"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Artık aynaya bakma zamanıdır-2

Osman ÖZTÜRK
04 Kasım 2026, Çarşamba
Benim tarafımdan yapılıyorsa problem değildir anlayışının tehlikesi...

Kral Çıplak hikâyesinin belki de günümüze uyarlanabilecek en önemli tarafı budur:

Kralın çıplak olduğunu yalnızca karşısındakiler değil, kendi çevresindekiler de bilir, ama susar.

Çünkü kralın çıplaklığını kabul etmek, kendileri hakkında da bir şey söylemek anlamına gelir.

“Bizden biriyse, mutlaka bir açıklaması vardır.”

“Bizim taraftan biri bunu yapmış olamaz.”

“Birileri kesinlikle iftira atıyordur.”

“Bunu gündeme getirenlerin başka amacı vardır.”

Böylece olayın kendisi değil, kişinin siyasi kimliği tartışılmaya başlanır.

Oysa demokratik hukuk devletinde ölçü farklı olmalıdır.

Bir işlem hukuka aykırıysa, onu gerçekleştiren kişinin iktidara yakın veya muhalif olması hukukî niteliğini değiştirmemelidir.

Bir vatandaşın hakkı yenmişse, o vatandaşın siyasi tercihi onun hakkının değerini azaltmamalıdır.

Ama bugün farklı bir süreç yaşanıyor olabilir.

Daha önce konuşmaktan çekinenler konuşmaya başlayabilir.

Daha önce “böyle bir şey mümkün değildir” diyenler artık sorular sormaya başlayabilir.

Daha önce eleştirmekten kaçınanlar, “Burada gerçekten ne oldu?” diye düşünmeye başlayabilir.

Bunun demokratik kültür açısından önemi büyüktür.

Çünkü toplumlarda değişim çoğu zaman yalnızca iktidarın değişmesiyle başlamaz.

Bazen önce sessizlik değişir.

İnsanlar gördüklerini söylemeye başladığında, korkunun toplumsal etkisi azalır.

Ancak burada bir başka olgu daha vardır.

O da, yalnızca iktidarı eleştirenlerin değil, iktidarı destekleyenlerin de gerçeğe bakabilmesidir.

Bir siyasî hareketi desteklemek, o hareketin bütün mensuplarını peşinen doğru kabul etmek değildir.

Tam tersine, gerçek siyasî sadakat bazen en zor soruları sorabilmektir.

“Bizim taraftan biri yanlış yapmış olabilir mi?”

“Burada bir çıkar ilişkisi var mı?”

“Denetim neden zamanında yapılmadı?”

“Daha önce uyarılar varsa neden sonuç alınamadı?”

“Kimler kazandı?”

“Kimler kaybetti?”

“Kamu kurumunun temsilcileri ile ekonomik aktörler arasındaki ilişkiler yeterince şeffaf mı?”

Bu soruların sorulması herhangi bir siyasî partiye karşı olmak anlamına gelmez.

Tam tersine, demokratik siyasetin normal bir gereğidir.

Çünkü parti sadakati ile hakikate sadakat aynı şey değildir.

Bir siyasî hareketin taraftarı olmak, o hareket adına yapılan her şeyi savunmayı gerektirmez.

Bir insan kendi desteklediği siyasî çevrede gördüğü yanlışa itiraz edebiliyorsa, orada siyasal ahlak vardır.

“Kral Çıplak” metaforunda bundan sonra ne olacağını hepimiz biliyoruz.

Gerçek bir kez yüksek sesle söylendiğinde, artık onu yeniden susturmak kolay değildir.

Ama bu, herhangi bir hükümetin veya siyasî hareketin otomatik olarak sona ereceği anlamına gelmez.

Asıl mesele iktidarın kimin elinde olduğu da değildir.

Asıl mesele, iktidarı elinde bulunduranın da hesap verebilir durumda olup olmadığıdır.

Fon soruşturması bu açıdan önemli bir testtir.

Bugün ihtiyacımız olan, hepimizin o çocuğun cesaretine sahip olabilmesi.

Kralın çıplak olduğunu gördüğümüzde söyleyebilmek.

Kral bizim kralımız olduğunda da söyleyebilmek.

Muhalif olduğumuzda da söyleyebilmek.

İktidarı desteklediğimizde de söyleyebilmek.

Çünkü hukuk devletinin gerçek ölçüsü, başkasının yanlışını görmek değildir.

Kendi tarafının yanlışını da görebilmektir.

Daha büyük soru şudur: Biz bu kadar şeyi görmemize rağmen neden daha önce konuşmadık?

Eğer bu soru toplumun her kesiminde samimiyetle sorulmaya başlanırsa, “Kral Çıplak” hikâyesinin önemi anlaşılır.

Çünkü mesele kralın çıplak olması değil, kral çıplakken herkesin neden alkışlamaya devam ettiğidir.

Okunma Sayısı: 879
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Abdullah

    4.11.2026 14:17:40

    Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana ülke hiçbir zaman tam şeffaf bir şekilde yönetilmedi.Kâmil manada de demokrat olmadı,olamadı.Kısa devrelerle rahat nefes aldığı görülmüştür,ama bir bütün olarak tam ahrar ve demokrat ol madı.Bugün de böyledir.Nur cemaatla rında yapılan en büyük yanlışlardan bir tanesi de Üstad'ın 4 parti meselesinde ortaya koydu şablona,esas prensip ve kaidelere uyulmamasıdır,Yanlış değer lendirilmesidir.Siyasi partilerin yerli ye rine oturtulmanasıdır.Şu sıralarda iktidarda olan partinin Millet Partisinin bir versiyonu olduğunu kaç kişi bilir? Doğru bilinmeyince bu babta söylenecek her söz,her yazı hedefini bulamaz,doğru değerlendirilemez,doğ ru neticeler çıkarılamaz.Bundan dolayı da çeşit çeşit sorun ortaya çıkar. Çünkü ikridarda olan zihniyet demokrat bir zihnnşyet değildir.Ahrar da değildir.

  • Mustafa Said Kara

    4.11.2026 06:46:53

    Asıl mesele iktidarın kimin elinde olduğu da değildir....ifadesi doğruysa biz Yeni Asya olarak neden iktidar demokratlarda olsun tahşidatı yapageldik? Tarihen sabittir ki, sağcı herhangi bir en kötü hükumet, solcu en iyi hükumetten evladır. Yönetimde sağcılar olmalıdır. Mevcut hükumet solcu bir iktidardan ehvendir. Madem yönetimde kimin olması önemli değil yani iyi olan yönetimde olsun diyorsak bu hükumetin solculardan iyi olduğu sabit. Halk da seçiyor. Alternatif demokratlar olduğu zaman hükumet değişsin denilebilir. Alternatif solcular ise ehvenüşşer olarak sağcı her kimse iktidarda kalması solcuların iktidara gelmesindense daha ahsendir.

  • Oğuz Yiğiter

    4.11.2026 05:59:03

    Tebrikler, dualar...

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı