"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Saraya bakmayan pencereleri kapatın

Ömer Faruk ÖZAYDIN
29 Aralık 2019, Pazar
Devlet idare etme işi zordur, zordan da öte kordur.

O sebeple devlet yönetimine talip olmak ateşten gömleği giymek gibi yakıcılığı kinaye edilir.

Eskiden padişahlık, krallık vardı, tek adamın iki dudağı arasındaydı her şey. Hakmış, hukukmuş kişiye ve devlet yapısına bağlıydı bütün sistemler. Kısaca mutlak monarşi, totaliter ve teokrasi gibi ferdin hukukunu nazara almazdı idareler.

İnsanlık, vahşetten bedeviyete, kölelikten esarete, oradan işçiliğe, işçilikten esir gibi çalışmak istememesiyle iştirake doğru gidiyor. (Medine Sözleşmesi ve Asr-ı Saadet bahsimizden hariçtir.)

Hürriyet, monarşi derken cumhuriyete, çoğulculuk da insan hakları olan Demokrasiyi getirdi.

Demokrasinin gereği olan seçimler ve devleti idare etmek olan siyaset, son asrın en geçerli sanatı haline geldi.

Ancak fen ve felsefeden gelen, içine şeytanet girmiş çoğu yalancılık olan bu zamandaki hazır siyaset; iktidara oynayıp gücü elinde tutmak için bütün argümanları kullanarak halkı hipnoz etmeyi başardı.

Avrupa'nın ağır bedeller ödeyerek geldiği demokrasiye, biz bir asırdır çabalayarak, kesintiye uğratarak kıt kanaat gelsek de, puslu havayı seven kurt misali derinler, demokrasiden haz etmemekte ve güzelim memleketi istibdatçılar ve askerî vesayetle karanlık emellerinin arenası haline getirmek istediler.

Hedef, önce Deccalist doktrinleri hayata geçirmek ve dini dünyadan kaldırmak için tek parti diktatoryasıyla millete maraba gözüyle bakılıp, çarıklıyla efendinin oylarını bir tutmayan aristokratlar, ne yazık ki cumhuriyet adı altında memleketi uzun zaman idare ettiler.

Demokratların sahne aldığı bazı dönemlerde ise, o jakoben kafa bu defa askerî darbelerle millete rağmen, güya cumhuriyeti kollamaya kalktılar.

Demokrasiye geçtiğimizi zannettiğimiz askerî ihtilâl sonrasında ise, siyaset dizayn edilmiş, zahirde mağdur, gerçekte proje ve vesayetle iş başına getirilmiş, milletin hassasiyeti olan din eksenli çıkışlar prim yapmıştır.

Tek adam rejim heveslileri bu defa kulvar değiştirerek memleketi ümmetin liderlerine(!) teslim etmeleri neticesinde, derdi İslâm olan eski zaman halifelerine özenseler de bu zamanın siyaset caniliğine hilâfeti kurban ettiler.

Demokrat ve hürriyetçi olmayan idareciler, gücü elinde tutmak için eskiden beylikleri, ağaları, aşiretleri kullandıkları gibi, bu gün de basın, yargı, STK ve cemaatleri çeşitli ulûfe ve baskılarla kendine bağlamış, bir nevi biat ettirmiştir. Etmeyenlerin vay haline!

Demokratların dağıtıldığı, siyasetin lidersiz ve boşluğundan faydalanılan bir atmosfer (2002)de 28 Şubat'ın önünü açarak iktidara getirilen AKP, önce milleti kucaklayan (bir kısım demokratları da içine alan) geniş yelpazeli bir ekip ve her kesimi memnun eden politikalarla peş peşe reformlar eşliğinde çıraklık döneminde bir umut olmuştu.

Mağduriyetle gelen AKP, 367 krizi, Balyoz ve Ergenekonla mağduriyet nöbetlerini iyice derinleştirmiş oldu. Bir asırdır horlanan millet iyice AKP'ye yapıştı böylece.

Nereden bilinebilirdi ki 28 Şubat, sonradan kasetle pazarlanan dört aylık şiir mahkûmiyeti, Balyoz ve Ergenekon, bu günlerin hazırlayıcı konu mankenleri olacaktı.

Bütün bu rüzgârlarla doldurulan yelkenler derin sularda hedefe doğru yüzdürülüyordu artık.

Ergenekon ve Balyoz'la milleti meşgul edip 1 numaranın peşine düşürdüler. Epey oyalanan millet altındaki halının çekildiğini fark etmedi bile.

Suriye ve Irak savaşlarında Ortadoğu'nun şekillenmesini netice verecek Türkiye'nin aldığı aktif rol; kardeşlerine yardım olarak algılansa da bu gün milyonlarla göçe sebebiyet veren yıkım, kan, göz yaşı ve harabeye dönen şehirleri miras bırakacaktı.

İçerde ise bir asırlık birikimler peyder pey haraç-mezat satılıyordu. Önce fabrikalar, sanayii yatırımları bir bir elden çıkarılıyordu.

Meyhanelerin açık olduğu hatta alkol özentisinin arttırıldığı, aileyi parçalayan dizilerin yaygın olduğu bir dejenerasyonda hür teşebbüsün finanse ve sübvanse ettiği eğitime kalite getiren dershaneler kapanıyordu bir bir..

Ve... Planlanan savaş başlıyordu..

Okunma Sayısı: 1992
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Ahmet

    29.12.2019 08:08:37

    Günaydınlar güzel insanlarım, güzel ülkem, geç de olsa günaydınlar...

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı