Ahirzamanın dünya sevgisi ve dünya meşgaleleri arasında ahiretin işlerini de bir nebzede olsun yapmak isteyenler için Rabbim bu dünyada da imkanlar, lütuflar, ihsanlar vermiş…
Müslümanlar için belki ömürlerinde bir iki defa nasip olsa da hac ve umre yapabilmek bu lütuf ve ihsanların başında gelir ve sayılır…
Ölümü, haşri, adaleti, nefis muhasebesini, ikram ve izzeti hatırlatan ve bizatihî yaşatan bu hallerin hepsiyle insan tevhidi bütün azametiyle ve sünnet-i Resulullah’ı bütün ayrıntılarıyla anlayabilir veya yaşayabilir…
Ortada fizikî ve maddî bir kazanç olmadığı halde ehl-i iman tavafta; sadece ve sadece Hz. Âdem’e (as) emredildiği ve öğretildiği şekilde Peygamber Efendimizin (asm) yaptığı ve devam ettirdiği gibi Kâbe’nin etrafında mutaf alanında Hacerü’l-Esved’i selamlayarak sağdan sola doğru dönüyor ve tavaf ediyorlar…
Tavaf yapana sorduğunuz zaman: “Mutluyum, huzur duydum, rahatladım…” diyor… Fizikî haller, maddî güce dayanan ibadetler ve manevî neticeleri ve manevî meyveler…
Tavaf; Mekke’deki, Harem-i Şerif’teki, Kâbe’deki Mutaf alanından başka hiçbir yerde yapılamaz. Çünkü bu mübarek ve kudsî yerlere göre emredilmiş ve ancak buralarda yapılabilen bir ibadettir…
Her şeyin her şeyiyle itaati, kulluğu, ibadeti ve tevhidi anlattığı tavaf, bu halleriyle hac ve umrenin olmazsa olmaz ana umdesine teşkil eder. Tavaf yapılmayan bir hac ve umre kabul edilmez…
Efendimizin (asm) hacca, umreye, tavafa, saye ve vakfeye ilk emredildiği şekliyle uyması ve yerine getirmesi, bu ibadeti nuranî bir kuşak olarak sarıp sarmalaması ise kudsî, muhabbetli ve saadetli bir mühürdür…
Şunu hiç unutmamak gerekir; eğer tavaf ve buna bağlı ibadetlere dünyevî en küçük bir menfaat ve fayda karıştırılırsa bu ibadetler, ibadet olmaz. Bu ibadetler yalnız ve yalnız emredildiği için ve O’nun (cc) rızasını kazanmak için ihlâsla yapılırsa makbul ve kabule karîn olur…