Ahirzamanın hastalık, huzursuzluk ve bozgunlar denizinin, fırtınalı karanlıklarında boğuşan insanları, enerjisi tükenen dünya yorgunlarını selâmet limanına ulaştıracak kurtuluş gemisi, sünnet-i seniye dairesindeki tıbb-ı Nebevî prensiplerine uyulmasıyla gerçekleşeceği ümitlerimizi güçlendirerek hayatımıza taşımamızın mutluluk kaynağı olacağına inanıyoruz.
“Fesad-ı ümmetim zamanında kim benim sünnetime temessük etse, yüz şehidin ecrini, sevabını kazanabilir” hadisinin sırrına binaen, sünnet-i seniyeye ittibaı kendine âdet eden, âdâtını ibadete çevirir, bütün ömrünü semeredar ve sevaptar yapabilir.” (11. Lem’a). Bu nurlu düşünceler ışığından hareketle, hayatımıza yön vermeye çalışarak, tıbb-ı Nebevî korumasına sığınmaya gayret edeceğiz.
Unutulmaması gerekir ki, “Tıbb-ı Nebe-vî diğer hekimlerin tıbbî bilgileri gibi değildir. Peygamberin tıbbı, kesin kanaatle İlâhî vahiy kaynağından Nebevî kandillere yansıyan, kemal-i akıl prensipleriyle tanzim edilmiştir. Diğer tıp kaynakları ise bilgi, araştırma, deneme, zan ve ihtimale dayanmaktadır. Tıbb-ı Nebevî prensiplerini kabullenerek ve gönülden şifasına inanarak uygulayan şifa ve huzura kavuşur. Tıbb-ı Nebevî’nin tedavi prensibi “Allah (cc) bir hastalık indirmedi ki, devasını da indirmiş olmasın” hadisine dayanmaktadır. Sahih hadislere göre, hastalıkların tedavisi emredilmekle birlikte, tedavinin tevekküle aykırı olmayacağı da belirtilmiştir.”1
Hastalıklar çoğunlukla aşırı beslenmeye dayandığından, korunma ve tedavinin vücudun ihtiyacı olan yeterli beslenme kanununa uyulmasıyla sağlıklı yaşanabilir. Bir yemek sindirilmeden, başka bir yemeğin yenmesi de değişik hastalıkların başlangıcı olacaktır. Sindirimi kolay olan gıdaların, geç ve güç sindirilenlere göre faydaları organizmayı koruyucu olacağı unutulmamalıdır. Karışık ve çok çeşitli gıdalarla beslenme yerine, sade beslenme tercih edilmelidir. Bu prensibe uyulmadığında çeşitli hastalıklara davetiye çıkarılmış olacaktır. Beslenmede aşırıya gitmeden, ölçülü davranılırsa az yemek, çok yemekten daha faydalı olacaktır.
Tıbb-ı Nebevî’nin en değerli devalarından olan balda, azim faydalar bulunmaktadır. Damar ve kanallarda biriken atık maddeleri temizler. Yaşlılara faydalı olduğu gibi, besleyici ve yumuşatıcı özellikleri bulunmaktadır. Akciğerlerden balgamı temizler ve öksürüğü keser. İçine karıştırılan ilâçları macun şeklinde korur. Karaciğer, akciğer, mide, dalak, mesane ve böbrekleri atıklardan temizler. Hem gıda, hem devadır. “Resulullah (asm), balı sulandırarak, aç karna içerlerdi. Bunda sağlığı koruma prensibi olarak, güzel ve faydalı sırlar bulunmaktadır. Bunu ilimde derinleşen, yüksek kavrayış sahibi insanlardan başkası anlayamaz. Zira, Resulullah (asm) “İki şifa kaynağına sarılın: Bal ve Kur’ân.” (Beyhaki) buyurmuşlardır.
Tıbbın önemli kuralı olan doz ayarlaması, ilâcı bal bile olsa uyulması gereken tedavinin ilk prensibidir. Bal en iyi arındırıcı ve temizleyici olduğundan, mide ve bağırsaklarda biriken atıkların temizlenmesi için, ılık suyla hazırlanan bal şerbeti tavsiye etmişlerdir. Hasta, ölçü ve miktarı ayarlayamadığından, ilk uygulamada iyileşememiş, tedavinin dozu düzeltildiğinde ikinci uygulamada şifaya kavuşmuştur. Burada ölçü önemlidir. Ne eksik, ne de fazla. Azlığında beklenen fayda sağlanamayacağı gibi, fazlalığından yeni rahatsızlıklar meydana gelecektir. Unutulmaması gereken, tıbb-ı Nebevî ile şifaya kavuşmanın hassas noktası “tedavide etki, ebdan-ı tayyibenin (pozitif bedenler) kabul etmesi şarttır. Nasıl ki Kur’ân ile gelecek şifa, ancak ervah-ı tayyibeye ve maneviyatça kalbi uyanık ve pozitif kabullenenler, şifa bulabilir. Bu özellikleri taşımayan ihtiyaç sahipleri şifaya kavuşmadıklarında, kusuru devada değil, kendi negatif özelliklerinden dolayı uygun olmayan ve şifayı reddeden kendi vücutlarında aramalıdır.”2
Sağlıcakla kalın.
Dipnotlar:
1) İbn-i Kayyim el Cevziyye, Tıbb-ı Nebevî s.55 Darüs-selâm Neşriyat
2) Age. s.55