Her kriz döneminde haklı olarak reformlar yapılması gerektiği hatırlatılıyor. Bu hatırlatmalar haklı olmakla birlikte “Çatılar, güneşli havalarda aktarılır” misali kriz olmadığı zaman da bu çağrıların tekrarlanması icap eder.
Reform çağrısı da yapan Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu şöyle bir tablo çizmiş: “Ticarette korumacılık artıyor hatta bu korumacılık, ticaret savaşlarına dönüşmüş durumda. İkinci Dünya Savaşı sonrası ortaya çıkan ve iyisiyle kötüsüyle neredeyse 70 yıldır belli kurallara dayalı şekilde işleyen küresel sistem, artık işlev görmüyor. Bunun yerine, güçlünün güçsüze zorbalık yapabildiği, fiilî güç kullanımının öne çıkabildiği, keyfiyete dayalı, yeni bir dünya düzeninin her gün farklı bir versiyonu yaşanıyor. Böyle kapsamlı dönüşümlerin yaşandığı zamanlarda işbirliği elzem hale gelir. İktisadî çalkantılara ve şoklara dayanabilmek, belirsizlik dönemine uyum sağlayabilmek için dinamik özel sektörün olması şarttır. Güçlü özel sektör için de ülkelerimizde girişimcilik dostu bir ortam kurulmalıdır. Yenilikçilik ve girişimcilik teşvik edilmeli, verimliliği artıracak ve adil bir rekabet ortamını tesis edecek yapısal reformlar hayata geçirilmeli, ülkelerimiz arasında daha derin ticarî entegrasyona ve işbirliğine gidilmeli, aramızdaki ticaret ve yatırımları kısıtlayan engeller kaldırılmalıdır.” (AA, 1 Kasım 2026)
Ülkemiz öyle bir halde ki, “Yenilikçilik ve girişimcilik teşvik edilmeli, verimliliği artıracak ve adil bir rekabet ortamını tesis edecek yapısal reformlar hayata geçirilmeli” çağrısı belki de her gün yapılmayı hak ediyor. Üstelik bu çağrıyı sadece iş dünyası değil; “etkili ve yetkili” olan her sivil toplum kuruluşu yapmalıdır.
Bu çağrı da gösteriyor ki Türkiye’nin “düzlüğe” çıkması ancak ve ancak “hak, hukuk ve adalet”in tesis edilmesiyle mümkündür. Zaten “yapısal reformlar”dan maksat da bu olsa gerek. Türkiye’yi idare edenler bu kolay yolu tercih etmek yerine sanki Amerika’yı yeniden keşfetmeye çalışır gibi birbirinden farklı ve birbirini nakzeden yolları deniyorlar.
Hatırlanacak olursa “tek adam sistemi”ne geçişle birlikte işlerin düzeleceğini söyleyenler vardı. Aradan geçen yıllar bu vaadin altının boş olduğu dünya âleme göstermiş oldu.
Reform çağrıları haklı, ancak iş başındaki iktidarın böyle bir adım atması pek de mümkün görünmüyor. Çünkü yapılması düşünülen reformlar idarecilerin işine gelen reformlar değil. En başta hak, hukuk ve adaletin tesis edilmesi ve açıklık, şeffaflık, hesap verebilir olmak “tek başına iş başında” olanları memnun etmez. Yapılması gereken reformları yapmamakla kalmadılar, ülkemize büyük yolsuzluğu da tattırdılar.
Boşuna “Alma mazlumun ahını...” dememişler.