"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Seçim kazanmak mı, güven kazanmak mı?

İbrahim DEMİRÖZ
07 Kasım 2026, Cumartesi 00:14
Bir gece, iki haber

AMERİKA’DAN MEKTUP
Chicago - İbrahim Demiröz

Dün gece, yani Salı'yı Çarşamba'ya bağlayan saatlerde, Detroit'te kürsüye çıkan genç bir doktorun sesi hâlâ kulağımda. 

Mısırlı göçmen bir ailenin Michigan'da doğan oğlu Abdul El-Sayed, sabaha karşı ikiye doğru “Michigan, başardık” diyerek zaferini ilan etti. 

Amerika, kuruluşunun 250. Yılına girerken ilk Müslüman senatörünü seçmiş oldu.

Aynı gece Demokratlar hem Temsilciler Meclisi'nde hem de Senato'da çoğunluğu elde etti. Sabah haberlerini izlerken iki şey zihnimi meşgul etti: Müslüman adayların tarihî başarısı ve eski Chicago Belediye Başkanı Rahm Emanuel'in partisine verdiği tavsiye: Azil peşine düşmeden önce bir ahlâk yasası çıkarmak. Bu mektupta ikisini, Türkiye'de iki aydır konuştuğumuz fon kriziyle birlikte düşünmek istiyorum.

Mavi dalga ve tarihî ilkler

Amerikan basını seçim başarısını “mavi dalga” diye adlandırdı; mavi, Demokratların rengidir. Ara seçimler (midterm) başkanlık döneminin ortasında yapılır ve çoğu zaman iktidardaki başkana verilen bir karne vazifesi görür. 

Demokratlar 435 sandalyeli Temsilciler Meclisi'nde en az 250 sandalye kazandı; bu, son yirmi yılın en geniş çoğunluğu. 

Seçmenin gündeminde hayat pahalılığı, yükselen akaryakıt fiyatları ve İran savaşı vardı.

Müslüman Amerikalılar açısından tablo gerçekten tarihi. El-Sayed yüzde 52 civarında oyla, Başkan Trump'ın desteklediği eski FBI ajanı ve Kongre üyesi Mike Rogers'ı yendi. Temsilciler Meclisi'ne en az altı Müslüman seçildi. 

Ilhan Omar ve Rashida Tlaib görevlerini korudu; Indianapolis'ten André Carson 2008'den beri bu sıralarda. 

Yeni isimler de var: Gazze'de yaralı Filistinlileri tedavi etmiş bir cerrah olan Adam Hamawy, New Jersey'nin ilk Müslüman kongre üyesi oldu. New York'tan Darializa Avila Chevalier ise ilk Latin kökenli Müslüman kadın kongre üyesi. Eyalet meclislerinde de onlarca Müslüman aday kazandı.

Bu başarı kolay gelmedi

Kampanya boyunca Başkan Trump, El-Sayed'i defalarca "cihatçı" diye niteledi; rakip cephe onu bir terör örgütüyle ilişkilendiren dayanaksız iddiaları dolaşıma soktu. Rogers ise eleştirilerini daha çok El-Sayed'in İsrail ve İran hakkındaki eski sözlerine yöneltti. 

El-Sayed zafer konuşmasında, çocuklarına başkanın neden birinin adıyla ya da namaz kılışıyla alay ettiğini açıklamakta zorlanan anne babalara seslendi: Yarın onlara, kötülerin kaybettiğini söyleyin.

Emanuel'in hatırlattıkları

Rahm Emanuel, 2006 ara seçimlerinde Demokratların Temsilciler Meclisi'ni geri almasının mimarlarından biriydi. Seçim öncesi PBS'e verdiği röportajda iki dönem arasındaki benzerlikleri tek tek saydı: 

* Sevilmeyen bir başkan, 

* Yolsuzluk iddiaları, 

* Sevilmeyen bir savaş 

* Hızla yükselen enerji fiyatları. 

Ona göre tek fark ruh hâlinde: 2006'da seçmen Bush'tan bıkmıştı, bugün ise Trump'a öfkeli. Bu öfkenin kaynağı da kandırılmışlık duygusu.

Emanuel'in asıl uyarısı ise seçimden sonrasına dair. 

Demokratlar ilk iş olarak Trump’ın azil sürecine girerse, ülke gündemi bir hesaplaşma kavgasına kilitlenir. Bunun yerine paranın izini süren soruşturmalar sürsün, ama ilk üç ayda beş maddelik bir etik paketi çıksın: 

1. Siyasetçilere hisse senedi alım satım yasağı; 

2. Seçim ve olaylar üzerine bahis açılan "tahmin piyasalarına" katılım yasağı; 

3. Mal varlığının, sahibinin müdahalesi olmadan bağımsız biri tarafından yönetildiği "kör tröst" zorunluluğu; 

4. Yaş veya görev süresi sınırı 

5. Görev sırasında ve sonrasında iki yıl boyunca yabancı kaynaktan para almayı yasaklayan, kendi deyişiyle "Kushner kuralı". 

Yanına asgarî ücret artışı ve gümrük tarifelerine sınır eklenmeli. Emanuel bunu "değişimin ilk peşinatı" diye adlandırıyor.

Bu tavsiyenin bir tarihi var. 

Amerika'da etik yasaları hep skandalların ardından yazıldı. 

Watergate'in ardından 1978'de Hükümette Etik Yasası çıkarıldı. 

2006 zaferinden sonra Demokratlar 2007'de hem lobicilik ve etik reformunu hem de asgari ücret artışını yasalaştırdı. 

2012'de kongre üyelerinin hisse işlemlerini kısa sürede açıklamasını zorunlu kılan STOCK Yasası geldi; ama alım satım yasaklanmadı. Bugünkü tartışma bu boşluk üzerine. Tocqueville, Amerikalıların asıl ayrıcalığının telafi edilebilir hatalar yapabilmeleri olduğunu yazar. Bu sistem hata yapar; ama hatayı kurala dönüştürerek düzeltmeyi de bilir.

Kazanmak ile güven kazanmak

Emanuel'in yaklaşımında hem ilke hem de hesap var. 

Temel ilke şu: İktidar, güveni sözlerle değil, sağlam kurumlarla kazanır. 

Hesap ise şu: Kendi ellerini bağlayan bir parti, rakibini eleştirirken daha inandırıcı olur. Elbette itiraz edenler de var. Bazı Demokratlar, hesap sormayı ertelemenin hukuk dışılığı olağanlaştıracağını düşünüyor. Cumhuriyetçiler yolsuzluk anlatısını kökten reddediyor. Görev süresi sınırı gibi maddeler ise Yüksek Mahkeme kararları gereği ancak anayasa değişikliğiyle mümkün. Yani liste, söylendiği kadar kolay değil.

Yine de özü sağlam. 

Kur’ân, "Mallarınızı aranızda haksız yollarla yemeyin; bile bile insanların mallarından bir kısmını günaha girerek yemek için onları yöneticilere aktarmayın" der (Bakara Suresi:188). Ayet, servet ile iktidar arasındaki o tehlikeli kapıya dikkat çeker. 

Hz. Ömer'in valilerine sorduğu "Bu nereden?" sorusu da kişiye değil makama yöneltilmiş bir sorudur. Müslüman adayların bu seçimdeki başarısını bu açıdan da değerlendirmek gerekir. Önyargıyla damgalanmak istenen insanlar, sandıkta güven kazandılar. 

Şimdi onlara düşen, bu güveni kurallarla korumak. El-Sayed'in zafer gecesi söylediği gibi, paranın çokluğuyla insanların çokluğu karşılaştığında bu kez insanlar kazandı. Bu sonucun kalıcı olması, paranın siyasete sızdığı kapıları kapatmaya bağlı.

Fon krizinin sorduğu soru

Emanuel'in listesini okurken aklım ister istemez Türkiye'ye gitti. 

Sermaye Piyasası Kurulu 17 Eylül'de 131 yatırım fonunu tasfiyeye aldı; yaklaşık 455 bin yatırımcı doğrudan etkilendi. Soruşturmada tutuklu sayısı yüzü aştı. Bir eski bakan, eşiyle birlikte yaptığı hisse işlemlerine dair iddialar üzerine görevinden istifa etti; iddiaları reddetti, mahkeme süreci sürüyor. Meclis yatırımcılara geri ödemeyi düzenleyen bir yasa çıkardı.

Benim için asıl mesele kimin suçlu olduğu değil; bunu yargı söyleyecek. Mesele, böyle bir şüphenin doğabildiği boşluk. Türkiye'de mal bildirimi zorunluluğu var, ancak beyanlar kamuya açık değil. 

Kamu Görevlileri Etik Kurulu, milletvekillerini ve bakanları kapsamıyor. Siyasi etik yasası ise yıllardır Meclis'in kapısında bekliyor. 

Sevindirici olan, bu ihtiyacın bugün hem iktidar hem muhalefet cephesinden dile getirilmesi; Meclis Başkanı da böyle bir yasanın gerekli olduğunu söyledi. 

Emanuel'in ilk üç maddesi, yani hisse işlemi sınırı, kör fon ve şeffaf mal varlığı, Türkiye'nin bugünkü yarasına neredeyse birebir uyuyor. Mağdurun parasını ödemek ilk adım. Aynı yaranın bir daha açılmaması için kural koymak ise ikinci ve daha kalıcı adım.

Seçimi kazanmak bir gecede olur; güveni kazanmak yıllar alır. 

Amerika dün gece bir kapıyı araladı: Adıyla, inancıyla hedef gösterilen insanlar Kongre'ye girdi. 

Türkiye'nin önünde de bir kapı var: Fon krizini bir skandal olarak hatırlamak ya da bir reformun başlangıcı olarak görmek. Hangisini seçeceğimiz, siyasetçilerimizin kendi ellerini bağlamaya ne kadar hazır olduğuna bağlı.

Okunma Sayısı: 138
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı