"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Kur’ân hiçbir kitaba benzemez

Risale-i Nur'dan
15 Şubat 2026, Pazar
(Dünden devam)

Hatta yalnız kulağı bulunan ve bir derece mana fehmeden avam tabakasına karşı, Kur’ân’ın okunmasıyla, başka kitaplara benzemediğini, kulak sahibi tasdik eder. Ve o âmî der ki: “Ya bu Kur’ân bütün dinlediğimiz kitapların aşağısındadır; bu ise, hiçbir düşman dahi diyemez ve hem yüz derece muhaldir. Öyle ise, bütün işitilen kitapların fevkindedir. Öyle ise, mu’cizedir.” İşte bu kulaklı âmînin fehmettiği i’cazı, ona yardım için bir derece izah edeceğiz. Şöyle ki:

Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan, meydana çıktığı vakit, bütün âleme meydan okudu ve insanlarda iki şiddetli his uyandırdı:

Birisi: Dostlarında hiss-i taklidî, yani sevgili Kur’ân’ın üslû­buna karşı benzemeklik arzusu ve onun gibi konuşmak hissi.

İkincisi: Düşmanlarda bir hiss-i tenkit ve muaraza, yani Kur’ân üslûbuna mukabele etmekle dava-i i’cazı kırmak hissi.

İşte bu iki hiss-i şedîd ile, milyonlar Arabî kitaplar yazılmışlar; meydandadır. Şimdi, bütün bu kitapların en beliğleri, en fasihleri Kur’ân’la beraber okunduğu vakit, her kim dinlese, kat’iyen diyecek ki “Kur’ân bunların hiçbirisine benzemiyor. Demek Kur’ân, umum bu kitapların derecesinde değildir. Öyle ise, herhalde, ya Kur’ân umumunun altında olacak; o ise yüz derece muhal olmakla beraber, hiç kimse, hatta şeytan bile olsa diyemez. (HÂŞİYE) Öyle ise, Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan, yazılan umum kitapların fevkindedir.”

Hatta manayı da fehmetmeyen cahil âmî tabakaya karşı da, Kur’ân-ı Hakîm, usandırmamak suretiyle i’cazını gösterir. Evet, o âmî, cahil adam der ki: “En güzel, en meşhur bir beyti iki üç defa işitsem, bana usanç veriyor. Şu Kur’ân ise hiç usandırmıyor; gittikçe daha ziyade dinlemesi hoşuma gidiyor. Öyle ise bu, insan sözü değildir.”

Hem hıfza çalışan çocukların tabakasına karşı dahi, Kur’ân-ı Hakîm, o nazik, zayıf, basit ve bir sahife kitabı hıfzında tutamayan o çocukların küçük kafalarında, o büyük Kur’ân ve çok yerlerinde iltibas ve müşevveşiyete sebebiyet veren, birbirine benzeyen ayetlerin ve cümlelerin teşabühüyle beraber, kemâl-i sühuletle, kolaylıkla o çocukların hafızalarında yerleşmesi suretinde, i’cazını onlara dahi gösterir.

Hatta az sözden ve gürültüden müteessir olan hastalara ve sekeratta olanlara karşı, Kur’ân’ın zemzemesi ve sadâsı, zemzem suyu gibi onlara hoş ve tatlı geldiği cihetle, bir nevi i’cazını onlara da ihsas eder.

HÂŞİYE: Yirmi Altıncı Mektub’un ehemmiyetli Birinci Mebhası, şu cümlenin hâşiyesi ve izahıdır.

Mektubat, s. 219-220

LÛGATÇE:

âmî: okur-yazar olmayan.

beliğ: yerli yerinde, güzel ve etkili söz söyleyen.

fasih: güzel, açık ve düzgün.

fehmetmek: anlamak.

fevkinde: üstünde, üzerinde.

i’caz: mu'cizelik, mu'cize oluş.

Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan: açıklamalarıyla akılları benzerini yapmakta âciz bırakan Kur’ân-ı Kerîm.

muaraza: karşı gelme, söz veya fikirle karşı koyma.

müşevveşiyet: karışıklık.

zemzeme: ezgi, nağmeli ses.

Okunma Sayısı: 207
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı