"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Bediüzzaman ve Bitlis’li Hacı Reşit Övet

Mustafa ÖZTÜRKÇÜ
07 Nisan 2019, Pazar 00:41
Hacı Reşit Övet Ağabeyle tanışıklığımız 1970’li yıllarda başlamıştı. Mütevazi ve sadâkat timsali bir ağabeydir.

1938 Bitlis doğumlu olan Hacı Reşit Ağabey, Van’a göç etmiş ve orada yaşamaktaydı. Uzun yıllar önce de Bursa’ya göç ederek, ömrünü burada devam ettiriyordu.

Van’da ikamet ettiği yıllarda Van İskele Caddesi’nde bulunan mütevazi evinde yapılan Nur sohbetlerine sık sık iştirak etmiştik. Oturduğu bu güzel evini sonradan Nur hizmetlerine vakfetmişti.

Van’da iken Nur medresesinde birlikte kaldığımız yıllar da olmuştu.

Kendisini yakînen tanıyanlardanım. 1953 yılında ilk defa Isparta’da Üstadı ziyaret eden Hacı Reşit Ağabeyin Üstadla alâkalı hatıralarını Van’da iken tesbit edip, arşivlemiştim.

Bursa’da müdavimi olduğu, günün çoğunu geçirdiği Pınarbaşı Nur mekânında sık sık ziyaret eder, Van’da geçen eski günleri yad ederdik.

Kendisini son ziyaretim yine adı geçen mekânda oğlum Ahmet Said ile birlikte gerçekleşmişti.

Hayli ilerleyen yaşına rağmen tebessümü ve bizimle tatlı alâkadarlığı devam ediyordu. 

Bir fotoğrafını müsaade isteyerek çekmemle birlikte, zaman zaman Bursa’da dinlediğim ve daha önce de kendisinden alarak tesbit ettiğim Üstadla alâkalı hatıralarını neşrettirmek istediğimi istirham etmiştim. Kendisi büyük bir tevazu içinde kabul ederek müsaade etmişlerdi.

 Yaklaşık iki ay önce vefat eden bu Nur Ağabeyimizin hatıralarının bir bölümü şöyledir:

“Üstad’ı ilk ziyaretimde, Ceylan kapıyı açtı ve bize seslendi. Kapıdan içeri girdik, benim başımda serpuş vardı. “Başındakini at, Üstadımız hoşlanmaz” dedi. Çıkarıp hemen attım, taş merdivenlerden yukarıya çıkıp eve girdik.

Girişte sağ tarafta kendi odalarına bizi aldılar, bir miktar bekledik. Merhum Ceylan bizi Üstad Hazretleri’nin odasına aldı.

Üstad, somyada yatağın içinde oturuyordu. Mübarek ellerini öptük. Oturmam için işaret buyurdular. Üstad hiç seslenmiyor, yanındaki adam konuşuyordu...

Sıra bana gelince, Üstad Hazretleri benim kim olduğumu sordu. Ben “Bitlis’liyim, Van’da kalıyorum.” dedim.

Bana, “Bitlis benim hakikî vatanımdır. Bitlis’te Risale-i Nur’a sahip çıkmadıklarını merak ederdim. Şimdi Muş Mebusu Gıyaseddin Emre Mecliste Risale-i Nur’u müdafaa ediyor. Bitlis’in nâm-ı hesabına kabul edildi” dedi.

Üstad’a “Van’da bir medrese açalım mı?” diye sormuştum. Bunu da söylediğim zaman, Üstad çok sevindi ve elleriyle işaret ederek, “Hemen açın” demişti.

Ceylan’a hitaben “Risale-i Nur zındıkaya galiptir, değil mi Ceylan?” deyince, Ceylan da “Evet, Üstadım” dedi. 

Üstad, “Vanlılara müjde et, Risalelerimiz beraat etti. İki sandık ve bir çuval geri alıyoruz. Risale-i Nur Van’a çok lâzım, çok okusunlar. Çünkü Van, Ruslar’a karşı Sedd-i Zülkarneyn’dir. Halk Partisi’nden iki kişi vardı, onlar gitti. Demokrat Parti, Risale-i Nur’u tutuyor” dedi.

O zamanlar Reis-i Cumhura ve Başvekile yazılan mektuplar vardı. Bunlardan Van’a götürmem için emrettiler. Bana yirmi beş kuruş ekmek parası verdi. Sonra, “Eskiden beri on altın ve 250 banknotum var, bitmiyor” dedi. Böylece ellerini tekrar öptük ve veda edip ayrıldık.

Üstad’dan ayrılıp Van’a dönünce, yine bir müsait vaktini bulup, Üstad Hazretleri’ni ziyaret etmek istiyordum. Çünkü Van’da bazı arkadaşlar, “Bizleri talebeliğe kabul ettiklerini sordun mu?” diye söylemişlerdi.

Bir sene sonra Molla Hamid Ağabeyle yine Isparta yollarına düşmüştük. Ben biraz hastaydım, Molla Hamid Ağabeyden duâ istemiştim. (....)

Üstad, hastalık konusunda, “Bırakın doktorların evhamını, ben de hastayım” demişlerdi.

Bana, “Seni yirmi senelik talebeliğe kabul ediyorum” diye buyurdular.

Bana Hastalar Risalesi’ni okuyup okumadığımı sordular.

“Evet” dedim.

Bana, “Çok oku” dediler.

Birkaç sene sonra, yani 1956’da Kâmil Acar kardeşimizle anlaşarak yine Üstad Hazretleri’nin ziyaretlerine gitmiştim. O tarihlerde Üstad Hazretleri Emirdağ’ındaydı. Önce Diyarbakır’dan iki su testisi almıştık. Urfa’da Abdullah Yeğin Ağabey, “Testinin birisini Üstad Hazretleri’ne götürün” demişti.

Emirdağ’ında Çalışkanlar hanedanı ağabeylere uğradık. O zamanlar Abdullah Yeğin Ağabey lûgat hazırlıyordu. Bunu Üstad’a söylememizi bizden istemişti.

Zübeyir Ağabey bizi karşılamıştı. Doğu’dan ve Abdullah Yeğin Ağabeyden selâmlar söyledik. Bu arada iki tane Diyarbakır’dan aldığımız testinin birisini Abdullah Ağabeyin gönderdiğini ve testinin Çalışkan Ağabeylerin dükkânlarında olduğunu söyledik.

Üstad Hazretleri Hüsnü kardeşimize, “Çabuk onu getir” dedi. Daha sonra, “Niye ikisini de getirmediniz? Bunlar bana çok lâzım. Kaça aldınız?” diye sordu.

“Yetmiş beş kuruşa” dedik. Hemen yetmiş beş kuruşu çıkarıp verdi.

Kâmil Acar kardeşimiz Abdullah Yeğin Ağabeyin lügatından bahsetti. Üstad Hazretleri buyurdular ki: “Öyle bir lügat yapsın ki, ilk mektebden üniversiteye kadar ondan istifade etsinler.”

Üstad Hazretleri’nin mübarek huzurlarında bir buçuk saat kadar kaldık. Kâmil Acar’dan bazı şeyler sordu. Kâmil hasta olduğunu ve duâ istediğini söyleyince, Üstad Hüsnü Ağabeylere, ”Hüsnü, ismini yaz, sabah namazında duâ edelim.” dedi.

Bende de verem hastalığı vardı. Üstadımızın duâlarından sonra Allah’a şükür hastalıktan eser kalmadı.

Okunma Sayısı: 1745
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Ali R. Yardimoglu

    7.4.2019 19:42:10

    ..hem yazi guzel, hem de yazinin icindeki su 1cumleyle Kadir Misiroglu' nun ayib ve dehsetli gafletli su iftirasina, " Husrev efendi ile hapiste beraberdik, bana dedi ki, o medrese tahsisati cikmis 19bin altun Bz. ' dadir" hem de mudis tevafuklu, bu kose makalesinde hic de planlanmadan cevab verilmis, inshaAllah Misiroglu tevbe ve tekzib eder, ona nasib olur.....Iste yazidaki paragrafdan tum varligini ifsaasi: "..... .Sonra, “Eskiden beri on altın ve 250 banknotum var, bitmiyor” dedi. Böylece ellerini tekrar .........."

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı