Emirdağ Lâhikası’nda (134. Mektup) kendi ifadesiyle Üstad; “Rumuzat-ı Semaniye’yi yazdığım zaman hem çok acele telif edilmiş…” ifadesiyle telif zamanının darlığından ve sıkıntılı olduğundan bahsetmiştir. Aynı Lâhikanın 225. Mektubunda da telif sebebini anlatırken, Kur’ân’a kurulan tuzaklar ve Türkçe mealinin namazlarda okunması gibi dehşetli tahribata karşı mücahidane ve heyecanlı bir cevap mahiyetinde yazıldığını şöyle açıklamaktadır: “Bu risalenin sebeb-i telifi, Kur’ân’ın tercümesini Kur’ân yerinde camilerde okutmak olan dehşetli sû-i kasdına karşı bir nevi mukabeledir”
Üstad Hazretlerine o tarihlerde sorulan bir suale Üstadın verdiği cevaptan, 1930’lu yıllarda iman hakikatlerinin neşrine geçici ara verip Kur’ân harflerinin tevafukundan bahsetmesi sebebinin izahında, Kur’ân’ın temel taşı olan harflerine hücum edildiğini, yasaklandığını ve hatta Kur’ân harflerinin yerine Türkçe harfler diye “Latin” alfabesiyle değiştirildiği anlaşılmaktadır.: “… Çünkü bu meş’um (uğursuz, tehlikeli) zamanda Kur’ân’ın bir temel taşı olan hurufuna hücum ediliyor ve onların tebdiline çalışıyorlar.” (Rumuzat-ı Semaniye, Yeni Asya Neşriyat, s.147.)
On Birinci Şua olan "Meyve"nin On Birinci Meselesi'nin Hâtimesinde Bediüzzaman Hazretleri, Felâk Suresi’nin tefsir ve izahının devamında surenin dehşetinden haber verdiği İkinci Dünya Savaşı’ndan bahsettiği kısımda daha çok sırlı gaybî hadiselere bu surede işaret edildiğini ifade edip, devamını Rumuzat-ı Semaniye’ye havale edip kısa kestiğini beyan eder ve “Ben dört senedir, bu harbin ne safahatını ve ne de neticelerini ve ne de sulh olmuş olmamış bilmediğimden ve sormadığımdan, bu kudsî surenin daha ne kadar bu asra ve bu harbe işareti var, diye daha onun kapısını çalmadım. Yoksa bu hazinede daha çok esrar var olduğu, Risale-i Nur'un eczalarında hususan Rumuzat-ı Semaniye Risalelerinde beyan ve ispat edildiğinden onlara havale edip kısa kesiyorum” denilmektedir.
Zülfikar Mecmuasında, Rumuzat-ı Semaniyenin Sekizinci Remzi’nde (Yeni Asya Neşriyat, s. 433.) Üstad Hazretleri Kur’ân’da sûre başlarında ayet olarak vahyedilen ve harekesiz harflerden meydana gelen “mukattaat-ı huruf” diye isimlendirilen harflerin ne manaya geldiği genel olarak bilinmediğinden gizli manalar ve sırlı İlâhî şifreler taşıdıklarından bahisle; “Suver-i Kur'aniyenin başlarında olan mukattaat-ı huruf gayet manidar ve esrarlı bir şifre-i İlâhiye olduğu gibi Fatiha hurufu belki Kur'ân'ın umum hurufatı kudsî ve ayrı ayrı mütenevvi binler İlâhî şifreler olduğunu Rumuzat-ı Semaniye'ye dikkat edenler hissedebilir. Ve bilhassa Fatiha-i Şerife'nin hurufu daha zâhir ve nuranî bir şifre-i İlâhî olduğunu ehl-i keşif görmüşler ve emareleri de vardır.” zikrederek, Fatiha Suresinin harfleri ve hatta Kur’ân’ın 300.000’den ziyade umum harflerinde dahi İlâhî şifreler programlandığını nakletmektedir.
Kâinat kitabının “tercüme-i ezeliyesi” olan Kur’ân’ın cüz, sure, ayet, kelime ve harflerinin arasındaki irtibatın detaylı şekilde izahı olan Rumuzat-ı Semaniye Risalesi hakkında en çok bilinen kısmı “Kevser Suresi”indeki esrarlı gaybî ve ahirzamana işaret eden yönlerin ayrıntılı izahı olan ve Süfyaniyet komitesinin deşifre edildiği “Sırr-ı İnnâ A’tayna” olan Dördüncü Remiz’dir. Halbuki Rumuzat-ı Semaniye-i Kur’âniye, Dördüncü Remze hapsedilmeyecek kadar ehemmiyetli ve bir o kadar da kıymetlidir ki, Kur’ân’a tarruz ve tecavüz edilen ahirzamanda, Kur’ân’ın harfleri adedince mu’cize olduğunun -rakamlar ve saylarla denk düşen tevafuklar ile- ispat ve izahıdır.
(Devamı edecek)