"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Dindarlar felsefe ve mantık ilmini okumalı mı?

Osman KOYUNCU
16 Ocak 2022, Pazar
Bilim adamları, kişilere, zamana ve zemine göre ilâçların üretilmesi gerektiğini savunuyorlar.

Çeşitli renkte boyaları karıştırarak çok renkli, kişiye özgü boyalar üretildiği gibi kişiye özgü ilâçlar da üretilebilir. Suyun içilmesinin hükmü, kişilere göre değişiklik gösterebiliyor. Diyaliz hastaları fazla su içmemeli, onlara mekruh sayılabilir; ameliyattan çıkmış, çok kan kaybetmiş veya savaşta yaralanmış askerlere belli süre için su tıbben haramdır, çünkü fazla su kanın konsantrasyonunu düşürür, kan hücreleri suyu içine çeker, şişer ve çatlayarak ölebilirler. Sıhhatli kişiye su helâldir, doya doya içsin vs. Bunun gibi mantık ve felsefenin de kişilere göre hükümleri vardır.

Meselâ İslâm düşünürleri eskiden felsefe ile ilgilenmeyi yasaklamışlardı. Zira az bir kısmı doğru, büyük bir kısmı safsata idi. Bu durum o zamanda Müslümanların kafasını karıştırıyordu. Onun için bazı düşünürlerce yasaklanmıştı. Bazı İslâm düşünürleri, Farabi ve İbni Sina gibi insanların imanlarını zayıf gördüler. Yunan felsefesinin büyük bir kısmı din ile uyuşmuyordu. İbni Sina gibi düşünürler, bu Yunan felsefesinin tamamını doğru kabul ederek, din ile uyuşmayan kısımları eğip bükerek tevil ettiği için bazılarınca imanları makbul sayılmadı.

Bediüzzaman ise, “Madem felsefe ve hikmet-i cedîdeyi okuyan mektepliler ve muallimler çoklukla Risale-i Nur’a yapışıyorlar; elbette bir hakikat beyan etmek lâzım geliyor” diyerek, felsefeyi ikiye ayırmıştır:

“Risale-i Nur’un şiddetle tokat vurduğu ve hücum ettiği felsefe ise mutlak değildir, belki muzır kısmınadır. Çünkü felsefenin hayat-ı içtimaiye-i beşeriyeye ve ahlâk ve kemâlât-ı insaniyeye ve sanatın terakkiyâtına hizmet eden felsefe ve hikmet kısmı ise Kur’ân ile barışıktır. Belki Kur’ân’ın hikmetine hâdimdir, muâraza edemez. Bu kısma Risale-i Nur ilişmiyor. 

“İkinci kısım felsefe ise dalâlete ve ilhâda ve tabiat bataklığına düşürmeye vesile olduğu gibi, sefahet ve lehviyat ile gaflet ve dalâleti netice verdiğinden ve sihir gibi harikalarıyla Kur’ân’ın mu’cizekâr hakikatleriyle muâraza ettiği için Risale-i Nur ekser eczâlarında mizanlarla ve kuvvetli ve bürhanlı muvazenelerle, felsefenin yoldan çıkmış bu kısmına ilişiyor, tokatlıyor; müstakim, menfaattar felsefeye ilişmiyor. Onun için mektepliler Risale-i Nur’a itirazsız, çekinmeyerek giriyorlar ve girmelidirler...” (Asa-yı Musa, s. 18)

Yine Bediüzzaman, Allah’ı açıklayan üç küllî delilden söz eder: Kur’ân, Hz. Muhammed (asm) ve kâinat kitabıdır. Kâinat kitabı ise ancak fenlerle (hikmet/hakikatli felsefe ve mantıkla) anlaşılır. Bu yönüyle, fenlerden bîhaber olanların, marifetullahta noksan kalacaklarını düşünmek yanlış olmasa gerektir. Bugün bazı dindarların hurafe içinde olmalarının sebebi de, felsefe ve hikmetin “Kur’ân ile barışık ve Kur’ân’ın hikmetine hâdim” olan kısmına gözünü kapamış olmalarıdır.

Son olarak, Bediüzzaman’ın “Eski Said” eserlerinden, Arapça telif ettiği Kızıl İ’caz’da yer alan Mantık ilmiyle ilgili şu dikkat çekici tesbiti aktarmakla yetinelim:

“Mantık öğrenmenin hükmü kişilere göre farklılık arz eder. Mantık ilmini öğrenmek mendubdur [istenilen, beğenilen]; çünkü mantık şer’î hükümleri tekmil eder [kemale erdirir]. Yine mantık ilmini öğrenmek mekruhtur [çirkin görülmüştür]; çünkü akılları karıştırır. Yine mantık ilmini öğrenmek mubahtır [yapılmasında sakınca görülmez]; çünkü bir ilmi bilmek bilmemekten hayırlıdır. Yine mantık ilmini bilmek farz-ı kifayedir (bir Müslüman yaparsa diğerlerinin üzerinden zorunluluk kalkar); çünkü mantık akaidi techiz eder [donatır]. Yine mantık ilmini öğrenmek, mefhum-u muhalif olarak, yani gerekli ilmî alt yapıya sahip olmayanlar için haramdır.” (Kızıl Îcâz, Tercüme: A. Akgündüz, İstanbul-2019, s. 94)

Demek, pirincin taşını ayıklamasını bilmeyenler pilav yememeli. İlim ehli çok çeşitli alternatifleri düşünür, dikkate alır. Cehalet ise kısıtlar, teke inmeye çalışır, aynı elbiseyi bütün insanlara giydirmeye çalışır.

Okunma Sayısı: 1172
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Ali

    16.1.2022 15:33:58

    Artık eski tartışmaları bırakıp pratik işimize dönelim. 1- Farabi İbn Sina' yı adi mümin gören, imam ve kelamcıları üstad onaylar. Sokrat ve Platon' un ehli necat olduğunu Lemaat' ta yazar. Üstad 20 yüzyılın başında, hasen bulduğu bir mantık kitabını şerh etmiş. Biz 2022 deyiz. Elimizde tüm kaynaklar var. Üstad Eflatun' u 14 yerde yazmış. " "Eflatunu İlahi " lakabını tasdik edip yazmış; İlahi/ tanrısal Eflatun. Bu adam pekçok yönden üstada çok benziyor. Üstad bunu eleştirmişte; " teşebbühü ilahi" fikrini. Üstadı tam anlamak için Eflatun' un özünü anlamak şart. Mantık için; fıkhi kayıtlar eskidendi. O kayıtlar su içmede bile geçerli.( Hastalar Ris) Zaten mantık akla yakındır denir. Aklı olan mantığı öğrenmeli. Mantık matematiğin ikizi gibi. Kuralı kaidesi var, buna uymayan da kritik edilir. Her normal nurcu; hikmet/ felsefe ve mantık bilmeli..

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı