar. Üstad yetişmiş insanın önemini bilmektedir. 

Muslihiddin gibi hakkaniyetli birisi birçok hayırlı hizmetin yanında hukuksuz işlemleri de önleyebilecektir. Bunun için istifa etmesini uygun görmez. “Vazifene devam et, (vicdanına uymayan) dâvâları muâvinlerine havâle et.” Niyet halis olunca akıbet de hayır oluyor. Yoluyla giden yorulmuyor. 8 yıl önce el aldığı Üstadı onun elini bırakmamış, yine tutup kaldırmıştır. Nur Talebeleri Allah’ın inayeti, Üstadın himayesi altındadır. O günkü görüşmenin bereketiyle meslek hayatında endişe ettiği konuların hiçbirisiyle karşılaşmaz.

RİSALE-İ NUR MİRÎ MALIDIR

Görüşmede Üstad sözü Risaleleri getirir. Çağın dertlerine devanın Risalelerde olduğunu belirtir.

- Risale-i Nurlar mirî malıdır. Herkes ondan istifade edebilir.

Üstadın Kürt topraklarında doğması gibi sakalsız oluşu da bazı çevrelerde eleştiri konusu olmaktadır. Maalesef Üstad bu konuda dost ateşine bile maruz kalmaktadır. Bir takım dinî çevreler Üstadın manevî makamını düşürmek için sakalsızlığına vurgu yapmaktadır. Muslihiddin de Üstada bu konuyu sorma ihtiyacı duyar.

- Üstadım niçin sakal bırakmıyorsunuz?

Üstad hak bildiği yolda asla geri adım atmamıştır. Doğrudur, hiç sakal bırakmamıştır. Bunun hikmetini yıllar sonra fark eder.

- Ben sakal uzatınca cildim tahriş oluyor. 

Onun için sakal uzatamıyorum. Sonradan anladım ki bir zaman gelecek sakallı olanlara hücum edilecek, kesmek zorunda bırakılacaklar. Rahmet-i İlâhiyenin beni muhafaza ettiğini anladım. Yoksa bütün talebelerim de sakal bırakırdı.

Muslihiddin bu soruya da tatmin edici cevabı alır.

O günlerde sakal toplumun bir kesimi tarafından dinî sembol olarak kabul edilerek hoş görülmüyordu. Bu günlerde ise toplumun bir kesimi tarafından sakal dini bir sembolden çok siyasî sembol olarak algılandığı için daha derin bir nefretin oluştuğu gözlemleniyor.

 BU ADAM ÇALIŞMAZ,NE YER, NE İÇER

Aklına takılan sorularla ilgili üst üste aldığı tatmin edici cevaplardan sonra bir çoklarının aklına takılan o soru kendisinin de aklına takılır. Bu adam (Bediüzzaman) çalışmaz, ne yer, ne içer, neyle geçinir… Fakat bir türlü aklından geçenleri dillendiremez. Üstad duruma el koyar. Sormadan cevabını verir. İktisadın öneminden bahseder.

- Kur’ân’ın iktisat emrine uymaya çalışıyorum…

Muslihiddin o gün kafasındaki bütün soruların cevabını almış olarak Üstadın yanından ayrılır. Üstadını bir daha dünya gözüyle göremese de onun manevî mirasına elinden geldiğince sahip çıkar.

HASAN FEYZİ’NİN RAHLESİNDE 

Muslihiddin’in hayatında Üstaddan sonra en çok tesiri olan kişi Bediüzzaman aşkından vefat eden Hasan Feyzi Yüreğil’dir. Muslihiddin, Feyzi’yi mürşit olarak görür. Rahlesinde diz kırar, feyzinden istifade eder. Muslihiddin, Denizli’den ayrıldıktan da sonra da irtibatı kesmezler, mektuplaşırlar. 33 sayfa tutan bu mektupları bir dosyada toplar. Dosyada Feyzi’nin dokuz mektubu bulunmaktadır. Üzerine de not düşer. Dosyanın son sayfasında Yüreğil’in hayatını özetler.

Hasan Feyzi Yüreğil’in 22 Haziran 1946 tarihinde Muslihiddin Sönmez’e yazdığı ilk mektubun orijinali.

Muslihiddin Sönmez, şimdilerde Ankara’daki evinde Üstaddan miras kalan el yazması Risaleler ve Cevşenlerle Üstad hasretini dindirmeye çalışıyor. 

Allah ömrünü bereketli kılsın. Amin.

Okunma Sayısı: 2067
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Gündüz Alp

    22.5.2019 15:12:18

    Değerli kardeşim Mustafa Bey, her yazını iştiyakla bekliyor ve okuyoruz. Teşekkürler ile eline yüreğine sağlık. Bediüzzaman'a talebe olmuş zatların her birisinin farklı özellikleri ve güzellikleriyle temayüz ettiklerini anlıyoruz. Üstad'a layık talebeler. Denizli şehri gerçekten bahtiyar bir şehir ve bu anlamda "kahramanlar ocağı." Malum, "mekân şerefini orada oturandan alır" diye bir söz vardır. Bediüzzaman dokuz ayı aşkın bir süre Denizli'de (hapis dahil) ikamet etmiş olmakla tâ kıyamete kadar isminin zikrine vesile olmuştur. Üstad'ın "Kalbini muhafaza et!" nasihati dikkat çekicidir. Zira o bozulunca bedende bozulmadık yer kalmaz. Hele, "sen kalbime bak!" diyenlerin çokça bulunduğu, iftarların yalan, iftira, hakaret ve tehditle yapıldığı bugünlerde... Bir de malum, Üstad'ın Topçu için "İmanın selameti için dua edeceğim" demesi vardır. Önceki "ikaz" ile şu "dua" birleşince işin sırrı anlaşılıyor. Muhabbetle.

  • Ali R. Yardimoglu

    22.5.2019 08:36:46

    ..barekAllah, kardesim, bu has talebe agbilerin bu gibi Ustad' dan hatiralarini, Hasan Feyzi (rah. aleyh) o gibi mektublarini, daha boyle ozelde kalmis bulduklarinizi, yazili eser, kitab yapiniz, inshaAllah.....

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı