"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Kaybedenlerden olmak!

Sebahattin YAŞAR
15 Şubat 2026, Pazar
Onlarca aşaması olan bir sürecin bir aşamasını yerine getirince sonuca ulaşılmış olunmaz.

Sonuç için her aşama bir gerekliliktir. Hayatı yaşarken de aynı kurallar geçerlidir. Allah’ın rızasını kazanmak için yine birbirine bağlı süreçlerin yerine getirilmesi gereklidir. Durum manevî alan için de geçerlidir. Bir gönüle girmek için maddî bütün şartları yerine getirsen de manevî aşamalar tamamlanmamışsa yine netice hasıl olmaz. 

Hadis-i şerifte var ya, “İnsanlar helâk oldu, ancak âlimler kurtuldu. Âlimler de helâk oldu ancak, ilmiyle amel edenler kurtuldu. İlmiyle amel edenler de helâk oldu, ancak ihlâs sahibi olanlar kurtuldu. İhlâs sahibi olanlar da büyük bir tehlike içindedirler.” Bu hadis, doğrusu çok önemli bir hayat kuralına dikkatleri çekiyor. Burada da görüldüğü üzere sadece bilmek yetmiyor, devamında ilmiyle amel etmek, ama o da yetmiyor. Sonrasında ihlâs basamağı geliyor ki, o da en önemli halkayı oluşturuyor. Demek buradaki kural, iman ve Kur’ân hizmetlerinde de geçerlidir. Yani evet, bilmek lâzım. Bilmeden olmaz. Bilmek, odun yığınları kabilindendir. O odunları ateşe verip bir güzel yemek pişirilebilir. Bilgiler hayata dönüşmek için vardır. Ama sadece bilgi düzeyinde kalınca ne taşıyana, ne de başkalarına fayda sağlamıyor. Bilgiyi sadece nasihat aracı olarak kullanmak onun içini çok tesir etmiyor. İnsanlar sizin o bilgi ile olan irtibatınıza bakıyor. Yaşanmış, hayata taşınmış bilgi anlamlı oluyor, işe yarıyor ve başkalarında da etki oluşturuyor. Onun için bilginin hayata dokunuşu, yaşanması da lâzımdır. Yani yaşamadan olmaz. Ama o da yetmiyor, o bilip yaşadıklarını niçin yapıyorsun sorusu geliyor ki, esası oluşturuyor. İhlâs, bir işi Allah emrettiği için yapmaktır. Bu amelin zirve noktasıdır. Burada da kalmıyor iş. Belki o kadar ciddi emek ve çabadan sonra burada devamlılığı sağlayabilmek lâzım. Bu elde edilmiş yüksek değerin her an kaybedilme tehlikesinin olması asıl dikkat çekici olandır.

Yani bir hakikati on kez, yirmi kez okudun, dinledin, izledin, ne oldu? Ülfet nazarının tam da cehalete hizmet etmesi budur. Dilin ciddi bir konudan bahsediyor, ama kalbine ulaşmamış. Aklın ciddi bir gerçekliği muhakeme ediyor ama ediyor da ediyor, sonrası yok. Bu şuna benziyor, cebinde paran var, para verip alacağın yiyecek içecekler de var, ama sen aç aç geziyorsun. Alamıyor, yiyemiyor sadece cebinde para ile izliyorsun. Bu nasıl akla uygun gelmiyorsa, hakikatleri hep okumak, dinlemek, izlemek, ama olduğun yerden hiç kıpırdamamak, hiç gelişmemek, hiç yeni bir adım atmamak da aynı onun gibi. Bir hakikati on kez okumak insanda bir sorgulamaya, kendinde o durumu bir tahkik etmeye, bir davranış değişikliğine vesile olmuyorsa bu akıl neden vardır? Sahabe efendilerimiz, Peygamberimizden (asm) vahiyle gelmiş bir söz işittiklerinde, anında uygulamaya geçerlermiş. Bu konularda görüp, işitip geçmek tehlikelerden birisi galiba. “Ne diyor bu söz, bu sözün benim dünyamdaki karşılığı nedir, bu söze benim ne kadar ihtiyacım var?” gibi kendi nefsinden başlayan bir dalgalanma içinde bulmalı insan kendini? Yoksa ne acı verici olur bütün emeklerinin boşa gittiğini görmek. Allah bizleri, okuya okuya, göre göre, işite işite kaybedenlerden etmesin. Amin.

Okunma Sayısı: 202
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı