“Onlara söyle ki ancak Allah’ın lütfuyla ve rahmetiyle ferahlasınlar. Bu, onların dünyada toplayıp durduklarından daha hayırlıdır.” (Yunus Suresi: 58.)
Şu Mesele Yedi İşarettir.
Evvelâ, tahdis-i nimet suretinde birkaç sırr-ı inayeti izhar eden Yedi Sebebi beyan ederiz.
Birinci Sebep: Eski Harb-i Umumîden evvel ve evâilinde, bir vakıa-i sadıkada görüyorum ki Ararat Dağı denilen meşhur Ağrı Dağının altındayım. Birden o dağ müthiş infilâk etti. Dağlar gibi parçaları dünyanın her tarafına dağıttı. O dehşet içinde baktım ki merhum validem yanımdadır. Dedim: “Ana korkma! Cenab-ı Hakkın emridir, O Rahîm’dir ve Hakîm’dir.”
Birden, o hâlette iken baktım ki mühim bir zat bana amirâne diyor ki: “İ’caz-ı Kur’ân’ı beyan et!”
Uyandım, anladım ki bir büyük infilâk olacak. O infilâk ve inkılâbdan sonra, Kur’ân etrafındaki surlar kırılacak. Doğrudan doğruya Kur’ân kendi kendini müdafaa edecek. Ve Kur’ân’a hücum edilecek; i’cazı onun çelik bir zırhı olacak. Ve şu i’cazın bir nev’ini şu zamanda izharına, haddimin fevkinde olarak, benim gibi bir adam namzet olacak. Ve namzet olduğumu anladım.
Madem i’caz-ı Kur’ân’ı bir derece beyan, Sözlerle oldu. Elbette o i’cazın hesabına geçen ve onun reşahatı ve berekâtı nev’inden olan hizmetimizdeki inâyâtı izhar etmek, i’caza yardımdır ve izhar etmek gerektir.
İkinci Sebep: Madem Kur’ân-ı Hakîm mürşidimizdir, üstadımızdır, imamımızdır, her bir âdabda rehberimizdir. O kendi kendini medhediyor; biz de onun dersine ittibaen, onun tefsirini medhedeceğiz.
Hem madem yazılan Sözler onun bir nevi tefsiridir. Ve o risalelerdeki hakaik Kur’ân’ın malıdır ve hakikatleridir. Ve madem Kur’ân-ı Hakîm ekser surelerde, hususan “Elim lâm râ”larda, “hâ mîm”lerde kendi kendini kemâl-i haşmetle gösteriyor, kemâlâtını söylüyor, lâyık olduğu medhi kendi kendine ediyor. Elbette Sözlerde in’ikâs etmiş Kur’ân-ı Hakîm’in lemaat-ı i’caziyesinden ve o hizmetin makbuliyetine alâmet olan inâyât-ı Rabbaniyenin izharına mükellefiz. Çünkü o üstadımız öyle eder ve öyle ders verir.
Mektubat, s. 435
LUGATÇE:
evâil: önceler, başlangıçlar.
hakaik: hakikatler.
i’caz-ı Kur’ân: Kur’ân’ın mu’cizeliği, Allah’ın sözü olması ve benzerinin yapılamaması.
inâyât: (İlahî) ihsanlar, lütuflar, himayeler.
infilâk: şiddetli bir şekilde patlama.
in’ikâs etmek: aksetmek, yansımak.
lemaat-ı i’caziye: mu’cizelik parıltıları.
reşahat: sızıntılar, damlalar, (mecazen) ilham yoluyla gelen İlâhî hakikatlar, hikmetler.
sırr-ı inayet: Allah’ın gözetim, himaye ve ihsanının sırrı.
tahdis-i nimet: İlâhî nimeti şükrederek anlatma.