"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Allah’ı Allah ile karşı karşıya getirmek!

Mehmet ÇETİN
07 Kasım 2026, Cumartesi
Kendini izleyenlerin dikkatle baktığından emin olduktan sonra elindekini göstererek; “Bakın bu yumurtayı şimdi elimden bırakacağım, bakalım kırılacak mı, kırılmayacak mı?”, der ve bırakır, yumurta yere düşünce kırılır. Ve “Şimdi sorarım size kader bunun neresinde?”, der.

Eskiden, okulda küçük öğrencilere “Allah’tan şeker isteyin, bakalım verecek mi? Çocuklar seslenir ama şeker verilmez. “Bir de benden isteyin.” der ve öğretmen çocuklara şeker verir, diye nakledilen kasıtlı bir hikâye yayılırdı.

Allah’ı Allah ile karşılaştırmak derken mahlûk ile kıyas yapmayı kast etmiyoruz. Bizzat Allah’ı yine bizzat Allah ile karşılaştırmak, çekişmeli hâle sokmaktan bahsediyoruz. 

“Allah, kaldıramayacağı taşı yaratabilir mi?”, “Allah dört kenarlı bir üçgen yaratabilir mi?”, veya “Allah kendinden büyük bir varlık yaratabilir mi?”, gibi şeytanî sorular ki konuya misal olsun diye buraya alındı yoksa bâtılı tasvir etmek için değil, elbette.

Bunlar öylesine sorular ki cevabın her iki tarafı sakata, sıkıntıya gider. Mantığı yanıltarak yoldan şaşırtmak için uydurulan tuzaklardandır. Sonsuz güç sahibi olan için ‘yaratmaz’ denilse Yaratıcıya acziyet; ‘yaratır’ denilse tevhide zıt bir vaziyete düşüyor, insan. Bu sorular bin senedir ara ara fitne fesat için ortaya sürülür. 

“Gençliğin imanını sorularla çaldılar”, diye ifade edilen konuları çok işlediler. Hakikaten cevabı verilmeyen sorular zihinleri ifsad etmiştir. Tatmin etmeyen cevaplar, bilgiyi hazmetmeden yapılan izahlar, yeterli olamamaktadır. Diyelim ki birisine ayet, hadis ya da risaleden bir şey söylüyor veya okuyorsunuz. O da anlamadan dinliyor ama size hürmetinden sesini de çıkaramıyor ve gidiyor ama ikna olmayan aklıyla, tatmin olmayan kalbiyle gidiyor.1  

Kader tartışmalarında dile getirilen tüfek atma meselesi var. Denilir ki “Madem filan adamın ölmesi, filan vakitte mukadderdir; atmasaydı, yine ölecekti.” gibi ölenin ölümünü doğrudan kadere vererek; atsa da ölecek, atmasa da ölecek gibi işin içinden çıkılmaz bir sonuç çıkıyor. Bu çıkmazı da kadere yani Allah’ın takdirine bağlayarak Allah’ı Allah ile aklınca çatışmaya sokuyor.2

Bir mesele hakkında akıl üç çeşit hüküm verilir: Vacip (zorunlu), muhal (imkânsız ya da mümteni) ve mümkün. Bu hüküm her şeye şamildir. 

Bir şeyin bütününün, parçalarından büyük olması vaciptir. O şeyin parçasının, bütününden büyük olması muhaldir. Parçaların, birbirinden büyük ya da küçük olması mümkündür. 

Bahsedilen sorular mümteni sınıfına ait sorulardır. Bu açıdan bakıldığında, yukarıda sıralanan çeldirici soruların her birisi muhaldir, mümtenidir ve çelişkilidir.

Allah, kendi kendini yok edebilir mi, sorusu çelişkilidir. Yok olan, ilâh olamaz. İlâh da yok olmaz. Bu durumda soruda mantık çelişkisi var.

Onlar, bunlarla da kalmaz, bu sefer Allah, çelişkileri yaratır mı, yaratmaz mı, diye başlarlar. Hülasa, fitne durmaz ve durmayacak ama tevhid esaslı iman hizmeti de devam edecek, yeter ki imanın takviyesi yapılsın, temeller güçlendirilsin. 

Dipnotlar:

1- Bak. Mehmet Çetin, Kader Risalesi’nin Mütalaası, 2. Baskı, s. 222, 416

2- Konunun güzel izahı 26. Söz’ dedir.

Okunma Sayısı: 53
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı