Akıl tatil-i eşgal etse de nazarını ihmal etse, vicdan Sânii unutamaz; kendi nefsini inkâr etse de, Onu görür, Onu düşünür, Ona müteveccihtir.
Hads –ki, şimşek gibi sür’at-i intikaldir– daima onu tahrik eder. Hadsin muzaafı olan ilham, onu daima tenvir eder. Meyelânın muzaafı olan arzu ve onun muzaafı olan iştiyak ve onun muzaafı olan aşk-ı İlâhî, onu daima marifet-i Zülcelâl’e sevk eder. Şu fıtrattaki incizab ve cezbe, bir hakikat-i cazibedarın cezbiyledir.
Bu nükteleri bildikten sonra, şu bürhan-ı enfüsî olan vicdana müracaat et. Göreceksin ki, kalp bedenin aktârına neşr-i hayat ettiği gibi, kalpteki ukde-i hayatiye olan marifet-i Sâni’dir ki, istidadat-ı gayr-i mahdude-i insaniye ile mütenasip olan âmâl ve müyul-ü müteşa’ibeye neşr-i hayat eder, lezzeti içine atar ve kıymet verir ve bast ve temdid eder. İşte nokta-i istimdad.
Ve kavga ve müzahemetin meydanı olan dağdağa-i hayata hücum gösteren âlemin binlerce musibet ve müzahemelere karşı yegâne nokta-i istinad, yine marifet-i Sâni’dir.
Evet, her şeyi hikmet ve intizam ile işleyen bir Sâni-i Hakîm’e itikad etmezse ve ale’l-amyâ kör tesadüflere havale ederse ve o beliyyata karşı elindeki kudretin adem-i kifayetini düşünse, ister istemez tevahhuş, dehşet, telâş, havftan mürekkeb bir hâlet-i Cehennemnümun ve ciğerşikâfa düşecektir. O ise eşref ve ahsen-i mahlûkat olan ruh-u insaniyetin her şeyden ziyade perişan olduğunu istilzam eder. O ise intizam-ı kâmil-i kâinattaki nizam-ı ekmele zıt oluyor. Şu nokta-i istimdad ve nokta-i istinad ile bu derece nizam-ı âlemde hükümfermalık, hakikat-i nefsü’l-emriyenin hassa-i münhasırası olduğu için, her vicdanda iki pencere olan şu iki noktadan, Sâni-i Zülcelâl, marifetini kalb-i beşere daima tecellî ettiriyor. Akıl, gözünü kapasa da, vicdanın gözü daima açıktır.
Mesnevî-i Nuriye, Nokta, s. 276
LUGATÇE:
adem-i kifayet: kâfi gelmeme, yetersizlik.
ale’l-amyâ: körü körüne.
âmâl: emeller, arzular.
bast: açma, genişletme.
bürhan-ı enfüsî: insanın içinde ve hayatında görünen bürhan, delil.
dağdağa-i hayat: hayatın gürültüsü, karmaşası.
hads: sezgi, çabuk anlama.
hâlet-i Cehennemnümun ve ciğerşikâf: Cehennemi andıran ve yürek parçalayan bir vaziyet.
havf: korku.
istidadat-ı gayr-i mahdude-i insaniye: insanda var olan sınırsız kabiliyetler.
marifet-i Zülcelâl: büyüklük ve haşmet sahibi olan Allah’ı bilme, tanıma.
meyelân: eğilim.
muzaaf: kat kat, iki misli.
müyul-ü müteşa’ibe: dallanmış meyiller, çeşitli arzular.
müzahemet: zahmet, sıkıntı verme.
nokta-i istimdad: yardım dileme noktası.
nokta-i istinad: dayanak noktası.
Sâni’: her şeyi sanatla yaratan Allah.
Sâni-i Zülcelâl: sonsuz büyüklük sahibi ve her şeyi sanatla yaratan Allah.
sür’at-i intikal: algılama hızı; kavrama çabukluğu.
tatil-i eşgal: işleri durdurma.
temdid: devam ettirme, uzatma.