Hayat bazen insana en büyük dersleri en sessiz anlarda veriyor.
Daha dün yanımızda olan, sesiyle, duasıyla evimizi dolduran bir büyüğümüzü bugün rahmet-i Rahman’a uğurladık. Hilmi Önbaş’ın dünürü, Sinan Önbaş’ın kayınpederi, Abdurrahman Önbaş’ın dedesi Selami Balıkçı Hakk’ın rahmetine kavuşmuştur.
Onu anlatmak için uzun cümlelere belki de gerek yok. Çünkü bazı insanlar vardır varlıklarıyla bile bir huzur verirler. Dedem de öyleydi. Sadece ailemizin büyüğü değil, aynı zamanda yıllarını Kur’ân’a vermiş bir hocaydı. Hafızdı ve ömrü boyunca birçok hafız yetiştirmişti. Belki bunu hiç öne çıkarmadı ama arkasında bıraktığı en büyük miraslardan biri de buydu. Düzce’de onu tanıyan eşraf, onu anlatırken cümleleri kuramıyor, kelimeler ağızlarında düğümleniyor, gözleri doluyordu.
Risale-i Nur’da geçen “Ölüm idam değil, terhistir” hakikati bugün kalbime daha farklı dokunuyor. Eskiden sadece okuduğum bir cümleydi, şimdi ise yaşamaya çalıştığım bir hakikat oldu.
Dedem, Ramazan ayında, mübarek bir Cuma gününde, belki de Kadir Gecesi’nin arefesinde Rabbine kavuştu. Böyle bir zamanda vefat etmek, insanın hayatına dairde çok şey düşündürüyor.
“Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz, nasıl ölürseniz öyle dirilirsiniz.” kaidesi de bu noktada daha da anlam kazanıyor. Onun hayatındaki iman, sabır ve teslimiyet, sanki son anına da yansımış gibiydi.
Dedemden geriye kalan sadece hatıralar değil aynı zamanda bize bıraktığı bir duruş, bir istikamet ve bir dua oldu. O, çok konuşarak değil, yaşayarak öğretenlerdendi.
Bu dünya bir misafirhane, bizler de kısa bir süreliğine buradayız. Dedem bu misafirhaneden ayrıldı, bizler ise sıramızı bekliyoruz. Bu düşünce insana hem hüzün veriyor hem de bir teselli sunuyor.
Ben inanıyorum ki yapılan her dua, okunan her Fatiha, onun kabrine bir nur olacak. Bizim ona olan sevgimiz de dualarla devam edecek inşallah.
Rabbim mekânını Cennet eylesin, kabrini nurlandırsın. Bizlere de onun bıraktığı güzel izlerden yürümeyi nasip etsin.