Bir önceki yazımızda Zübeyir Gündüzalp’in hizmet anlayışından ihlâs, sadakat ve sebat konusunda alacağımız dersler üzerinde durmuştuk. Bu değerlerin tamamlayıcısı ise uhuvvet ve metanettir. Çünkü hizmetin en çok imtihan edildiği zamanlar, kardeşlik hukukunun da en fazla korunmaya ihtiyaç duyduğu zamanlardır.
Uhuvvet ve metanet: Şeytanın aramıza girebileceği kapıları kapatmak
İnsî şeytan da cinnî şeytan da bazen insanı doğrudan kötülüğe çağırmaz. Bazen haklılık duygusunu kabartır, bazen kardeşinin niyetini sorgulatır, bazen bir sözü büyütür, bazen de küçük bir kırgınlığı derin bir ayrılığa dönüştürür.
Bir yanlışın üzerine yeni yanlışlar eklemek, duyduğumuz her sözü araştırmadan kabul etmek, kardeşimizin niyetini okumaya kalkmak ve ihtilafları şahsiyet meselesine dönüştürmek, uhuvvetimizi zedeleyen tehlikelerdendir.
Böyle zamanlarda metanet; öfkeyle hareket etmemek, tahkik etmeden hüküm vermemek, dedikodudan uzak durmak ve meselelere adaletle yaklaşmaktır.
Uhuvvet ise her konuda aynı düşünmek değil, farklılıklarımız karşısında da kardeşlik hukukunu muhafaza edebilmektir. Elbette yanlışlar konuşulmalı, meseleler meşveretle ele alınmalı ve hakikatler ifade edilmelidir. Fakat bunlar yapılırken kardeşlik köprüleri yıkılmamalıdır.
Hizmette sebat etmek: İnat değil, istikamet
Zübeyir Ağabey’in hizmet anlayışından alacağımız ders, şahısların veya grupların etrafında katılaşmak değildir. Esas olan, şahısları değil ölçüleri merkeze almaktır. İhlâs, sadakat, meşveret, adalet ve uhuvvet; zor zamanlarda da vazgeçemeyeceğimiz temel değerlerimizdir.
Bizi yolumuzdan uzaklaştırabilecek nefsin oyunlarına ve şeytanın desiselerine karşı uyanık olmalıyız. Bunun yolu, başkalarını suçlamakla yetinmek değil, önce kendi nefsimizi hesaba çekmektir.
Kardeşimizin hatasını görürken kendi hatamıza da bakabiliyor muyuz? Bir ihtilafın içinde hizmetin menfaatini kendi düşüncemizin önünde tutabiliyor muyuz? Haklı olduğumuzu düşündüğümüzde bile üslubumuzu, niyetimizi ve kullandığımız dili kontrol edebiliyor muyuz?
İşte asıl mücadele burada başlıyor.
Son söz: Fırtınalar geçer, ölçüler kalır
Bugün bize düşen, yaşanan sıkıntılar karşısında ümitsizliğe kapılmak veya birbirimizden uzaklaşmak değildir. Bilakis daha fazla ihlâsa, daha dikkatli bir meşverete, daha sağlam bir sadakate ve daha derin bir uhuvvete sarılmaktır.
Zübeyir Gündüzalp’in hizmet hayatından alacağımız ders, yalnızca geçmişi yâd etmek değil, o hizmet anlayışında öne çıkan ölçüleri bugünün imtihanlarında yaşayabilmektir.
Unutmayalım ki hizmetin kuvveti yalnızca sayımızda veya imkânlarımızda değil; ihlâsımızda, sadakatimizde ve kardeşliğimizdedir. Birbirimize karşı değil, nefsimizin ve bizi ayrılığa sürükleyen desiselerin karşısında dikkatli olmalıyız.
Çünkü mesele, yalnızca bir hizmet anlayışından söz etmek değil, o anlayışın özündeki değerleri hayatımızda muhafaza edebilmektir.