Hazret-i Mûsa Aleyhisselâmın zamanında sihrin revâcı olduğundan, mühim mu’cizatı ona benzer bir tarzda geldiği; ve Hazret-i İsa Aleyhisselâmın zamanında ilm-i tıp revaçta olduğundan, mu’cizatının galibi o cinsten geldiği gibi, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın dahi zamanında Ceziretü’l-Arab’da en ziyade revaçta dört şey idi: Birincisi belâgat ve fesahat, ikincisi şiir ve hitabet, üçüncüsü kâhinlik ve gaybdan haber vermek, dördüncüsü hâdisat-ı maziyeyi ve vakıat-ı kevniyeyi bilmekti. İşte Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan, geldiği zaman, bu dört nevi malûmat sahiplerine karşı meydan okudu.
- Başta, ehl-i belâgate birden diz çöktürdü; hayretle Kur’ân’ı dinlediler.
- İkincisi, ehl-i şiir ve hitabet, yani muntazam nutuk okuyan ve güzel şiir söyleyenlere karşı öyle bir hayret verdi ki parmaklarını ısırttı. Altın ile yazılan en güzel şiirlerini ve Kâbe duvarlarına medar-ı iftihar için asılan meşhur Muallakàt-ı Seb’alarını indirtti, kıymetten düşürdü.
- Hem gaybdan haber veren kâhinleri ve sâhirleri susturdu. Onların gaybî haberlerini onlara unutturdu. Cinnîlerini tard ettirdi. Kâhinliğe hatime çektirdi.
- Hem ümem-i sâlifenin vakayiine ve hâdisat-ı âlemin ahvaline vâkıf olanları hurafattan ve yalandan kurtarıp, hakikî hâdisat-ı maziyeyi ve nurlu olan vakayi-i âlemi onlara ders verdi.
İşte bu dört tabaka, Kur’ân’a karşı kemâl-i hayret ve hürmetle onun önüne diz çökerek şakird oldular. Hiçbirisi hiçbir vakit bir tek sureyle muarazaya kalkışamadılar.
Mektubat, s. 223
LUGATÇE:
belâgat: sözün etkili, güzel ve hitap edilen kimseye, içinde bulunulan duruma uygun düşecek şekilde söylenmesi.
Ceziretü’l-Arab: Arap yarımadası.
ehl-i belâgat: güzel, kusursuz söz söyleyenler, edipler.
fesahat: dilin doğru, düzgün, açık ve akıcı şekilde kullanılması.
hâdisat-ı maziye: geçmişte meydana gelen olaylar.
hurafat: hurafeler, aslı esası olmayan bâtıl rivayetler, bâtıl inanışlar.
Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan: beyanı mu’cize olan, açıklamasıyla aciz bırakan Kur’ân.
Muallakàt-ı Seb’a: yedi askı; Kur’ân nâzil olmadan önce, meşhur Arap şairlerinin en beğenilmiş şiirlerinden, Kâbe’nin duvarına astıkları yedi şiir.
muaraza: karşı gelme, sözle karşılık verme, benzerini yapmaya çalışma.
revaç: geçerlilik, sürüm, rağbet görme.
sâhir: sihir yapan, sihirbaz, büyücü.
ümem-i sâlife: geçmiş ümmetler, milletler.
vakayi-i âlem: dünyada meydana gelen olaylar.
vakıat-ı kevniye: kâinata ait olaylar, yaratılışla ilgili hadiseler.