Yıllardır kutuplaştırıcı, ayrıştırıcı, ötekileştirici konuşmaların yani kirli siyaset dilinin ülkeyi getirdiği noktadan ders alınmadığını gösteriyor. Maalesef bu dil siyasetin kanayan bir yarası hâline gelmeye devam ediyor.
Kirli siyaset dilinin demokrasiye, millete ve ülkeye verdiği zarar eleştirilse de siyasetçiler bundan vazgeçmiyor. Bu dilin ülkeyi getirdiği noktanın endişe verici boyutlara çıkmasından rahatsız olmuyorlar. Çünkü bundan nemalanıyorlar!
Özellikle Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi’nin yürürlüğe girdiği 2018’den bu yana, parti başkanının aynı zamanda cumhurbaşkanı olması dolayısıyla bu dil daha da bozuldu. Hemen her konuda bir kutuplaşma noktası bulunmak suretiyle insanlar birbirinden uzaklaşmaya, birbirini dinlememeye başladı. Fikrini söyleyenin kolayca “hain” ilân edildiği; fikrini hürce ifade edemediği, konuşamadığı, fikir alış verişinde bulunamadığı; en başta da insanların birbirini dinlemediği bir dönem yaşıyoruz. Fikre saygı yok. Herkes kendi dediğini doğru kabul ediyor, birbirini anlamaya çalışmıyor.
Son Meclis oturumu bu sorulara acı bir örnek oldu.
Adalet Eski Bakanı Yılmaz Tunç ile içişleri Eski Bakanı Ali Yerlikaya’nın Cumhurbaşkanından “aflarını isteyip” aflarının kabul edilmesinin ardından Akın Gürlek’in Adalet Bakanı, Mustafa Çiftçi’nin İçişleri Bakanı olarak atanmasıyla tartışma başladı. Eski bakan Yerlikaya’nın “Özgürlüğüme gidiyorum” demesi ve Adalet Bakanlığı’ndaki devir teslimde “koltuk krizi” görüntülere yansıdı.
***
“BRAVO”, “YUH!”
Genel Kurul’da gündem dışı konuşmalardan sonra CHP’nin grup başkanvekilleri, Gürlek’in hâlâ Cumhuriyet Başsavcısı olduğu için, atanmasının anayasaya aykırı olduğunu söyledi. AKP ve MHP buna itiraz etti. Meclis Başkanvekili Bekir Bozdağ, Gürlek’i yemin etmesi için çağırdığında CHP’li vekiller kürsüye yürüdü. AKP’li vekiller karşılık verince bir anda yumruklar konuşmaya başladı. Milletvekilleri tekme tokat birbirine girdi. Yaralanan milletvekilleri oldu.
Bozdağ oturuma ara verdi. Aranın ardından Gürlek ile Çiftçi, AKP’lilerin kürsü çevresinde oluşturduğu etten duvarın, ıslıklar ve alkışların arasında yeminlerini etti.
Tutanaklara geçen ifadeler bile başlı başına ibretlikti.
İbretlik başka bir hadise de yeminlerin tutanaklara geçmemesi ve kavgacı vekilin “Bir daha aynı hareketi yaparlarsa bu hareketi yapmaktan çekinmem. Yaptığım hiçbir şeyden pişman değilim” demesi oldu.
Bir tarafta alkışlar ve “Bravo” sesleri, diğer tarafta “Yuh” sesleri ve sıra kapaklarına vurup kürsüyü işgal etmeler… AKP ve CHP milletvekillerinin birbirlerinin üzerine yürümeleri...
Bu arada Başkanın “Alkışı bırakın, yemin duyulsun” uyarısı… Siyasetteki tabloyu özetliyor.
Meclis, millet iradesinin tecelli ettiği yerdir. Elbette sözü olan konuşacak, itirazını ifade edecektir. Fizikî müdahale, slogan yarışı ve karşılıklı “Bravo” – “Yuh” sesleriyle yapılan bir yemin töreni, sadece tarafları değil, Meclis’in itibarını da zedeler.
***
Bu arada şunu da not düşelim:
Bakanlar ayrılırken, AKP’li bir grup başkanvekilinin Gürlek’i arabasına kadar götürmesi, elini bakanın omzuna atması ve sağa sola emirler yağdırması da dikkatlerden kaçmadı.
***
YAKIŞMIYOR!
Bu tür görüntüler Meclis’e yakışmıyor.
Böyle bir Meclis görüntüsünden milletin meselelerine ortak çözüm bulmasını beklememek mümkün değil. Millet ekonomi, adalet, eğitim, güvenlik gibi ağır sorunlarla boğuşuyor. Bu meseleler bağırarak kavga ederek değil, konuşarak çözülür.
Sağlıklı bir tartışma ortamı oluşmadığı sürece milletin ortak meseleleri konuşulamayacak ve çözümleri de bulunamayacaktır. Bugün asıl sorun, görüş ayrılığından çok üslup sorunudur.
Unutmamak gerekir ki, sözün yerini sloganın, tartışmanın yerini yaftalamanın aldığı bir siyaset dili toplumu da sertleştirdi, sertleştiriyor. Bu yüzden siyasette ihtiyaç duyulan şey kavga değil; yeni bir üsluptur. Bunun için de önce siyasetteki dil ve üslûbun düzelmesi gerekiyor.
Hem de vakit kaybetmeden.